Kadınlar binlerce yazın gün batımlarını, binlerce baharın tomurlanmasını, asmaların iplikleşen yeşilini, şafak saatlerinin çıtırdayan seslerini hiç duymayacaklar mıydı? Ne kadar acı bunlar bilseniz, ne kadar yürek karartıcı, dayanamıyorum.
Yakın tarihi acılarla örülmüş bir halkın yine acıklı hikayelere sığınmasını Batılı sosyolojik argümanlarla açıklayabilmenin pek mümkünatı yok. Güldüren şeyleri de seviyoruz ve fakat "gerçek olan acıklı olan" diye düşünüyoruz.
Masal diye bir şey yok. Bir çaresizlik var, masal diye bir şey yok. Masalı devletler uydurdu. Masalı Birleşmiş Milletler uydurdu. Suriyeli çocuklara anlatsınlar, Gazzeli çocuklara, Afrikalı çocuklara; ellerinde ölümden başka inanacak şeyleri kalmayan çocuklara.
Bugünün dünyada yaşayacağınız son gün olduğunu bilseniz ne yapardınız? Soruyu soran Holivud filmi aktörü olsa başka türlü yanıt verir insan, camideki hoca sorsa başka türlü.
Gedikler açılıyor, çeriler hücum ediyor, kan, aman, tekbirler, zafer. Hisarın iffetli melikesiyle gürzlerin devşirme delikanlısı. Sevda. Bir sedir ağacı altında saçlara iliştirilen mavi unutmabeni çiçekleri ve pakize öpüşler. Düşman yosması ve hain çeri. Ecdada ve zürriyete ihanet. Gazap. Firar. Şimal karanlıkları, buz ormanları, donuk vadiler, kuzey rüzgarları. Gökyüzünde salınan alaca kumaşlar.