Rabia Tüfekcioğlu

Reklam
sallana sallana geldi tek yaşadığı, içinde yalnız, şişe şişe şaraplarla tek başına öleceği dairenin kapısına kafası her zamanki gibi güzeldi bulamadı ilk başta anahtar deliğini bir süre uğraştıktan sonra dünyanın dönüşüne onun için dönmeyen dünyanın dönüşüne söve saya açtı kapısını girdi içeriye attı çantasını bir kenara açtı bir şişe şarap yetmezmiş gibi içtiği şişelerce şarap, yerdeki şarap şişeleri.. bir kadeh almaya bile tenezzül etmedi dermanı yoktu ki yaşamaya nasıl olsa o şişe de bitecekti neden kadehe doldurmaya uğraşsın? çıkardı üstünü oturdu çırılçıplak koltuğuna zaten kimse yoktu ki evde her yere saçılmış okuma kitapları ve şarap şişeleriyle bir başına oturuyordu ışığı da açmamıştı zaten bir mum yaktı oturdu şarap şişelerinin ve kitaplarının yanına. masada küllük duruyordu ağzına kadar izmaritlerle dolmuştu hatta taşmıştı tek yaşıyordu zaten kim boşaltacaktı küllüğü kendisinin de dermanı yoktu zaten dursun dedi öylece yaktı bir sigara daha aslında bu hayatı kendisi seçmişti çok da rahattı ama mutlu değildi hiçbir zaman. düşmüştü bu dipsiz kuyuya 14 yaşında. 14 yaşından beri bu haldeydi ite kaka yaşamıştı asla cesareti olmamıştı bileklerini kesmeye olmayacaktı da. zaten bu şekilde yaşamaya devam ederse şarap şişeleri ve kitaplarıyla kısa sürede bu evde ölecekti zaten. 16-17 yaşlarından beri aşık olamıyordu aşık olmayı geç hissedemiyordu hiçbir şey. sadece cesareti yoktu bileklerini kesmeye.. istemiyordu hayatında kimseyi kaçıyordu insanlardan, aşktan.. zaten kafası da kaldırmıyordu. kısa sürede yarıladığı şaraba bakarken şu dizeler geçti taşlaşmış kalbinden: Dünya tatsızlığı kristalleşirken Kimyasal bir çözeltide, Hiçbir şeyi çözemezsin Bileklerini de kesemezsin. Rabia Tüfekcioğlu
daha fazlasına dayanmaya gücü yoktu üstüne bu hikayenin kalan kısmını da merak etmiyordu fazlasıyla yorgundu. Günlük işlerini yapamayacak kadar yorgun.. Her sabah uyanmakta zorluk çeker, gece uykusu diye bir şeye sahip değildi uzun süredir. Bu saçma düzenden o kadar yorulmuştu ki üstünü giyinmeye, yataktan kalkmaya, bir yerden bir yere gitmeye bile mecali yoktu bırak fiziksel harelet gerektiren aktiviteleri konuşmaya bile mecali yoktu. Günün dörtte üçünü ölümü düşlemekle geçiriyordu ki bu da fazlasıyla yoruyordu onu zaten. Yaptığı hiçbir şeyden, yediği içtiği hiçbir şeyden tat almıyordu artık bu gencecik yaşında tüm umutlarını kaybetmişti geleceğe dair. İçtiği sigaradan, alkolden bile tat almıyordu artık zevk vermiyordu hiçbir şey ona bırak mutlu olmayı bir şeyler hissetmiyordu artık, karanlık dışında hiçbir şey görmüyordu artık. Mecali kalmamıştı artık hiçbir şeye, hiç kimseye.. Rabia Tüfekcioğlu

Rabia Tüfekcioğlu

, bir kitap okudu
Puan vermedi·96 syf.·
2020 33. kitabı
Gabriel Garcia Marquez
6.3/10 · 25bin okunma
Reklam