Bana doğduğumdan bu yana hiç kimse doğrudan Allah'ı telkin etmedi. Allah'tan başka her şey bana öğretildi. Ve bu yüzden deliliğim, sonunda, bana bir ebedi hayat bilinci olarak geldi.
Süreç, çığlık, ses. Ancak o sürecin içinde devinen büyük kâinat nizamını, kıyameti ve yinelenen nizamı anlatmak ne zor. Bir delinin, belki en çok sahip olduğu şeyi, kıyamet bilincini anlatmak ne zor.
Yine ayakucumda, ayakucumdaki duvarda, kitap raflarım sık sık gözlediğim. Hala orada mı diye kontrol ettiğim kitaplarım. Kemal Tahir, Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabî, İsmet Özel ciltleri. En sevdiklerim, hep yanımda olsun istediklerim. İsmet Özel'in her sabah ve her akşam yeniden okuduğum dizeleri: "Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar..." Her akşam bir iki saat karıştırdığım Fusûsül'l- Hikem.
Akıllılardan çok farklı olduğumun bilincini her an taşıyarak onları gözetliyorum. Duygularımı ve düşüncelerimi, sürekli, akıllıların dünyasına özgü tarzda kodlamaya çalışıyorum. Başka türlü, iletişim kurmak, konuşmak imkansız olur. Ben başkalarını gözetlerken, bir başka göz beni gözetliyor. Beni gözetleyen o öteki gözü gözetleyen başka bir göz daha var. Daha ötelerde, beni gözetleyen o öteki gözü gözetleyen, o öteki gözden daha öte bir göz daha var; birçok göz var. Küçük parçalara bölünmüş benliğimin her hücresi ayrı bir realiteyi yaşıyor.