• Kendimi giderek daha kötü hissediyor, evin içinde dolanıp duruyordum. Eve gitmek yerine orada kaldığım için kötü hissediyordum kendimi belki de. Istırabı uzatmaktan farksızdı. Ne bok heriftim ben? Gerçekten kötü, gerçekdışı oyunlar oynayabiliyordum. Neyin peşindeydim? Bir şeylerin intikamını mı almaya çalışıyordum? Kendime sürekli bunun bir araştırma, dişiye dair bir inceleme olduğunu daha ne kadar telkin edebilirdim? Ne yaptığımı hiç düşünmeden rüzgara kapılmış gidiyordum. Kendi bencil ve bayağı zevkimden başka bir şey düşünmeden. Şımarık bir lise öğrencisinden farkım yoktu. En adi fahişeden daha adiydim; bir fahişe sadece paranızı alır. Başkalarının hayatlarıyla oyuncaklarımla oynar gibi oynuyordum. Nasıl erkek derdim kendime? Nasıl şiir yazardım? Özüm neydi? İkinci ligde oynayan bir Sade'ydim, onun zekasından yoksun. Bir katil bile benden daha dürüst ve açıktı. Ya da bir tecavüzcü. Ben kendi ruhumla oynanmasını, onunla alay edilmesini istemiyordum; bu kadarından emindim en azından. Sapıma kadar kötüydüm. Halının üzerinde bir aşağı bir yukarı gezinirken hissedebiliyordum bunu. Kötü. İşin en berbat yanı aslında olmadığım biri gibi davranıp insanları kandırmamdı. - iyi biri gibi. Bana duydukları güven yüzünden girebiliyordum başkalarının hayatlarına. Kirli bir işi kolayına kaçarak yapıyordum. Sırtlanın Aşk Hikayesini yazıyordum.
    Charles Bukowski
    Sayfa 255 - Parantez
  • 144 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Eser: Mahbube'ye Hal Beyanı
    Yazar: Bleda Yaman
    Yayınevi: Tün Kitap
    Sayfa:144

    Şair ve yazar Bleda Yaman tarafından yazılan Mahbube'ye Hal Beyanı adlı şiir kitabına şair hakkında kısa bir biyografi ile başlanmıştır. Şiirlerden önce şair ve ozan Hakan İlhan Kurt tarafından bir başsöz yazılmıştır. Eserde doksan bir tane şiir yer almaktadır.

    Bleda Yaman Mahbube'ye Hal Beyanı üzerinden kişilik çözümlemesi veya şimdiki gençliğimizin sevdalarını nakış nakış dokuyan bir eser oluşturmuştur. Sevda sadece Mahbube'ye değil, Türklüğe de yazılmıştır.

    Zannetmeyin ki, şiir sadece aşk üzerine yazılır. Özlem hiç şair de yok mudur? Özlem dolu şiirlerinde yer aldığını göreceksiniz. Bu milletin tarihinde İttihat ve Terakki ve onların anlayışının yer aldığı bir dönem de yaşanmıştır. Bunu niye yazdım. Şiirlerin bazısında bu ruhu da göreceksiniz. İlk defa Enver Paşa ile ilgili bir şiir okudum. Enver Paşa'nın aşkından bahseden bir şiir ki onları hissiz zannedenlere aşk hissinin ne olduğunu öğretircesine yazılmıştır.

    Şiir kitabında Türklüğün işlendiği şiirleri de göreceksiniz. Vatan özleminin anlamını öğreneceksiniz. Aile kavramı da önemlidir. Anne sevgisini konu edinen Anneme Övgü ile baba sevgisinden bahseden Ben Babama Benzerim şiirleri ailemizin bütünlüğü, onların bize verdiği değer, bizim de onlara özlemimizi anlatır.

