Üzerime milletimin sıradan bir ferdi etiketi yapıştırılmasına peşinen razı idim. Giderek bu etikete özendim. Onu ele geçirmenin çaresini bulma derdine düştüm. Binaenaleyh, ömrüm tükendi ise içimde özgün bir yol açma düşüncesi barındıracağım veçhile tükendi. Yolun açık olduğu mesabesindeki avuntu kolayca oyaladı beni. Sırasıyla şair, komünist, Müslüman kıyafetine girmem bunlar dışında bir şey, bunlardan başka şey olacağım da yolsuz kalacağım tehlikesini atlatmam demekti. Her safhada tehlikeyi atlatan ben idiysem yanında bulunduğumun ve benim yanımdakinin de kendini emniyette hissetmesini işin tabiatı sayıyordum. Kazın ayağı öyle değilmiş. Beni kim ettiyse her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır atasözüne kurban etti. Has yiğidin yoğurt yiyişine bakılmazmış. Meğer bir yoğurt kendini kim yediysen onu yiğit ilan ediyormuş. Kısa bir müddet veya daha kısa bir müddet yakınımda duranlar benim açık sandığım yoldaki yoldaşlarım değillermiş. Onlar benim bir belayı savuşturmakla meşgul olduğumun farkına varmayarak, kendileri gibi bir dünyalık hevesiyle iştigal ettiğim fikrine saplanmışlar. Dolayısıyla onlara dünyanın fenalığı beka hissi bindirmiş. Zamana uymak adına başlarına gelen her şeyi nimet biliyorlar.
-Mış gibi dahi olsa bir Türkiye kalsın, haritadan silinmesin diyorsanız, bilin ki, korktuğunuz başınıza gelecek. Eğer -Mış gibi Türkiye'nin yerini Türkeli aldığında Türk düşmanlığı sükut edecek fikrine sahip iseniz başını örten kızın felsefe bilmesinin yolunu açacaksınız. Yol açmak? Yoldaşsız yol açmanın mümkünü var mı?
Kılınan namazlar, örtülen başlar bir siyasi manevra malzemesi biçimine sokulunca Türk toprakları aleyhine işlenen suçları görünmez hale getirmek kolaylaştı.