"'It’s a little strange, though, marrying someone you don’t even know.'
'Aren’t we kind of doing the same thing?'
'No!' I exclaimed. 'The prince is not a stranger.'
'Really?' Madeline challenged. 'Then please, tell me everything you know about him, because I feel like I’ve got nothing.'
'Actually . . . me, too,' Bianca confessed.
I inhaled to begin a long list of facts about Clarkson . . . but there wasn’t much to tell."
Sonunda mantıklı bir soru soran birisi·Kitabı okudu
“'I’ve been in love with him since I was seven years old. I whispered a happy birthday song to him every year into my pillow so my sister wouldn’t laugh at me for remembering. When I started learning cursive, I practiced by writing our names together . . .'"
"America'yı altı kelimeyle ifade et.
Birinci Kitabın Başında: Bana bunu yaptırmayın.
İkinci Kitabın Sonunda: Bunu gerçekten yapabilir miyim?
Aspen'i altı kelimeyle ifade et.
Birinci Kitabın Başında: Senden asla vazgeçmeyeceğim.
İkinci Kitabın Sonunda: Lütfen benden vazgeçme.
Maxon'ı altı kelimeyle ifade et.
Birinci Kitabın Başında: Umarım benden hoşlanırlar.
İkinci Kitabın Sonunda: Ben kimden hoşlanıyorum?"
Çok gerekli değildi ve aşırı bir şey de öğrenemedik. Aspen'e sinir oldum gerçekten. Her cümlesinin başı America. America böyle, America şöyle. Sonraki söyleşi kısmını da sevdim, öğrenildiğim tek yeni şeyler oradaydı.