Hatice Sare, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Alınların ortasında bir saat kulesi
İnsanlar sonsuzluğa bakıyor hâlâ

Pervane, Şükrü Erbaş (Sayfa 35)Pervane, Şükrü Erbaş (Sayfa 35)

Didem Madak
YÜZÜM GÜVERCİNLERE EMANET
Gecenin vitrinine konulmuş
Büyük bir yakut parçasıydı sabah
Mahalle kahvelerinde
Sıcak çaydan adamların
Yüzleri ağarırdı ilk ışıklarla
Gençlerin güzellerinin makbul olduğu
Tek ülkeydi ülkem
Benimse yüreğim
Koltuk altına sıkıştırılmış,
Yenik bir tavla maçı ertesiydi.

Kumların görmeyeceği yerlerime dokunurdu sabah
Akşamdan kalma titrek ellerini
Sevecenlikle dolaştırırdı kirlenmiş atmosferimde
Dişler arasında çıtırdayan bir çekirdek gibi
Açardım gözlerimi birden
Kırık tahta masalara öykünür, bir sigara yakardım
Dudaklarıma yapışır, yakardı dudaklarımı
Gu-guk-guk! gu guk-guk! taneleri
Sarhoşluğuyla avunurdu tırnaklarım
Bardak diplerinden vişme-cin pıhtıları kazırdı
Herşey açıklığa kavuşurdu

Gözlerim ormanda kaybolmuş çocuk gözü renginde
Acemi ve pazartesi olurdu
Kara sürmeler çekerdim gözlerime
İzinliydim nasıl olsa dezavantajı bol şiirler yazmaya

Tartıl be abla! derlerdi
Karınca gibi ince belli çocuklar
Güvercinlere yem at
Sevgiline bir gül hediye et
Bulvar yolundan geçen otobüslere
Hiç binmemiş olduğumu bilmezlerdi
Üzümlerden ayrı bir üzümdüm
Bilmezlerdi
Bir üzüm yüzsüzlüğüyle:
Tartın beni derdim
Tartardı çocuklardan biri
Binalar eğilir bakardı iç çekerek
Camları ışıldardı.
Küçük, nasırlı bir avuçtan
Avuçlarıma dökülürdü tüm şehir
Alır yüzüme sürer
Güvercinlere emanet ederdim yüzümü
Aç gagalarını ıslatırdı gözyaşlarım

Kurumlu bir saat kulesi kur yapardı bana,
Çeyrek geçmişiyle övünen o topal.
Bir gül uzatırdı çocuklardan biri
Ellerimden güle yalnızlık batardı
İçi bulanırdı yalnızlığımın
Kusardı serseriliğini en görkemli meydana.

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
 15 May 12:41 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Abdülhamid'in saat kuleleri koleksiyonunun en zarifi İzmir'de ise, en ilginçlerinden birisi de, küçük kızı Hatice Sultan'ın bir kaza sonucu ölümü üzerine yaptırdığı İstanbul Şişli'deki Hamidiye Etfal Hastanesi'nin bahçesinde bulunmaktadır. Bugün adı Şişli Etfal Hastanesi yapılan bu kurumun bahçesindeki mescidin minaresi, aynı zamanda çok amaçlı bir saat kulesi olarak tasarlanmıştır.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
15 May 12:38 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Saray saat kuleleriyle birlikte estetik açıdan en zarifi, hiç şüphesiz zmir'de, Konak Meydanı'nda bulunan ünlü saat kulesi olup. Raymond Charles Pere adlı İzmir Alsancak doğumlu bir mimara 1901 yılında yaptırılmıştır. Kuzey Afrika ve Endülüs mimarisinden güçlü esintiler taşıyan kule, Oryantalist üsluba sahiptir. Ancak görkemini taçlandıracak olan Sarı Kışla'daki 25 çeşmeli sekizgen bir havuz (çünkü Sultan'ın 25. cülus yıldönümüdür!), bugüne ulaşamayarak kuleyi yalnız bırakmıştır. Böylece bu Levanten şehrimize dahi en güzel saat kulesiyle Sultan II. Abdülhamid'in silinmez bir damga vurduğunu görmekteyiz.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
15 May 12:29 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Abdülhamid tahta çıkışının, yani cülusunun 25. sene-i devriyesinde (1901) valilere, vilayetlerine birer saat kulesi yaptırmalarını ferman eylemiştir. Ancak bu tarihten kısa bir süre önce yine Sultan Abdülhamid'in isteği üzerine İstanbul'da Yıldız (1890) ve Dolmabahçe (1894) saat kuleleri yükselmeye başlamıştır bile.