    Tarih içerikli şiirler de okuyacağız. Bazı tarihi konular şiir kıtaları arasına serpilmiştir ki, bilgi almamıza bizi tarihimizle beslemeye yönelik dörtlükler halindedir. Coğrafyamız da önemlidir. Hele hele bu coğrafya Türkiye Cumhuriyeti coğrafyası ise hem de onun kalbi olan başkenti ise ki Ankara'da şiirle anlatılmıştır. G/üzüntü Mevsiminde Ankara okunmalıdır.

    Yazalım da sizin okuyacağınız şiir kalmasın mı? Okuyalım ve Mahbube'ye bir Hal Beyanı da biz yazalım diyorsanız okumanızı tavsiye ederiz.
  • Şiir kitaplarım biraz yokluk ve sefalet içindeydi zaman zaman..
    Ama bana sürprizler yaparlardı..
    Mesela bazen içinde bilmediğim şiirler evsiz barksız kuşanmış, ansızın çıkagelir; bazense ağır bir uğultuyu andırırcasına yol kenarına atıverirlerdi kendilerini.. (tamam kabul hepsinin yerini biliyordum sadece ne zaman geleceklerini bilmiyordum.)

    Me'
  • 124 syf.
    ·2 günde·8/10
    Siirin hayatimdaki yeri cok kisadir belki sadece soluklanmak yada ufak bir mola vermek icindir.Nazim hikmet,Atilla Ilhan,Zarifoglu,Didem Madak disinda sahip oldugum ozelikle okudugum bir siir kitabi yoktur.Haydar Ergulen'in bi iki dizesine denk gelmis olmakla birlikte yazim dilini, Didem Madak'la ayni Buldum koyu bir sohbet tadinda karsilikli icilen caylar,kahveler misali..Kitabin isminde kedi kelimesi geciyor olmasida ekstra cazibeli gelmis olabilir.
  • 148 syf.
    ·Puan vermedi
    Merhaba arkadaşlar bir Sebahattin Ali klasiği #cakicininilkkursunu adlı kitabının yorumuyla sizlerleyim.
    Bu kitabı @gulayinkitapligi ve Kitap Koçu öncülüğünde çok güzel bir grupla okudum . Hepsine teşekkür ediyorum Ayrıca bu kitabı merak ettiğim için oylama da bana destek olan arkadaşlarıma ayrıca teşekkür ediyorum
    Sebahattin Ali'nin betimlemelerine hayran olduğum ve kendimi geliştirmekte çok katkı sağladığından ayrı bir seviyorum eserlerini.
    Litap, bir kaç hikaye, şiirler ve makalelerden oluşuyor. Beni en çok etkileyen hikaye ise, büyük bölümü mektuptan oluşan "O Arkadaşım" hikayesiydi. Muhteşem bir mektup okudum. Beni etkileyen belki de buydu.
    Şiir okumayı da çok sevdiğim için ayrıca zevk aldım bu kitaptan. Sadece makeleler beni birazcık sıktı. Niye mi? Hikayeler ve o güzelim şiirlerden sonra gitmedi ya. Neyse yine de çok sevdiğim ve beğendiğim bir eserdi. Okuduğum için mutluyum ve okumanızı öneririm
    Keyifli okumalar diliyorum
    Kitapla kalın arkadaşlar
  • Şiir kuvvetli alkışlar aldı. Alkışlar dinince sen aldın sözü:
    “Yoldaşlar, dünyada insanların kesintisiz dört saat şiir dinleyebildiği tek ülke Sovyetler Birliği’dir. Bunu biliyorum. Kendim şair olmama rağmen yarım saatten fazla şiir dinleyemem, en güzellerini bile. Fakat siz beceriyorsunuz bunu. Yine de şiir dinlemek yeter artık bence. Gelin biraz da söyleşelim.
    “Biraz daha şiir dinlesek olmaz mı?”
    “Ne?!”
    Fakat ısrarla şiir isteniyordu salondan.
    “Bilmiyorum, başka bir şeyler var mı yanınızda?” diye sordun şair-çevirmenlere.
