Hatice profil resmi
Öğrenci
Selçuk Beslenme ve Diyetetik
Konya
37 okur puanı
03 Haz 2017 tarihinde katıldı.
  • Hatice tekrar paylaştı.
    Dünya sahnesine hoş(!)geldiniz…

    Umutlarınız nelerdi bilemiyorum ama beklentilerinizin ziyadesiyle karşılanmadığı kanaatindeyim.

    Evet, maalesef memnuniyetsizliğiniz gözlerinizden okunuyor. Bilet için para vermemiş olmanız isabet olmuş sanırım, en azından paranız cebinizde kalmış.

    Ah, ama size gelirken söylemeyi unutmuş olmalılar, buradan çıkış yok…

    Bu büyük sahnede bazen seyirci koltuğunda izleyeceksiniz olan biteni, bazen birilerinin figüranı olarak görünecek, bazen ise başrol olarak boy göstereceksiniz. Korkmayın, başta yabancılık çekebilirsiniz, hepsi çeker zaten. Ama zamanla alışacaksınız, rol yapmaya. O kadar profesyonelleşeceksiniz ki bir müddet sonra kendi yaptığınız rollere inanmaya başlayacaksınız.

    İnanmıyorsanız sahnedeki arkadaşlara sorun.

    Öncelikle söylemeliyim ki, tehlikeli sahnelerde dublör kullanma hakkına sahip değilsiniz. Dünya Sahnesi, bu tip uygulamaların oyunu basitleştirdiği kanaatinde. Bu nedenle oyununuzu iyi seçmelisiniz.

    Size bir zarar gelsin istemeyiz.

    Ama kendinize zarar vermenizi engelleyecek de değiliz.

    Son bir hatırlatma ise, yazılı senaryolar kesinlikle Dünya Sahnesi’nden içeri giremez. Burada oyunlarımız doğaçlama üzerine kuruludur.
    Her şey yeterince açık olduğuna göre başlayabiliriz.

    İyi oyunlar…
    Sahne
    Işıklar
    Ve perde


    Bazen siz de kendinizi böyle bir sahnedeymiş gibi hissetmiyor musunuz?

    Sanki bizi almışlar da bir sahnenin ortasına koymuşlar gibi…
    Kaybolmuş gibi…

    Çıkış kapısı olmayan, kuralı olmayan yıkılmaya yüz tutmuş loş ve karanlık bir sahne...

    Sanki bir oyuna başlamışız da becerememişiz gibi, her şey sarpa sarmış nasıl düzelteceğimizi bilmiyormuş gibi…
    Bir oyuna başlamışız da kaybettik demeyi bile beceremiyormuşuz gibi…

    Sabahları çayınızı veya kahvenizi içerken, otobüste bir yerlere yetişmeye çalışırken okuduğunuz ya da okumadığınız o haberler,

    Bir topluluk içinde nezaket olsun diye yukarı kıvırdığınız o samimiyetsiz dudaklar,

    Fikirlerinden, giyiminden, konuşmasından dolayı fark etmeden sevdiğiniz ya da sevmediğiniz o insanlar,

    Bizim kaybedilen oyunumuzun birer şahidi değil mi aslında?
    Bizim kan ağlayan insanlığımızın, mutsuz varlıklarımızın, umutsuz geleceklerimizin şahidi değil mi?

    Bazen, beni gelecek hakkında bu kadar umutsuz yapanın, insanlara karşı güvenimin, inancımın kaybolmasına sebep olanın ne olduğunu düşünüyorum.
    Dünyaya siyah beyaz bir distopya gibi bakmamın sebeplerini sorguluyorum.

    İşte sonra bu Dünya Sahnesi geliyor aklıma. Fark ediyorum ki hepimiz kendimizi rol yapmaya kaptırmışız da kendimizden başka kimseyi inandıramamışız. Bir takım rollere bürünmüşüz de bedenimize uyduramamışız, oynadığımız rollerin içinde kendimizi kaybetmişiz.

    Tek kişilik bir sahnenin içinde boğulmuşuz biz aslında; başkalarına kör, sağır, dilsiz olmuşuz. Ama kalpte insanız ya sonuçta, onlara yabancılaştıkça kendimizi tanıyamaz olmuşuz aslında.

    Karamsarlığımız da bundan ümitsizliğimizde.

    Biz o sahneye çıkmak, o sahnede başrol olmak için görmezden geldiklerimiz, hiçe saydıklarımız, umursamadıklarımız yüzünden bu haldeyiz.

    Aslında biz içinde olduğumuz çukuru bir sahne sanmışız da, kurtuluş için tek yolun bir olmak olduğunu anlamamışız.