Bu saat kuleleri Çorum'dan Amasya'ya, Balıkesir'den Çankırı'ya, Kütahya'dan Adana'ya, Ladik'ten İzmir'e, Niğde'den Gerede'ye, Safranbolu'dan Aydın'a, Gümüşhacıköy'den Bursa'ya, Göynük'den Ankara'ya, Merzifon'dan Bilecik'e, Sungurlu'dan Tokat'a, Vezirköprü'den Yozgat'a, Edirne'den Çanakkale'ye kadar Anadolu'nun belli başlı yerleşim merkezlerinde şehirlerin ayrılmaz parçaları olarak yerlerini almışlardır.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan
Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
05 May 23:26 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

‘Ne kadar birbirine benziyor görünse de her şehrin saat kulesi de ötekinden farklıdır; Çanakkale’dekiyle Niğde’ninki bir değildir. Bilecik’inki Kars’takine benzemez. Ben bir şehre ilk gittiğimde, saat kulesi var mı, yok mu ona bakarım. Varsa, ne zaman yapıldığını sorarım; yapılışının hikâyesini hatırlayan, bilen varsa bulurum o kişiyi, anlattırırım. Saat, sade zaman mı ölçer sanırsınız?’

Kadından Kentler, Murathan Mungan (Sayfa 159 - Metis Yayınları, 7.basım, 2016.)Kadından Kentler, Murathan Mungan (Sayfa 159 - Metis Yayınları, 7.basım, 2016.)

Barış manço ve spiker
Barış Manço Fransa’da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur. Küstah bir spiker vardır ve Barış Manço ile dalga geçmektedir. Sürekli, ” İşte Türk, yani barbar, vahşi vs… ” demektedir… Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere

“Yanınızda kâğıt para var mı?” diye sorar! Bu soruya spiker şaşırır ve “Evet var ama n’olacak ” der. Barış Manço ısrar edince spiker cebindeki kâğıt paraları çıkartır. Bu olaydan az önce Barış Manço canlı yayında “Anahtar” adlı şarkısını söylemiştir. Bu şarkının bir bölümü şöyledir: “Beş Akif- bir Saat Kulesi, iki Kule-bir Fatih, beş Fatih-bir Mevlana, İki Mevlana-bir Sinan” (Barış Manço / Anahtar şarkısı / Darısı Başınıza Albümü / 1992). Bu şarkı bir matematik sorusudur ve şarkıda adı geçen kişiler o dönemdeki Türk parası olan banknotların arkasında fotoğrafı olan kişilerdir…

Barış Manço spikere sorar:

” Bu paranızda fotoğrafı olan kişi kim? ”

Spiker: “General .”

Barış Manço diğer paralardaki fotoğrafları olan kişileri de sorar, spikerin verdiği cevaplar hep aynıdır,

“General, Amiral, “Komutan” Spikerin bu “falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan” cevabından sonra, bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarını çıkarır…

Barış Manço der ki:

Bu parada fotoğrafı olan kişi Mehmet Akif Ersoy’dur. Şairdir…

Bu fotoğraftaki kişi Mevlana’dır. Düşünürdür…

Bu paradaki fotoğrafı olan kişi Fatih Sultan Mehmet’dir. Adaletin sembolüdür…

Bu paradaki kişi ise Atatürk’tür. “Yurtta barış, dünyada barış” diyen kişidir. Bizim paralarımız bunlar. Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni insanlar olduğumuz için paralarımızın arkasına şairlerimizin, düşünürlerimizin, bilim adamalarımızın fotoğraflarını bastık…

Siz Fransızlar kendiniz barbar, vahşi olduğunuz için paralarınızın arkasına hep savaş Adamlarının fotoğraflarını basmışsınız!” der…

Barış Manço’nun bu müthiş cevabından sonra televizyon yöneticileri Canlı yayını keserler ve spikeri yayından alırlar, başka bir spiker yerine gelir ve canlı yayın yeniden başlar, yeni spiker Barış Manço’dan ve Türklerden özür diler…

Elif, bir alıntı ekledi.
14 Nis 23:03

Meftun olurum, meczup olurum. Uzaklara bakarım, çıtımı çıkarmam. Nasıl söyleyeceğimi bilmem, susarım. Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe Saat Kulesi'yle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. Duvarlara yazılar yazarım gizli gizli: 'Albayım beni Nezahat ile evlendir'.

Albayım Beni Nezahat ile Evlendir, İlhami Algör (Sayfa 55 - İletişim Yayınları - 5. Baskı 2017, İstanbul)Albayım Beni Nezahat ile Evlendir, İlhami Algör (Sayfa 55 - İletişim Yayınları - 5. Baskı 2017, İstanbul)

