• Hz. Osman (r.a.), iffet ve hayâ yönünden de örnek bir şahsiyettir. Allah Resûlü (s.a.v), meleklerin bile ondan hayâ ettiğini haber vermiştir.[9]Hz. Ayşe (r.a) anlatıyor:
    “Ebûbekir (r.a), Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yanına girmek üzere izin istedi. Bu esnâda Allah Resûlü (s.a.v) yatağı üzerinde yatmakta idiler. Üzerinde benim elbisem vardı. Resûlullah (s.a.v) hâlini hiç bozmadan izin verdiler. Meselelerini hallettikten sonra Ebûbekir (r.a) gitti. Bir müddet sonra Ömer (r.a) içeri girmek için izin istedi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v) aynı hâlini hiç değiştirmeden ona da izin verdiler. Hz. Ömer’in (r.a.) ihtiyacını da gördüler. Sonra o da gitti.
    Bir müddet sonra Osman (r.a) izin istedi. Bu sefer Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v) yatağından doğrulup oturdular. Üstlerini başlarını düzelttiler. Bana da: «Elbiseni üzerine topla!» diye emrettiler. Hz. Osman’a (r.a.) da girmesi için izin verdiler. Onun da ihtiyacını gördüler. Osman (r.a) da gitti.
    O gidince ben dayanamayıp:
    «–Ey Allah’ın Rasûlü! Ebûbekir ve Ömer gelince vaziyetinizi değiştirmediğiniz hâlde Osman gelince kendinize çekidüzen verdiniz. Sebebi nedir?» diye sordum.
    Peygamber Efendimiz (s.a.v):

    «–Osman çok hayâ sahibi birisidir. Ben istifimi hiç bozmadan önceki hâlimde iken içeri aldığım takdirde ihtiyacını arzetmeden gideceğinden korktum. Kendisinden meleklerin hayâ ettiği kimseden ben de hayâ etmeyeyim mi?» buyurdular.” (Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 36; Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe, 7)

