Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan umuttan sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür Hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?
(..)
Peki sen neden o kadar eskisin ki?
siyahlığının eskiliği ne ki senin saçlarının?
ardında buluşacak tarihi bir bulsam,
orda bir tarihe gitsem.
Bunlar neyin düşleri, gizi?
anlamı bilebililyor muyum ki?
Senin özel seslerinde sözcükleşip durulan tın ne?
Solumanla boğulduğum gökyüzü
ne kadar da bitimsiz bir ova ki.
Ne diyorum ben sana, nasıl diyorum?
Peki sen nerdesin, ben nerdeyim?
sen, ben, kimiz ki?
Banu olmak önceki şiirim,
şimdi Banulaşıyorum.
"Sabah seni kimse uyandırmadığında, ya da beklemediğinde akşam eve gelişini ve canının istediği her şeyi yaptığında bunun adına özgürlük mü dersin yoksa yalnızlık mı?"
Charles Bukowski