Victor Hugo
MAHOMET
HZ.MUHAMMED Vazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında durup su içen develeri izliyordu arada sırada böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu. Sanki Cenneti görmüş, İlahi Aşkı bulmuştu sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki.Tufanın sırlarını bilen Nuh'un havası vardı.Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdiSessizce dinler, en son konuşurdu kendisi ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı oturur yere, elbiselerini kendi yapardı artık genç değildi, eski gücü de kalmamıştı yine de, herkesten daha fazla oruç tutardı altmış üç yaşında, bir ateş sardı vücudunu kutsal Kitap Kur'an'ı bir kez daha okudu sonra, sancağı, Said'in oğluna teslim etti.Onlara: "Artık aranızdan ayrılma vakti geldi Allah birdir, hep onun yolunda savaş" dedi.Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki yine, her günkü vaktinde mescide geldi, Ali'ye tabi olanlar da arkasından geliyordu ve, kutsal sancak rüzgarda dalgalanıyordu.Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi"Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici biz, karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O'dur Ey insanlar, O'ndan başka rehberim yoktur onsuz bir değerim olmazdı."Bir zat ona: "Ey müminlerin gerçek Sultanı! Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne sen doğduğunda, bir yıldız doğdu gökyüzüne Kisra sarayının üç kulesi birden devrildi" dedi.O da: "Melekler ölümümü müzakere etti; Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinizeBir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önündeBen ölmeden, gelsin intikamını alsın şimdi; Kime vurmuşsam, o da bana vursun" dedi.Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere.Yaşlı bir kadın, bir koyunu kırpıyordu eşikteOna: "Tanrı yardımcın olsun! " diye seslendi.Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi dalgındı; birden, şöyle dedi: "Herkes duysun! Allah benim adımı andı! Bundan emin olun topraktan insan, nurdan bir peygamberim İsa'nın getirdiği dini tamamlamaya geldim.Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi.Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi İsa benden önce, ama ne Tanrıdır ne de oğlu O, gülü koklayan Bakire Meryem'den doğdu.Unutmayın, ben de etten kemikten bir faniyim Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim; Şu dünyada başıma gelmeyen şey kalmadı; Çektiğim çilelere, yol olsa, dayanmazdı Baskı ve işkenceden, şu bedenim çok çekti; Ve eğer işlediğimiz her bir günahın bedeli Korkunç bir haşere olsaydı, o karanlık mezarı bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı.Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini böylece, defalarca tükenir ve yeniden dirilir cezalarını çekince de, yeniden huzura erişir.Ben, kutsal savaşların mütevazı meydanıyım bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim kelamım, tıpkı çöldeki kum ve kuyular gibidir bir sözüm korkutuyorsa, bir diğeri müjdecidir; Ey inananlar! Çektiklerimi görüyorsunuz işte! Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden delalete sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri engellemeye çalıştım, bağladım o pis ellerini çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde çarpıştım durdum, görmediğim kimselerle; Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi ben ise, asla, Hak davamdan vazgeçmedim onlarla savaştım, ama kimseden incinmedim savaş boyunca: "Bırakın yapsınlar! " diyordum kanlar içinde tek yaralı ben olayım istiyordum varsın hepsi vursun bana, zaten durmazlar ki zira sağ ellerine Ayı, sol ellerine Güneşi versem de, düşmanlarım vazgeçmezdi asla yine de saldırırlardı bana şu çileli yolculuktaFakat ne olursa olsun geri adım atmadım zira bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım işte, böyle geçen bir ömrü nihayet tamamladım şimdi Allah'a gidiyorum, dünyayı geride bıraktım.Greklerin Hermès'i, Yahudilerin de Lévi' yi desteklediği gibi siz de hiç bırakmadınız beni çektiğiniz bu sıkıntılar, mutlaka son bulacak bu soğuk, ıssız geceye elbet Güneş doğacak müminler, asla ümidinizi kesmeyin O'ndan zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan,Denizleri incilerle, karanlıkları da yıldızlarla donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda.Sonra: "O'na inanıp teslim olun " diye ekledi inanmayan, ancak, inkâr da etmeyenlerin yeri Cennet ile cehennemi ayıran duvarın üzeri kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri; Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece O'nun için yere kapanmayan bedenleri yakar O, kapkaranlık dünyayı, masmavi gökle açar; Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin içinYedi göğü geçmek için altın eğerli atlar,Ve yıldırımları geride bırakan hızlı arabalar huriler, tertemiz, hep ter ü taze ve neşeli İncilerden yapılmış köşklerde oturur her biri Cehennem ateş ehlini bekler, vay hallerine! Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde,Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacakCennet ehli ise, pek neşeli ve gururlu olacak."Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi sonra, ağır adımlarla yürümeye devam etti ardından: "Ey insanlar! Size sesleniyorum vakit saat doldu, ebedi bir âleme gidiyorum belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin bir hatam olduysa, yüzüme söylesin" dedi.Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi gitti ve Ebufleya Kuyusunda sakalını yıkadı biri ondan üç drahmi istedi, çıkardı verdi"Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi" dedi.Herkesin, bir güvercininki gibi ışıl ışıldı gözleri bakıp, kendilerini hep kollayan o yüce insana, ağlıyordu halk; evine kadar eşlik ettiler ona birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi bütün geceyi dışarıda taşların üzerinde geçirdi ve ertesi sabah, günün ağardığını fark edince"Ben artık kalkamıyorum, dedi, Ebubekir'e Kitap'ı alıp yanına, sen kıldıracaksın namazı."Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu nihayet, okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu ve, Ölüm Meleği çıka geldi akşama doğru"İçeri girebilir miyim" diye müsaade istedi"Gelsin" dedi. Dünyaya açtığı o ilk günkü gibi yine ışıl ışıl parlıyor ve gülümsüyordu gözleri, ve, Melek ona: "Allah seni bekliyor" dedi memnuniyetle, dedi. Şakakları şöyle bir titredi bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim etti.