    Osman (r.a), evinde yalnız kalıp kapısını kilitlediğinde, hattâ gusül abdesti alırken bile, elbiselerini tamamen çıkarıp üzerinden atamaz, belini doğrultamazdı. Çünkü yüksek hayâ duygusu onu bundan menederdi. (Heysemî, IX, 82; Ahmed, ez-Zühd, s. 126)Hz. Ebûbekir (r.a.) halife seçilince Hz. Osman (r.a.) ona bey’at etti. Hz. Ebûbekir, halifeliği boyunca onunla hep istişarede bulunurdu. Hz. Ebûbekir’in vefatından evvel, Hz. Ömer’i (r.a.) halife tâyin ettiğini bildiren belgeyi Hz. Osman (r.a.) kaleme aldı. Ebûbekir (r.a.), Hz. Osman’ın (r.a.) yazdıklarını ona tekrar okuttuktan sonra mühürletti. Osman (r.a.), yanında Hz. Ömer ve Üseyd bin Saîd (r.a.) olduğu hâlde dışarı çıktı ve oradakilere “Bu kâğıtta adı yazılan kimseye bey’at ediyor musunuz” diye sordu. Onlar da “evet” diyerek bunu kabul ettiler.[10]
    Hz. Ömer (r.a.), son haccında Allah Resûlü’nün hanımlarının da hacca gitmelerine izin verdi. Yanla­rında da Hz. Osman ile Abdurrahman ibni Avf’ı (r.a.) gönderdi. Osman (r.a) ara sıra:
    “Dikkat edin, kimse hanımlara yaklaşmasın ve bakmasın!” diye nidâ ediyordu. Mü’minlerin anneleri ise, develerin üstündeki hevdeclerde idiler.[11]
    Şüphesiz Peygamberimizin yanında, damadı ve halifesi olan Hz. Osman’ın kıymeti çok büyüktü. Bedir Savaşı esnasında rahatsızlanan ve vefat eden Hz.Rukiye’den sonra Peygamber damadı olma şerefine tekrardan nail olan Hz.Osman, ikinci kez Peygamberimiz tarafından diğer kızı Ümmü Gülsüm (r.anha) ile evlendirildi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Peygamberimiz(s.a.v) şöyle buyurmuştu: “Eğer kırk tane kızım olsaydı birbiri peşinden hiçbir tane kalmayıncaya kadar Osman’la evlendirirdim.”3 Peygamberimiz(s.a.v)’in iki kızıyla evlendiği için kendisine “iki nur sahibi” anlamına gelen “Zinnureyn” denilmiştir.
  • Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehlibeytimden bir kişidir. O insanların ihtilaf ve içtimai sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar. O yeryüzünü, kendinden önce zulüm ve baskı ile doldurulduğu gibi, adalet ve insaf ile doldurur. Ondan yer ve gök ehli razıdır. Ve O malı "Sahâhan" olarak taksim eder. Dediler ki: "Sahâhan nedir?". Buyurdu ki: "Seviye üzere" demektir. Ve ümmeti Muhammed (s.a.s.)'in kalblerini zenginlikle doldurur ve adaleti onları ihata eder. O kadar ki bir munadiye: "Kimin ihtiyacı varsa bana gelsin" diye nida etmesi emrolunduğunda, bir kişiden başka kimse gelmez. O kimse istekte bulunur. O da "Sâdin'e (hazinedara) git, sana versin" der. O da gider ve: "Ben Mehdi tarafından kendisine istediği verilmesi için gönderilen kimseyim" dediğinde hazinedar: "Al " der. O da alır. Fakat aldığını taşımaya gücü yetmez. Bunun üzerine taşıyabileceğini alır, fazlasını geri bırakır. O malla çıkar ama sonra pişman olur ve: "Ümmeti Muhammed'den (s.a.s.) nefis cihetinden en aç gözlüsü herhalde benim. Onların hepsi de bu mala davet olundukları halde benden başkası buna icabet etmedi" diyerek aldığı malı iade etmek ister. Hazinedar da: " Biz verdiğimizi katiyyen geri almayız" der. Bu devir altı, yedi, sekiz veya dokuz sene devam eder. Bundan sonraki hayatta ise hayır yoktur.
    Ravi: Hz. Ebû Said el Hudri. (r.a.)
    Sayfa: 7 / No: 7
    Ramuz El-Ehadis
  • — Abla, var ya, sıcak vurunca, boyaların birbirine karı­şıyor. Neye benzediğin ise hiç belli değil. Bak, biraz önce Allah'u Ekber diye nida ettiler, yani Allah (c.c.) en büyüktür.

    — Bunu biliyoruz, kafa ütüleme.

    — Allah (c.c.), en büyükse, O'nun sözü tutulmalı değil mi? İnsan en büyüğüne itaat eder, üstelik biz kuluz, aci­ziz.

    — Yani?

    — Öyle aciziz ki, Azrail (a.s.) geldiğinde, git, ben ca­nımı sana vermem diyemeyiz, diyemediğimiz gibi, başı­mız sıkışınca, hemen Allah’tan yardım diliyoruz, bu da acizliği­mizin göstergesi.

    — Daha, gencim kızım.

    — Gençlerin Allah'a ihtiyaçları yok mu?

    — Çok konuştun, kes.
  • -“Allah Celle Celâluhu, bir kula da buğzetti mi Cebrâil Aleyhisselâm’a: “Ben falancaya buğzettim sen de buğzet!” diye seslenir. Ona Cebrâil de buğzetmeye başlar. Sonra Cibrîl sema ehline nidâ eder:”Allah Celle Celâluhu falan kimseye buğzetti, siz de buğzedin!” Sonra yeryüzüne onun için buğz vaz’edilir.”

    -(Allahü teâlâ bir kulunu sevdiği vakit, günah o kula zarar vermez.) [Deylemî]

    [Yani Allahü teâlâ, o kuluna günah işletmez demektir. Peygamber efendimizin (Ya Rabbi, bugünden sonra Osmana günah yazma!) buyurması da böyledir.

    Bu hadis-i şerif, Hz. Osmanın günah işlemiyeceğini gösterir.]

