Modern insan artık kendi mutsuzluğunu bile bir "reklam arası" vermeden, bir şey satın almadan veya bir şeye sığınmadan yaşayamaz hale geldi. Bugün her duygunun bir pazarı var. Mutsuzlara bir terapi uygulaması, yalnızlara bir tanışma platformu, heyecan arayanlara bir ekstrem spor paketi... Duygularımızı kendi içimizde demlendirmek yerine, raftan hazır alıp tüketiyoruz. Kendi duygusunun
"üreticisi" olamayan insan, başkalarının kurguladığı hislerin sadık bir müşterisi olmaya mahkûmdur. Bu, modern dünyanın en büyük fakirleşmesidir; cüzdanlarımız dolsa da iç dünyamızda bir kıtlık ekonomisi hâkimdir.
Baudrillard der ki, modern insan ürünü değil, ürünün ona vaat ettiği hissi satın alır. Bir parfümün kokusunu değil, bir hayatın olasılığını alırız. Bauman'a göre tüketim toplumu, bireye "kim olmak istediğini" alışveriş yoluyla sunar. Bir markanın ürününü almak bir kimliğe abone olmak gibidir.
Erich Fromm'a göre modern birey özgür
doğar ama özgürlüğünü "nasıl düşünmesi
gerektiği" söylenmiş bir formata uyumlayarak yaşar. Çoğu kişi bu yüzden kendi
sorularını bile sormaz çünkü doğduğu andan itibaren başkalarının cevaplarını taşır.