Ağzımda kendi ölümümün tadının olması bana bakış açısı ve cesaret kazandırdı. Bu kendim olma cesaretiydi, önemli olan da bu zaten. Ben bir profesör müyüm? Bir filolog ya da filozof? Kimin umurunda?
Ego, bize bir şekil ve sahte bir kimlik verir. Kendini tanıma yolundaki insan kalbinin sesine kulak vermedikçe, onu ön yargılardan oluşmuş kir ve pastan temizlemedikçe, içindeki Allah bilgisine ulaşamaz. Bunu sağlamak için nefsini arındırma çalışması içindeki arayacı, zihnini ölü mevcudiyetinden yani bir biri üstüne yığılmış duygu ve düşünce katmanlarından kurtarmaya çalıştıkça, derinlerde hapsolup kalmış kızgınlık ve acıları gün yüzüne çıkmaya başlar. Aslında ortaya çıkan tetikte bekleyen gölgelerimizdir ve gölgelerimiz (evham ve vehimlerimiz) tıpkı ateş gibidir. Bir yerde söner gibi olurken başka bir yerde yeniden alevlenir.
Bir başka deyişle yedi büyük günah, yani gurur, kibir ,kin ,nefret, öfke ,şehvet ve oburluk gibi duygular, övülme ve onaylanma isteği, gerçek benliğimiz olan o küçük ilahi ışığı yansıtacak aynayı ve en yüksek ilham kapasitemiz olan kalbimizin üstünü bir toz ya da ses tabakası gibi kaplar ve onu kullanılamaz hale getirir. Değil mi ki biz niteliklerden sıyrılmış, isimsiz ve şekilsiz olanıdır. Ama bunu kavrayamadığımız içindir ki, düşünce ve duygularımıza yapışırız. Bunları toz kir ve pası kendimiz zannederiz. Böylece EGO benliği oluşur.