    **Bir kulu Allahü teâlânın sevip sevmemesi nasıl belli olur?**

    **- Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:**

    -(Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu çeşitli dertlere maruz bırakır.) [Taberânî]

    -(Allahü teâlâ, bir kulu sevdiği vakit, onu dertlere müptela kılar. Kul sabrederse, ondan razı olur.) [Deylemî]

    -(Allahü teâlâ bir kulunu sevdiği vakit, o kulun kalbinde, iyiye yönlendirici, kötülüklerden uzaklaştırıcı bir kuvvet verir.) [Deylemî]

    -(Allahü teâlâ, kuluna hayır murad ettiği vakit, kusurlarını ona gösterir.) [Deylemî]

    -Ebu Ümame’den aktarıldığına göre, Peygamberimiz (asv) şöyle buyurdu:

     -Allah’ı kullarına sevdirin ki Allah da sizi sevsin.(suyuti el camius sağir,1/251)

    **Allahın sevdiği ve sevmediği 3 kişi kimlerdir?ibn-i Ömer in rivayetine göre:
    **Resulullah sav şöyle buyurdu:Kıyamet günü misk tepesi üzerinde 3 kişi vardır:Öncekiler de sonrakiler de onlara imreneceklerdir.Her gün her gece 5 vakit namaza çağıran müezzin,kendisinden memnun olan cemaate imam olan kişi, Allah’ın ve efendisinin hakkını yerine getiren köle.(müsned,4568),        Abdullah ibni Mes’ud’dan rivayet edildiğine göre:Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:Üç kişi vardır ki Allah onları sever:Geceleyin kalkıp Allah’ın kitabını okuyan adam, sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizleyen kimse,bir müfrezede bulunup arkadaşlarının kaçması üzerine düşmanı tek başına karşılayan kişi.(Tirmizi rivayet etmiştir.)

    **Ebu Zer(r.a.)dan rivayet edildiğine göre Resulullah(s.a.v.)şöyle buyurmuştur:
    **Üç kişi vardır ki Allah onları sever.Üç kişi de vardır ki Allah onlara buğzeder.Allah’ın sevdiği kimselerden birincisi bir toplumdan bir şey ister, bu istediği şey Allah içindir aralarındaki yakınlıktan dolayı değildir.Onlar da bu adama bir şey vermezler.Bir adam onlardan geri durarak gizlice bir şeyler verir, bu verdiğini sadece Allah ve verdiği kimse bilir .İkinci kimse:Bir toplum geceleri yürürler sonra uyku onlara galip gelir ve başlarını eğerek uyurlar ancak bir adam kalkar benim rızam için ayetlerimi okur ve amel etmeye çalışır,üçüncü kimse ise bir müfrezede bulunur düşmanla karşılaştıklarında yenilirler fakat o ileri atılarak devam eder ya şehit olur veya Allah  o kimseye fetih nasip eder.Allah’ın gazaplandığı üç kişi ise zina eden ihtiyar, büyüklük taslayan fakir,hakka tecavüz eden zengin.(Nesai,kıyamul leyl.)
  • Ebû Hureyre radıyallahu anh demiştir ki: Peygamber Efendimiz
    sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
    “Allah, bir kulu sevdi mi Cibrîl’i aleyhisselâm çağırıp: ‘Ben filanı
    seviyorum, sen de sev!’ buyurur. Cibrîl de emre riayeten onu
    sever. Sonra sema ehline ‘Allah Teâlâ filanı seviyor, siz de sevin ̦
    diye nida eder. Sema ehli de ona muhabbet besler. Derken yeryü-
    zünde o kimse için hüsnükabul vaz edilir (yerdekilerin gönlünde
    o kimseye karşı bir sevgi hâsıl olur). Buna mukabil Hak Teâlâ bir
    kula buğzettiği zaman Cibrîl’i aleyhisselâm çağırıp ‘Ben filanı sev-
    miyorum (buğzediyorum), sen de sevme!’ diye emreder. Cibrîl
    de bu emir üzerine artık o kimseye buğzeder. Sonra ehl-i semaya
    ‘Hak Teâlâ falanı sevmiyor, gayri siz de sevmeyin. ̦ diye seslenir.
    Bu çağrıdan sonra o, yeryüzünde sevilmeyen ve buğzedilen bir
    insan olarak muamele görür. ” [Buhari, Edeb 41, Tevhîd 33; Müslim, Birr 157]