• Antolojinin hazırlıklarına ilk başladığımda bu kadar çok yazar ve eserle karşılaşacağımı düşünmemiştim. Çoğu insanın kafasındaki yanılgılardan bazıları bende de vardı. Ancak listeyi hazırlarken son ana kadar adını daha önce bilmediğim pek çok yazarla karşılaştım. İleride bu antolojiyi sözlük olarak daha gelişmiş ve detaylı bir şekilde yazmayı da düşünüyorum. Bu çalışmayı da, “Türkler bilimkurgu yazamaz,” diyenlere ithaf ediyorum.

    Listeye basılı ya da elektronik dergilerde çıkan, çeşitli elektronik ortamlarda yayımlanan yazarları dâhil etmedim. Ele aldığım kriter en az 1 basılı yapıtının olmasıydı. Yazarların bütün eserlerini listeye almadım, sadece külliyatları içindeki bilimkurgu yapıtlarını değerlendirdim. Öyküleri seçki içinde yayımlanan yazarlar için * işaretini kullandım.

    Bütün dikkatime ve çabalarıma rağmen elbette bu antolojinin eksiksiz bir sunuma sahip olduğunu düşünmüyorum. Gözden kaçan yazar ve eserleri yorumlarda belirterek siz de bu seçkiye katkı sağlayabilirsiniz.

    Abdülkadir Doğanay
    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor – Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Adam Şenel
    Teleandregenos Ütopyasında Evlilik Hayatı (1968)

    Ozmos Kronos (1993)

    Afşin Kum
    Sıcak Kafa (2016)

    Ahmet Avcı
    Mars’a Yolculuk (2018)

    Ahmet Doğru
    Işığın Oğulları (2015)

    Reptilian (2017)

    Ahmet Tural
    Uzay Çocukları(1980)

    Akın Başal
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Poyraz’ın Gelecek Öyküleri Serisi (2018)

    Alev Alatlı
    Schrödinger’in Kedisi (Kâbus) (2011)

    Ali Demirel
    Ya da (2001)

    Zamanın Kaçak Yolcuları (2002)

    Acun 2 (1996)

    Ali Nar
    Uzay Çiftçileri (2002)

    Arzu Eylem
    Çok Çağı (2018)

    Aşkın Güngör
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)

    Gohor Serisi: Cam Kent (2003)

    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Kurtlar Yolu (2011)

    Mesih’in Klonu (2012)

    Gohor: Kıyametten Sonra (2009, Gohor serisi tek cilt)

    Atilla İlhan
    Yengecin Kıskacı (2002, yalnızca Dr. Cemile Ceyda adlı öyküsüyle)

    Aydoğan Yazıcı
    Sonsuzluğun Sırrı (1997)*

    Ayhan Yıldırım
    C-4000 Ufkun Ötesi (2013)

    Aysun Bitir
    Excido (2011)

    Ayşe Acar
    Yüzyıl: Bay Binet (2017)

    Yüzyıl 2: Yeşil Adam (2018)

    Ayşegül Engin
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003, Robot ile Söyleşi)

    Badahan Canatan
    Adsız İnsanlık (2009)

    Bahadır İçel
    Benim Adım Z (2015)

    Bahar Korçan
    Gelecek Öyküler(2003)

    Barış Müstecaplıoğlu
    Osmanlı Cadısı: Bir İstanbul Bilimkurgusu (2016)

    Beyazıt H. Akman
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Burak Eldem
    Seni Tılsımlar Korur (2004)

    Fraternis: Kayıp Kitaplar (2006)

    Günbatımı Fandango (2007)

    2012 Mardukla Randevu (2008)

    Kozmik Okyanus (2011)

    Burak Özdemir
    Yıl 2binyüz2 (2002)

    Burhan Can Ahıpaşaoğlu
    C-4000: Ufkun Ötesi (2013)

    Bülent Kayran
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Bülent Özden
    Sonsuz Gençlik Tröstü (2007)

    Kozmik Tayyare (2012)

    Bülent Tanyolaç
    Sonsuzluğun Sırrı (1997)*

    Coşkun Hepyonar
    Geçmiş Olsun (e-kitap)

    Herşeyi Bilen Adam (e-kitap)

    Gümüş Kemikler(e-kitap)

    Sinek İkilisi (2018)*

    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Cüneyt Gültekin
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Cüneyt Uçman
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Çağdaş Bozkurt
    Bağlantı (2017)

    Çağıl Yaman
    Güneş Makinesi (2015)

    Doğu Yücel
    Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları (2000)

    Güneş Hırsızları (2014)

    Dost Körpe
    Zaman Sona Ermeli (1993)

    Günah Yiyen (1997)

    Kıyı (1998, şiir)

    Nötralizör (2010)

    Efekan Efeoğlu
    Gerçeğe Alınan Yol (2014)

    Efsun Önder
    9 (2009)

    Ege Görgün
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Engin Eryıldız
    Temas (2010)

    Ölüm Adası (2012)

    Sabaha Karşı Öyküleri (e-kitap)