    Ah, aslında anlamışız da… yanlış anlamışız; biz o bir'i kendimiz sanmışız.

    Cezamız ise bu çukur.

    Biz kurtuluş gözümüzün önünde olduğu halde onu görmemeye mahkumuz. El ele vererek kurtulabileceğimiz çukura hapsolmuşuz.

    Ne kadar acı değil mi?

    Biz bu çukurdan bize ulaşan güneşle yetinmek zorundayız. Sahi biz güneşi hiç görebildik mi, tamamen? Yoksa biz karanlığa o kadar alıştık ki en küçük bir ışık bile gözümüzü mü kamaştırıyor?

    Bizim gözlerimiz neden karanlığa hemencecik alışıyor da güneşe alışamıyor?

    Biz neden güneş çıktığında gözlük takıyoruz da, karanlık olduğunda güneşlik takamıyoruz?

    Bizim yerin altında yaşayan ve gözleri görmeyen bir köstebekten farkımız ne sahi?

    Birbirimize bile kör olmuşken…

    Tutsağı olduğumuz çukura hapsetmişken kendimizi…

    Sahnemiz viran olmuş, perdeler kararırken...
    Ve hala çıkış yokken
    Yine de
    .
    .
    Uzatsana elini…
    ....

    -İclâl
  • Hatice tekrar paylaştı.
    Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. Sanki içimde derin bir hiçlik var.

    Zülfü Livaneli
  • Hatice tekrar paylaştı.
    ”Bir gün Beethoven, bir arkadaşı ile birlikte viyana sokaklarında dolaşmaktadır. tam bu sırada bir apartmandan piyano sesi geldiğini duyar ve kafasını kaldırıp bakar. apartmanın ikinci katındaki cam açıktır ve ses oradan gelmektedir. arkadaşına, çalan kişinin muhteşem çaldığını ve onu görmesi gerektiğini söyler. ikisi birlikte ikinci kata çıkıp kapıyı çalarlar. kapıyı açan kadın, Beethoven’ı hemen tanır ve şok olur. Beethoven, piyano sesine geldiğini ve muhakkak çalan kişiyi görmek istediğini söyler. kadın, piyanoyu çalanın kızı olduğunu ve tanışmaktan mutlu olacağını belirterek onları içeri alır. Beethoven, piyano çalan kızın olduğu odaya girer. annesi kıza, Beethoven’ın geldiğini söyler ve kız çok heyecanlanır, hemen ayağa kalkar, fakat kız kördür. bunu gören Beethoven, “lütfen benden birşey isteyin” der, maddi bir şey isteyeceklerini düşünerek. kızın cevabı şu olur; “ben hiç ayışığı görmedim, bana ayışığını anlatır mısınız?” Bunun üzerine Beethoven piyanonun başına geçerek, ayışığı sonatını, doğaçlama olarak besteler.”
  • Hatice tekrar paylaştı.
    Şimdi seninle bir yolculuğa çıkacağız; yalnız, yolculuk boyunca gözlerin, kafası kesilecek bir kurban tedirginliğiyle bağlı olacak. Var mısın? Yokum diyemeyeceksin, çünkü öyle bir özgürlüğün yok. Aynı toplumda, aynı coğrafyada yaşayanlar aynı kaderi yaşamaya mahkumdur. Yaşayacaksın. Unutma ki, gözleri görmeyen insanlar, daha iyi duyarlar. Hassas olur kulakları... Sen de hassaslaşacaksın. Kalbinin en sakin zamanlarında dahi attığı sesi duyabilir misin? Duyacaksın. Damarlarından geçen kanın nasıl aktığını duyabilir misin? Duyacaksın. Öyle ya... Gözlerin kapalıysa, kulaklarını açacaksın.

    Uzun bir yol bu... Sana belki daha kısa, belki de daha uzun gelecek. Korkma, alışacaksın. Hatta bak, gözlerin karanlığa alıştı bile. Şimdiden... Sanki ana rahminden böyle doğmuş gibisin. Beyninin yarattığı bir yanılsama bu... Aldırmayacaksın. Duyduklarından rahatsız olabilirsin; sakin ol, ona da alışacaksın.

    Yol boyunca garip bir tedirginlik var üstünde. Görmüyorsun ama görmekten beter şeyler oluyor. Görmediğin şeyleri duyuyorsun. Her birini zihninde canlandırmaya çalışıyorsun. Her biri koca bir imge olup yüreğine oturuyor. Üzgünüm, işte tam da burada beynini biraz fazla yoracaksın.

