ruzuşeb

"Beni tutsak ediyorsa o daire, düşüncenin kısır döngüsüdür. Ancak bütün kısır döngüler zaman girdaplarına ,işaret ederler. Onları yabana atmamak gerek. Onlar da yaşamın doğal bir gerçeği. Daire bana mıtlaklığı çağrıştırıyorsa ona 'Felek Çemberi' demek daha doğru olur. Daire usul usul dönüyor ve birtakım duaları düşündürüyorsa tanrısallığa açılan küçük bir kapıdır. Bütün bunların hepsi o dairede bir arada var oluyorsa o daireyi bir tür benliğin çekirdeği olarak düşünebilirsin. Bilirsin, biz Doğulular benliğimizin tanrısal özünü hiçbir şeye değişmeyiz. O öz indirgenemez. İstesek de bu elimizden gelmez. Biz Doğulular kendimizi Tanrı ile doğa arasında bir berzah gibi algılarız. Berzahın dokunulmazlığı vardır. Hepsinden önemlisi kutsaldır. "
Reklam
Kutsal kitabın altın ve gümüş yaldızlı sayfası... Kurutulmuş bir çiçek... Annemin işlemeleri... Kanaviçeler... Çin işleri... Göz nuru kuşlar... Serin beyaz bir avluda portakal renkli ışık oyunları... Annemin yumuşak sesi... Yalnızca beni, adımı çağıran sesi...
Her seferinde, büzüldüğüm köşede, tufanın kopuşşunu, kâinatın yeniden yaratılmasını, göğün yarılmasını, çamura can verilmesini bütün hücrelerimle yaşayan ben değil miyim? Yaradılış ve diriliş her seferinde tüm aşamalarıyla yinelenmiyor mu?
Ateist- hümanist inançlar taşıyan tabipler için ben, zaman zaman din paranoyasının eşiğinden ötelere geçen biriyim. -Bir delinin hakikate bakışı hiçbir felsefi tutarlılık taşımaz- İnançlı din çevreleri içinse gelişigüzel sayıklayan herhangi bir hastayım. Tasavvufta, yaşanan "hal"ler, seküler düşünce açısından irdelenmez, sorgulanmaz, onlar yalnızca yaşanır, dinsel bir âdab içinde, tarikat çevresinde çözümlenir, inançların bağlamı içinde yorumlanıp değerlendirilir.
Bu vesileyle bir kez daha anlarız ki evliyaların çağlar ötesinden beri uzanan ışıklı ve engin himmetleri üzerimizde olmasaydı, bugün içinde yaşadığımız dünyanın yüzü, kat kat cehennemlerin dehşetengiz karanlıklarından ibaret olurdu...
Reklam