Şikâyetiniz nedir, diye sordu adam. Şimdi ben Muazzez, tanımadığım adama seni mi şikâyet edeyim? Saatler dedim, konuşuyor. Ne diyor diye sordu, anlattım ben de. Gördüğüm bütün saatleri, bütün şerefsiz yelkovanları, bütün o gamsız akrepleri anlattım. Adam işini biliyor Muazzez, kimden bahsediyor saatler diye sordu. Adını veremedim Muazzez. Senin gittiğini anlatmadım, depresyon Muazzez'den bahsetmedim, bilmiyorum dedim.
Öğlen annem aradı da kalktım yerimden. "Bize gel" dedi. Depresyonumu da alıp çıktım evden. Beni görür görmez "N'oldu?" dedi, "Yok bi'şey" dedim. "Bi'şey var" dedi. Her şey var anne. Uykum var, ağrım var, sızım var, kalbim var, hayal kırıklığım, özlemim var, ağlayasım var, açıp camları bağırasım var, üstümü başımı paralayasım, duvarları yumruklayasım, önüme gelene tekme tokat girişesim var ama Muazzez yok anne. "Ben sana bi ıhlamur yapayım, bi şeyciğin kalmaz" dedi bana. Kahkahalarla güldü depresyonum, içine de bir kaşık siyanür katarsan iyi olur anne.
Ben sanmıştım ki, kapıdan dönersin, hadi indin diyelim aşağı apartman kapısından dönersin, mahallenin köşesinden dönersin, gece çat kapı dönersin. Kapı sesi duyulmadı. Şaka yapıyorsun sandım, cenaze nefesi dinleyen insanların umuduyla odaları dolandım. Belki saklanmışsındır, sen de beni bekliyorsundur kapının arkasında falan diye düşündüm, Muazzeeeez diye seslendim odalarda. Banyo dolabının içine bile baktım Muazzez. Mutfak masasının altına baktım, çiçeklerin arkasına, yatağın altına... Hiç şakadan anlamıyorsun Muazzez, ben seni terk etsem en fazla perdenin arkasına saklanırdım ki, oraya da baktım.