ruzuşeb

"Lavabolarınız akıyor mu?" Bu basit soru beni sarsıcı bir uyanıklığa itti. Yeni tıkanışlar geliyor olmasındı. Yoksa bir kez daha o sabır ipine mi sarılacaktım? Burada beklerken yapmam gereken bir sürü işin biriktiğini hissediyor ve havada apayrı bir şeyin kokusunu seziyordum.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"İman, aşk, terk ve dert. İnsanın haram da olsa âşık olması, kalbinde aşktan eser olmaması kadar kötü değildir... Allah hikmetini onun derdini çekmeden ayan etmez... Aşktan haber verin bana... Nerede aşkınız! Gökler, yer ve ikisi arasındakilerin hepsi aşkın yanında hafif kalır... Kalbin de kurbanı vardır, unutmayın... Ölüm meleği ismimizi okuduğunda ne edeceksiniz?... Ne zaman yaşamaya başlayacaksınız? Bir düşünün..."
Bunu o zaman fark edememiştim ama daha sonra anlayacaktım. Tıkanışlar yaşıyordum ve tutunacak tek ipim sabırdı.
İman, iğne demekti, plak da tarikattı. Eğer kişinin imanı kuvvetli değilse -eski iğnenin plak üzerinde kayması gibi- o da tarikattan sapabilirdi. Nitekim kendisi de müridlerine sık sık şunu soruyordu: "Neden yaşamaya başlamıyorsunuz?" Bu sorunun içinde bir ders saklıydı aslında, zira imana erişemeyen kimse gerçekte yaşıyor değildir.
Yaşadığım akıl karışıklığı bir tür güvensizlik işaretiydi, zira bu, kendimden şüphe duymam anlamına geliyordu. Ayrıca üzerime aldığım görevin Şeyhimi memnun etmek yoluyla Allah'ın rızasını tahsil etmek demek olduğunu -Şeyh'in rızasını kazanmak değil- tam anlamıyla anlayamamıştım. Burada bazı ince ayrımların dersi saklıydı -Allah'ı memnun etmek, kendini memnun etmek ve başkalarını memnun etmek. Dervişler arasında söylenen bir söz göre, doğru adım nefsi terk yolunda atılan adımdır; kişi bundan ne kendine bir öğünme vesilesi çıkarmalı, ne de nefsini tümüyle hatırdan çıkarmalıydı.