    Erdoğan Ekmekçi
    Londra İnekleri (2005)

    Eren Sezen
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Esin Kıroğlu
    Nessehira (2013)

    Esra Avgören
    İlya’nın Sırrı (2013)

    Ethem Kocabaş
    Bir (2014)

    Fatih Çatallar: Evrenin Kapısı (1997)

    Dönüşüm (1995)

    Fatih Emre Öztürk
    Mut (2012)

    Andromedan-Bumerang’ın Ölümü (2013)

    Funda Özlem Şeran
    Dünyalılar (2016)*

    Yüksek Doz Gelecek (2017)*

    GÖZ ATIN Bilimkurgunun Kısa Tarihi
    Gamze İstanbulluoğlu
    Omartha (2015)

    Giovani Scognamillo
    Dünyamızın Gizli Sahipleri (2007)

    Gökcan Şahin
    Düşlerin İzinde Seçkisi (2015, yalnızca Metal Fareler Kenti öyküsüyle)*

    Yüksek Doz Gelecek (2017, Karavanlar Çağı öyküsüyle)*

    Yeryüzü Müzesi (2018, A-T-G-C öyküsüyle)*

    Gurur Asi
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Cam Dünya (1998)

    Gülten Dayıoğlu
    Işın Çağı İnsanları (1984)

    Gürhan Öztürk
    Varoluş (2013)

    H. Mükremin Barut
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Hakan Alpin
    1001 Soruda Çizgi Roman (2002)

    1001 Soruda Bilimkurgu ve Fantastik (2005)

    Çizgi Roman Ansiklopedisi (2007)

    Hakan Yılmaz Çebi
    Kara Divan: Yeraltının Gizli Tarihi (2006)

    3.Dünya Savaşı (2013)

    Haldun Aydıngün
    2000’li Yılların Öyküleri (1991)

    Başkan Oyunu: 2000’li Yılların Öyküleri (1991)

    Dağın Ötesi (1996)

    Boğaziçi ve Ötesi (1999)

    Planımız Katliam (2001)

    Gelecekten Öyküler (2003)*

    Toso: Dağın Ötesi (2006)

    Koyun Paradoksu (2009)

    Halil Gökhan
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Halil İbrahim Balkaş
    Yıldızlar Işıyacak (2001,aynı eseri 2002’de bir de yayınevinden bağımsız olarak kendisi yayımlamıştır.)

    Halil Kocagöz
    Uzaya Kaçış (2012)

    Hüseyin Tuğrul Atasoy
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)

    İhsan Oktay Anar
    Puslu Kıtalar Atlası (1995)

    İlknur Uğur
    Yansıma (2012)

    Karanlık Fısıltı (2016, Yansıma romanının tekrar yayımı)

    İmren Mutlu
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003,Yosun Kokusu adlı öyküsüyle)*

    Gelecek Öyküler (2003)*

    İskender Fahrettin Sertelli
    Makineli Kafa (1928)

    Kaan Arslanoğlu
    Sessizlik Kuleleri 2084 (2007)

    Kadir Özden
    Bir Başlangıç (e-kitap)

    Kazım Çende
    Andromeda’ya Dönüş-Durkonlar (2011)

    Kudret Alkan
    2080 (2017)

    Lami Tiryaki
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Levent Caşka
    Astera Kaşifleri: İçdünya Destanı (2015),

    Astera Kaşifleri: Türlerin İttifakı (2017)

    Levent Şenyürek
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Çıldırtan Kitap (2007)

    İsa’yı Beklemek (2013)

    Levent Tuğrul
    Ay Koruyucuları (Vigilante Lunaris)

    1. Kitap: Somata Et Gezegeni (2017)

    M.H. Kan
    Umay (2017)

    M.İhsan Tatari
    Yitik Öyküler Kitabı (2011)

    Yitik Öyküler Kitabı 2: Bilekbüken (2012)

    M. Ömer Nayır
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Mazlum Akın
    Türk Çocuk Edebiyatında Bilimkurgu (2009)

    Mehmet Açar
    Siyah Hatıralar Denizi (2000, ikinci baskısı 2005, üçüncü baskı 2018)

    Mehmet Barış Albayrak
    Kırmızı Top (2018)

    Mehmet Emin Arı
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Mehmet Mutlu
    Uzay 3981 (1999)

    Mehmet Sağbaş
    Barbar Yeni Dünya (2018)

    Mehmet Zaman Saçlıoğlu
    Kader Yıldızı Pars (2017)

    Meltem Özkaya
    Yeni Dünya-Ametist (2016)

    Metin Atak
    Gezegenler Savaşıyor (1970)

    Arena (1971)

    Metin Güçlü
    Evrenin Türk Bekçileri (2007)

    Hedef Dünya (2017)

    Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumi
    Rüyada Terakki ve Medeniyet-I İslamiyeyi Rüyet (2012)

    Morpheus
    Beyaz Kelebek: Kopya Hayatlar (2017)

    Murat Kaya Beşiroğlu
    Aşk Algoritması (2018)