    “Türkçe okuyun, Türkçe,” diye bağrışlar geliyordu salondan.
    “Hah, işte Samoylov Yoldaş’ta ilk dönem şiirlerimden varmış.”
    “Teşekkürler, teşekkürler!” Salon alkışlıyordu.
    “‘Mavi Gözlü Dev’i okuyacağım size.”
    Şiiri dinlerken düşündüm de, bunu yazman için Nüzhet’le karşılaşmana değmiş. Gerçekten, tüm içtenliğimle söylüyorum.“Şimdi şöyle bir not ulaştı elime. Diyor ki: ‘Nâzım Yoldaş, sizi çok seviyoruz. Bu nedenle olağanüstü güzel şiirlerinizi dinlemeye, tiyatronun ve genel olarak günümüzde sanatın durumu konusunda görüşlerinizi öğrenmeye geldik buraya.’” Salonda gülüşmeler...
    “Yoldaşlar, bu başlı başına bir konferans konusu. XX. Kurultay sonrası ülkenin kültür yaşamında pencereler açıldığını düşünüyorum. Bu bir gerçek! Tüm ilerici insanlık için bir gerçek bu! Fakat şimdi de kimi pencerelerde farklı parmaklıklar görünüyor, bu normal mi? Her şeye rağmen yeni olan kazanacaktır, bundan eminim. Tiyatro konusuna gelince, durum aynı. 1921 yılında Moskova’ya ilk gelişimde Sovyet tiyatrosunun altın çağını görmüştüm. 1951’de Moskova’ya geri geldiğimde ise ülkenin tüm tiyatrolarında sözümona Stanislavski sisteminin uygulandığını gözlemledim. Oysa Stanislavski ve Nemiroviç ile beraber bir şeyler yitip gitmişti. Yapılan, Stanislavski sistemine pek de gönüllü olmayan yönetmenlerin, bu işe yeterli yeteneği olmayanların, naftalinlenmiş bir sarık gibi Stanislavski yöntemlerini sandıktan çıkartmasından başka bir şey değil. Elimde bir not daha var. Bu soruyu soran kişiyi görmek istiyorum. Elimdeki kâğıt bir şey ifade etmiyor bana! Genel olarak resim sanatını sormuşsunuz. Bana kalırsa, sanat dalları içinde en uluslararası olanı resim sanatıdır. Şaire çevirmen gerek. Çeviri, iyi ya da kötü olabilir. Resmi ise çevirmek gerekmez. Fakat burada pek çok genç ve çok yetenekli ressamlar sergi açma olanağına sahip değil. Dünyanın müzeleri kapalı onlara. Sadece bununla kalsa iyi. Çağdaş resim sanatıyla ilgili Batı’da yayımlanan kitapları görme olanaklarından da yoksunlar! Kimileri açlık çekiyor. Bu korkunç bir durum yoldaşlar! Tselkov’u, Oskar’ı, Rabin’i, Krasnopevtsev’i, Zverev’i, Sidur’u, Silis’i, Lembert’i çok beğeniyorum. Bürokratlar, yeteneğin boş bir şey olduğunu düşünüyorlar. Onlara göre, yetenek sıklıkla rastlanan ciddiye alınmasına gerek olmayan bir şey. Bu son derece cahilce bir yaklaşım. Yeteneğe sevgiyle, umutla yaklaşmak, yardım etmek gerekir. Aksi takdirde yok olur gider. Diğer yandan, memurlara gücenmeye, devlete kırılmaya gerek yok. Bizim Karadeniz’de güçlü bir balık vardır, yakalaması da pek güçtür. Fakat çok alıngandır bu balık. Büyük, çok büyük burnu olan bu balığın burnuna vurur insanlar. O zaman gücenir ve ağa düşer. Benim de, Allah’a şükür, kocaman bir burnum var. Ona ne kadar vursalar da aldırmadım, yazmaya devam ettim. Örneğin, yazdığım oyun ‘İvan İvanoviç Var Mıydı?’ ne kadar çabuk kaldırıldı sahneden!
  • 《 İnsanlar sadece hayalleri peşinde Özgür olur...