İnsanların birbirini ilk tanıma anındaki mesafeyi yok eden şey neydi; konuşmak mı, bir arada zaman geçirmek mi, birbirini daha iyi tanımak mı? Siz'den sen'e geçiş gibi, ne zaman ve neden öyle olduğu anlaşılmayan bir şeydi bu.
Bunları söylerken kucağındaki iPad'i işaret ediyordu. O zaman hayatı, aşkı, ölümü, felsefeyi, edebiyatı 140 karakterlik tweet'lerle ifade eden bir kuşakla konuştuğumu daha derinden kavradım. Aramızdaki uçurum kapanmayacak cinstendi.
Hayvanların tarihselliği yoktu; dün ve bugün arasında bir fark hissetmezlerdi. Bu tarihsel bilinç insana özgüydü ve hayvanları kıskanmamız için bir sebepti. İnsanın geçmişini araştırması acı veren bir deneyimdi. Mutlu olabilmenin tek şartı ''unutmayı'' başarabilmekti.
Hangi rejim olursa olsun, çökerken böyle altüst oluşumlar yaşanır. Hatta rejimlerim çökmesi de gerekmez, İkinci Dünya Savaşı sırasında büyük yıkıma uğrayan bazı Avrupa ülkelerinde yaşanan onca dramı herkes biliyor. Ne yazık ki, kadınlar her seferinde ilave acılar çekiyorlar.