… Bu insanların hayatlarına verdikleri öneme, sevinç ve korkuları coşkularıyla yaşamalarına, o bitip tükenmeyen sevdalanmalarındaki ürkek ama tatlı mutluluğa imreniyordu.
İçinde öyle bir his vardı ki, yaşamını değersizlik ve anlamsızlıkla geçirmişti; elinde canlı bir şey, öyle hoşuna gidecek ya da alıkonulmaya değer bir şey kalmamıştı.