Roj baş kezebamınn
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı? Sahile vurdu kalbim,su yandı,kum da yandı. Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum, Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı. Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi. Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı. Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut. Bülbülün küllerine konan puhum da yandı. Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile. Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı. Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım, Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı. Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme. Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı. Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme. Ülkem yıkıldı heyhat! Ordugâhım da yandı. Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin, Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı. İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı. Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı. O'ndan başka ne varsa yandı, Yandık sen ve ben. O'nu göreyim diye,kıblegâhım da yandı.
Alıntı
“İçimde, adını hiçbir dile emanet edemediğim bir boşluk büyüyor; ben ona sadece ‘var olmak’ diyorum.” “Kalbim, anlamın göç ettiği eski bir şehir gibi; sokakları hâlâ kalabalık, ama hiçbir evde ışık yanmıyor.” “İnsan bazen ölümü değil, sebepsizce yaşamayı düşünmekten yorulur.” “Göğsümde taşıdığım yük dünya değil; kendime ulaşamamanın ağırlığı.” “Her sabah gözlerimi hayata değil, cevap vermeyen sorulara açıyorum.” “Ruhum, kendini aramaktan eskimiş bir yolcudur; vardığı her menzilde biraz daha eksilir.” “Belki de en büyük yalnızlık, kalabalıkların içinde değil; kendi sesine yabancılaştığın andadır.” “Zaman yaraları iyileştirmedi; sadece acının yüzünü bana ezberletti.” “Bütün yollar dışarı çıkıyordu, ben ise içime dönecek bir kapı arıyordum.” “Varoluş, bazen hiç dinmeyen bir gurbet hissidir; insan kendi ruhuna bile misafir kalabilir.”
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bildiğin yolda yürümek öyle kolay değilmiş; ezelden lâl olmuş aşk dergâhı... Kalmak da kolay değilmiş, gitmek korkakların en cesur hareketi. Bir şey yapamıyorum, o değil midir yıkılışımın kasidesi? Kudurmuş, hıncahınç sevda bildikleri hazları! O hâlde beni kağıttan bir sandala koyup atsınlar; mavinin doğuşunda ruhum bir kırlangıcın karnında soluk alsın. Mevla'nın sevgisidir, erenleri ateşböceği gibi yaşam ateşinde ayakta tutan. Neek
1000Kitap
Mavi Yaka İncili
Bu şehirde yaşamanın bir imkanı var mıydı sorusuyla uyandı. Gözlerini açmasına rağmen uykunun dağılıp gitmediği, tam tersine vücut bütünlüğünün bekasına ters düşen bir düşten uyanırcasına kendisini bir kuşkunun ortasında buldu. Nefes alış verişini saydı. Sonra saatine bakıp yeniden zamanda süzülen bir yamaç kartalı gibi kaldırımda yürüyen insancıkları dişlemeye, bebekleri kundağından söküp derin vadilerin uç alüvyonlarına bırakmaya ant içti. İnsan hiçbir şey yapmak istemediğinde, ya da bir şeyler yapma hakkı elinden alındığında hayali cinayetler işleyip bundan aklanma senaryosu kurar zihninde. O da öyle yaptı. İneceği durağa karşı bir aşk beslemişti kimi zaman. Çoğu zaman sırf ineceği durağı düşlemek için biniyordu otobüse. Birde insanların onu ineceği durakta görüp 'ne adammış bu be! - -nasıl da hatırlıyor ineceği durağı tarzındaki haklı gurur nidalarına bıyık altından gülümseyerek ve göğüslerini şişirerek 'hehehe, ne sandınız beni' diyip evine gitmeyi de bulunmaz bir nimet belliyordu. Şimdi oldu mu bu. Yani bu düşünceler ne kadar da sefilce. Yalnızca Memlük sarayında bir kölemen bu kadar tik tak ehli olup anadan üryan tepetaklak olabilirdi. O da öyle yaptı. Yaprağa yeşil rengini veren klorofile dua edip ağaçları seyretti biraz hüzünle. Biraz hüzünle yaptığı şeyleri hatırladı. Ne kadar hüzünlendiyse artık unutmayı da bir erdem sayarak ağrıyan yerlerini güneşe çıkardı. Adam hastaydı. Güneşten saklanacak kadar bile korkuyordu dünyadan. İnsanlar tarafından bir hayli hırpalanmıştı. Gözlerini hiç nazar değdirecek kadar eğitmediğinden, dilini hiç budaktan sakınmayacak kadar sivriltmediğinden kıyıda kalmıştı. Göbeği eksen eğikliğinden kaynaklı diyabet iken, torbasında rızık adını verdikleri gayriahlaki savaşın hücum boruları ötüyordu. Kaşlarını eğip topal adımlarla, kambur
Bavul
"Herkes hayatın içinde bir telaşla koşuştururken, ben sadece durup onları izliyorum. Ruhum çoktan bavulunu toplamış da bedenim mecburen burada kalmış gibi bir his. Ne gitmek mümkün ne de tam anlamıyla kalıp o eski heyecanla hayata karışmak."
Favorilerime bir yenisi daha eklendi
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı Sahile vurdu kalbim su yandı, kum da yandı, Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum Ölüme baş kaldıran dertli uykum da yandı Yurdumdan mahrum edip dolaştırdın cem gibi Ruhumla söndü alev sonra ruhum da yandı Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut Bülbülün küllerine konan puhum da yandı Böylesi bir yangın görmedi Nemrut bile Kaktüsün gölgesinde nazlı ahım da yandı Ahımdır zannederdim en belalı kıvılcım Kirpiğine dokunan kanlı ahım da yandı Bir damla su ver bana ey çöl, bari sen küsme Kalmadı hiçbir şeyim bak günahım da yandı Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme Ülkem yıkıldı heyhat, ordugahım da yandı. Köleleri her akşam duman kıldı gözlerim Başıma tac ettiğim padişahım da yandı İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı
Şiir