"Erkekle kadın arasında öyle hassas bir cazibe muhiti var ki, en değersiz sebeplerle renk gibi ucar. duman gibi dağilir, Artık hiçbir fedakârlık ve gayretle iâde edilemez. Karşınızdakine hicbir takip ve serzeniş hakkı vermez."
"Bu, ne kadar çok isteyen, verilemeyecek, bulunamayacak kadar çok isteyen, doyurulamayacak kadar aç, okşanamayacak kadar sinirli ve hodgâm bir ruh. Bu ruh insanın dış ve ön benliği içinde öyle bir ikinci <en> yapıyor ki, bu <ben>, iyi kötü her şeye düşman ve yabancı kalıyor."
"Öyle bir hâkim tasavvur et ki, karşısına çıkarılan suçluların cezasını kendisi yüklensin. Ne tuhaf değil mi? Kendisi yükleniyor. Çünkü biliyor ki, o suçlular, elindeki kanunun hikmetinden hiçbir şey anlamazlar. Mesûl değillerdir."
"Ben ne vaptım? En sağlam basamağı ayağımdan kaydırdım. Körlüğü zedeledim. Simdi görünen şeye nasıl bakayım? Insan kaderini bir rüya gibi uykuda bulur. Bu rüyayı uyanık nasıl seyredeyim? Allahla kalabalık arasında kaldım. Boşlukta nasıl durayım?"
"Beni bu gülünç kadere insan irâdesi sokmadı. Tepemde başka bir irâde var. Onu bir kanat gölgesi gibi, üzerimde duyuyorum. Fakat elimle tutamıyorum.. O böyle istiyor."