Ha, hayatın anlamı yok demişsiniz, ha bu anlam benden ötürü var demişsiniz, ikisi de hakikate uzaklıkları bakımından bir. Üstelik onların faraziyeleri bizim Kur'an'dan öğrendiğimiz anlamla çelişmese bile büyük önem taşımaz. Çünkü kafirlerin güven duydukları nokta zihnin Kur'ân ile uyarılan işleyişi değil bizatihi zihnin kendi işleyişidir. Mağrur olan inat eder, ama secde etmez.
Bir farklılığı inatla ve sabırla belirtmeli. Bizim kendi aklımıza dayanarak gösterdiğimiz çaba sonucunda vardığımız sonuçların anlam bakımından Vahy'in bize verdiği anlamlardan birine yakın olması büyük bir önem taşımaz. Önemli olan bizim anlamı doğrudan doğruya kaynağından edinmemizdir. Çünkü teslimiyet fikri bir mutabakat değil, Yaradan'ın iradesine kendini bırakmaktır. Öyleyse hangi parlaklıkta olursa olsun şahsi düşünceler hayatın anlamı konusunda bizi donatmakta aciz kalacaklardır.
Bizim talip olduğumuz kendi varlığımıza ilişkin meselelerdeki önemi kavrayarak kendiliğinden sahip olduğumuz ağırbaşlılıktan başka nedir? Yaşadığımızın önemini ve yapıp ettiklerimizde ölçüyü gözeterek yani edebe riayet ederek hem ciddi hem neşeli olabiliriz. Hele güleryüzlü olmanın Resûlullah'ın sünnetinden olduğu hatırlanırsa, sahte ciddiyet havasından bütün bütün uzaklaşmamız kolay anlaşılır.
Gerçek müslümanca bir hayata adım atmak için üç kişinin şüpheden arınmış ilişkisi yeter. Sonraki mesele bu içten, dürüst ve açık insan münasebetlerinin daha çok insana mal edilmesidir.