Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsansız Gaflet Çölü'nden Seçkinler Yaylası'na uzanan yolda, duamın lütfuna ermek, ancak bir peygamberin, onun ashabının ve velilerinin himmetiyle gerçekleşebilirdi...
Kadim dostlarımdan biri, bir gün bir hâtırasını anlatmıştı. Yıllar önce, zulümden bunaldığı bir an, kulağına bir ses gelmiş. Ses: "Bu şehre yirmi üç saat kir yağar, bir saat nur yağar; nur kiri bastırır," demiş. Dün gece aynı ses, bu fakire şöyle dedi: "Biraz derecesini yükseltebilen görür ki, âleme her an nur yağmakta, kirse bu âlemde hiç yer tutmamaktadır."
Yüksek bir yerden şehre bakıyorum. Hayret... Bu fakir, on yıl öncesine kadar, buradan şehre her baktığımda, iğrenç bir mimarinin sakil göstergelerini, meydanlarda cirit atan cinleri, şeytanları; küfre, sefahata dalmış nefs-i emmare sakinlerini izliyordum... Şimdi her şey değişmiş. Bütün bunlar yok olup gitmiş. Şehre bakınca, semaya yükselen Allahu Ekber volkanlarını, ortada akan Lâ İlâhe İllallah Okyanusu'nda boğulurken, "Hayret! Hayret! Hayret!" diye haykıran münkirlerin nidaları, Cennet kuşlarının cıvıltılarına karışıyor. Anlıyorum ki on yıl içinde değişen, şehir değil benim. Bütün sır, kalp gözünde, kalp kulağındadır deniliyor.
"Nârı nura çeviren" sırrın kelime-i tevhîd olduğunu, salavat-i şerifenin ve kelime-i tevhîdin, ateş denizini yaran rahmet olduğunu bu zâtın ağzından duyup kalben idrak ediyorum. Böylece ateş denizinde defalarca yaşadığım korkular, nihayet ümitlerin en büyüğüne dönüşüyordu.