    İnsanın en hassas ve en geniş duyu organı, derisidir. Öyle ki, tenine değen her bir gerçeklik rahatsız etmeye başlıyor seni. Bilinmezliğin vermiş olduğu tedirgin bir havayı soluyorsun. Önce omuzlarına ve kafana çarpan şeyler dikkatini çekiyor. Ellerinle anlamlandırmaya çalışıyorsun. Ayak bunlar... Narin ve ufak olmalarından anlıyorsun kadın ayakları olduğunu. Bir değil, iki değil... Onlarca kadın ayağı. Ne işi olur bir ayağın havada? Belki de yer yüzünde acı çekmenin isyanıdır, havada asılı kalan ayaklar... Çarpa çarpa geçiyorsun aralarından. Ağaçlarda sallanan bedenler ve ayaklar, kalabalık insan yığınları kadar rahatsız edici; kurtulmak istiyorsun.

    Kendi ayakların geliyor aklına. Unutmuşsun onları. Kaygan ve yumuşak bir varlık onlara dolanınca hatırlıyorsun. Bacaklarına doğru çıkmaya çalışıyor. Bir yılan ne kadar sıcakkanlı olabilirse, sen de o kadar şefkat duyuyorsun. Alacağını aldıktan sonra, kayıp gidiyor bacaklarının arasından.  Ardından bakabilmeyi, ne çok istiyorsun.

    Yürüdükçe yumuşamaya başlıyor toprak... Ayaklarının çıkardığı sesten sarsılıyorsun. Bir çukur çekiyor seni içine... Bilinmezliğe doğru düşmenin boşluğunu yaşıyorsun. Derinliğinden seziyorsun mezarı... Ölü bir kedinin üstüne basarak çıkıyorsun. Özgürlükse, özgürlüğe kavuşuyorsun.

    Bedenin özgür... Beynin hala tutsak... Vurma sesleri duyuluyor belli belirsiz. Sağdan soldan, soldan sağdan... Gittikçe çoğalan sesler... Çığlık sesleri arasından bir yol... bir kurtuluş... bir sığınak... bir aydınlık arıyorsun. Azalsın, sussun, bitsin derken daha da artıyor çığlıklar...

    Hep kadın bağrışları bunlar... Araya biraz çocuk ve hayvan sesleri de karışıyor. En çok kadın çığlıkları deliyor kulak zarını ve kalbini... Delirmiş kadın çığlıkları bunlar... Delirmiş... Niye delirir bir kadın? Durup dururken... Hem deliliğin cinsiyeti mi olur? Bir yerde okumuştun Hamlet de delirmemiş miydi? Roldü o... En keyiflisinden. Duydukların ise... Gerçek delilik. Akıl noksanlığı da değil. Acının insanda yarattığı her şey. Acının kadında yarattığı her şey...

    Artık... Beynen de özgürsün.

    Yolculuğumuz sona erdi. Şimdi gözlerini açabilirsin. Korkma, karanlığa alıştığı gibi ışığa da alışacak; ama bu kez de kulakların tıkanacak. Duymayacaksın. Vicdanının sessizliği bu... Önceden duyduklarınla , şimdi göreceklerini ilişkilendireceksin. Aklın yetiyorsa izleyecek, yüreğin kaldırıyorsa okuyacaksın.

    Merak etme; insansın en nihayetinde, unutacaksın!
    Sararmış bir gazetenin üçüncü sayfasında,
    buruk bir utanç olarak kalacak... hepsi...

    https://youtu.be/cGnBJOkWGGQ
Öğrenci
Selçuk Beslenme ve Diyetetik
Konya
37 okur puanı
03 Haz 2017 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 139 kitap

  • Kaos İmgesi
  • Kaos Prensi
  • Amber Kanı
  • Amber Yıllıkları 1-2-3. Kitaplar
  • Deli Kadın Hikayeleri
  • Siddhartha
  • Ütopya
  • Sarai
  • Safkan
  • Melez

Okuyacağı kitaplar 37 kitap

  • Soneler
  • Dostoyevski'nin Hatıraları
  • Bizi Çağanoz Diye Biri Öldürdü
  • Saatleri Ayarlama Enstitüsü
  • Üvercinka
  • Lanetli
  • Bir Çöküşün Öyküsü
  • Paramparça
  • Uzak Yıldızlar
  • Amerikan Vampiri

Kütüphanesindekiler 94 kitap

  • Deli Kadın Hikayeleri
  • Siddhartha
  • Ütopya
  • Son Ada
  • Sarai
  • Safkan
  • Melez
  • Avcı
  • Apollyon
  • Tesirsiz Parçalar

Beğendiği kitaplar 5 kitap

  • Satranç
  • On Küçük Zenci
  • Hayvan Çiftliği
  • Fısıltı
  • Ölmek İçin On Üç Sebep

Beğendiği yazarlar 1 kitap

  • James Dashner