Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını, takvim tutmazlığını, aramızda bir düşman gibi duran zamanı. Daha o gün anlamalıydım benim sana erken, senin bana geç kaldığını
Dünyanın her yerinde yaşlanan ama büyümeyen insanlar görüyorsun. Yaşlılıklarında bile içlerinin derinliklerinde çocukça kalmış oluyorlar çünkü gerçek benliklerine asla büyüme şansı tanımamışlar. Sahte benliğin üzerine bir şeyler yığıp, onu süsleyip, ona yeni süsler ve çökmemesi için yeni destekler bulup durmuşlar ama bu sahte benliğin büyümesi mümkün değildir. Bir şeyi unutma: Sahte olan hiçbir şey büyüyemez, sadece olduğu yerde kalır. Plastik bir çiçeğin büyüdüğünü düşünebiliyor musun? Gerçek gül büyür, plastik olanıysa olduğu gibi kalır.
Ağlamak istediklerinde gülüyorlar. Yoksa insanlar ne düşünür?
Ağlamak hanım evlatlarına mahsustur! Ayıplanırlar. Yüzlerine çok güçlü, çelik gibi bir ifade takınırlar ama bunun arkasında ağlamak isteyen, oynamak, bahçeye çıkıp kelebeklerin peşinden koşmak, yaban çiçekleri toplamak isteyen bir çocuk durur. Ama buna asla izin vermezler; kaskatı dururlar. O çocuğu bastırmaya devam ederler. Oysa o çocuk, senin olmaya çalıştığın şeyden çok daha değerlidir, gerçektir.