Yüzüne bakınca bir daha bakmaya fırsatın olsun diye Allah'tan ömür istediğin kadınlar vardır. Zerrin o kadar güzel. Zerrin'in saçlarına bulutlar, parmaklarına kuşlar yakışır.
Çalıştığım radyo kapanmıştı ve iş bulamıyordum. Nietzsche'yi, Camus'yü, Kierkegaard'ı, Habermas'ı, Schopenhauer'i, Bakunin'i, Hakkı Yemen'i, Süleyman Seba'yı iyi biliyordum ama bir türlü iş bulamıyordum. İş bulmak bir yana, kapkaranlık gecelerin içinde uykuyu, sokağa çıktığımda yolumu, dünya denen cehennemde kendimi bulamıyordum. Hayatım, aramak, bazen ne aradığını bile bilmemek ama sonuçta hiçbir şey bulamamaktan ibaretti.
Taksicilerin girmek istemediği sokaklar diye bir şey var bu şehirde. Bu bir ölçü, bir tanımlama biçimi aslında; taksici girmiyorsa oralarda kol gezen uğursuz bir gölge, kötü bir rüya, tekinsiz bir sokak, ölçüsüz bir öfke var demektir. Yüz yüze gelmek istemeyeceğin insanlar, dokunmak istemeyeceğin hayatlar, yan yana yürümek istemeyeceğin nefretler. Öyle şeyler.
Hayatın tuhaflığı korkutuyordu onu. Her şey bir anda değişip birbirine girebiliyor, buna rağmen dünya istifini bozmadan dönüyor; güneş doğuşunu, horozlar ötüşünü geciktirmiyordu.