Düşünsenize Yavûz Sultân Selîm Han, Memlük Seferi’ne çıkarken Hafsâ Sultân’a “Hâtun, ben gidiyorum.” diyor.
“Nereye hünkârım?”
“Mısır’a gidiyorum.”
“Yolun açık olsun hünkârım.”
“Bir isteğin var mı?”
“Nesi meşhûrsa getirin hünkârım.”
“Hanımları meşhûrmuş.”
“Âşk olsun hünkârım!”
Tabiî mevzû böyle değil. Hünkâr vedalaşıyor, çıkıyor yol ve zor bir sefer. Mercidâbık var, Ridâniye var, Sina Çölü var… İşin netîcesinde “Hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerîfeyn” olmak var. Ve bu yol da öyle kolay çıkılmıyor.
Sayfa 38 - MECRA KİTAP, İnsan Yayınları·Kitabı okudu
Bizde genelde şöyle oluyor.
“Hanım, ben gidiyorum.”
“Nereye gidiyorsun?”
“Erzurum’a gidiyorum, bir şey ister misin?”
“Oranın nesi meşhûrda ondan bir şeyler…”
Hanımlar bunu severler. Erzurum’un tapusunu götürsen bir işe yaramaz da yarım kilo küflü peynir alıp gelsen çok mutlu olurlar, adam bana değer veriyor diye. Bu kıymetli bir şey.
Sayfa 38 - MECRA KİTAP, İnsan Yayınları·Kitabı okudu
Pâdişah-ı âlem olmak bir kuru gavgâ imiş,
Bir velîye bende olmak cümleden âlâ imiş.
(Cihân pâdişâhı olmak kuru bir kavgaymış. Bir velîye tâbi olmak her şeyden yüceymiş.)
Sayfa 48 - MECRA KİTAP, İnsan Yayınları·Kitabı okudu