    Anlam Satan Android – Dünyalılar (2016)*

    Onsekiz – Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Ogox (2016)

    Murat Yılmaz
    Zenar’ın Geleceği (2012)

    Murathan Mungan
    Şairin Romanı (2011)

    Mustafa Ali Targaç
    Ölüm İlahları (1970)

    Arılar Tarikatı (2015)

    Mustafa Öncel
    7 Gezegenin Sırrı 2: Sır Açığa Çıkıyor (2014)

    Mustafa Resul Yalçınkaya
    Ambrosia Laneti (2012)

    Mustafa Semih Arıcı: Uluğ Bey
    Ganimid Savaşçıları (2002)

    Müfit Özdeş
    Asker Kaçağı (1991,Krrciysk adlı öyküsüyle)*

    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Son Tiryaki (1996, yeni baskısı 2018)

    Nevra Bucak
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Nihan Sarı
    Benek’in Masalı-Tuhaf Yolculuk (2011)

    Benek’in Masalı-Issız Gezegen (2011)

    İki Dünya Arasında (2016)

    Nurcihan Doğuç
    Hayalet Kentin Kadınları (2009)

    GÖZ ATIN Türk Edebiyatında Vampirler Dizini
    Olcay Şeker
    7 Pencere (2016)

    Hiçbir Zamana Ait Olmayan Adam (2017)

    Orhan Duru
    Yoksullar Geliyor (1982)

    Sarmal (1996)

    Fırtına (1997)

    Düşümde ve Dışımda (2003)

    Boğultu (2011)

    Orhan Seyfi Şirin
    Cennet Atları (1993)

    Orhan Yüksel
    Merihe Yolculuk (1966)

    Orkun Uçar
    Kızıl Vaiz: Derzulya (2002)

    Kült (2019)

    Ömer Faruk Yazıcı
    Pezevenk Gömleği – Âlemlerin Çöpçatanı (2018)

    Deux Ex Kaynata – Âlemlerin Çöpçatanı (2018)

    Ömer Serkan Turan
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Öner Çayırlı
    1. Kâinat Savaşı 2050 (2012)

    Özcan Güler
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Özgen Biçgin
    Kayıp Rota (2018)

    Özgün Özerk
    Relorya (2011)

    Özlem Ada
    Fafa ile Mimi-Fafa Bilgisayarda (1995)

    Embriyogenesis (1997)

    Özlem Alpin Kurdoğlu
    Son Cephede Şafak (1996)

    Karanlığı Taramak (1998, Philip K. Dick çevirisi)

    Sıfır Noktası (1999, William Gibson çevirisi)

    Robot Öyküleri Antolojisi (2002, çeviri)*

    Yüreğin Zafere Çağrısı (2000)

    Alacaşafağın Rengi (2002)

    Gelecek Öyküler (2003)*

    Karanlık Uykusu (2006)

    Son Cephede Şafak (2003) 2.baskı

    Son Cephede Savaş (2000)

    Zamanda Kuşatma (2014)

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Çemberkıran (2018)

    Pia
    GriTopya (2017)

    Rafet Arslan
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Refik Halid Karay
    Hülya Bu Ya… (1921, hikaye)

    Refik Özdek
    Uzaylı Bargan’ın Dönüşü (1979)

    Sabri Gürses
    Boşvermişler: Bir Bilimkurgu Üçlemesi (1996)

    Sadık Yemni
    Hayal Tozu Gölgecisi (2009)

    Akisfer (2011)

    Zaman Tozları (2011)

    Ağrıyan (2012)

    Sokaklar Benim Yeniden (2011)

    Arafor (2012)

    Korkulobin (2012)

    Ela (2016)

    Selim Erdoğan
    Denizatı Vadisi (2012)

    İkibinseksendört: Bir Dijital Kara Ütopya (2013)

    Trinidad’ın Dönüşü (2015)

    Gofer Ağacı (2014)

    Selma Mine
    Uzay Yolu(1973)

    Renkli Ülkeler(1976)

    Tarihin Başladığı Gün(1979)

    Obi JS 927(1980)

    Unutulan Gezegen: Dunia (2002)

    Tanrıların Kenti- A’bab’ilu (2002)

    Ben Robot: Mekanik Adam Devri (1983, Isaac Asimov çevirisi)

    Semih Bulgur
    Düş Mühendisi 2123 (2018)

    Seran Demiral
    Hayat Üretim Merkezi (2015)

    Karanlıktaki Kadınlar (2018)

    Sercan Leylek
    Cydonia (2012)

    Piri Reis ve Nostradamus (2015)

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Serdar Hamdi Semiz
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Serdar Yıldız
    İllet (2013)

    Karanlık Gökkuşağı (2014)

    Yüksek Doz Gelecek (2017)

    Sinem Ataklı
    Proje 2417 (2018)

    Soner Işıksal
    En Gerçek Dünya(2014)

    Suat Başkır
    Mekanik (2015)

    Biz Diğerleriyiz (2017)

    K-X İnsanın Vedası (2018)

    Süleyman Akdoğan
    Küller-Nayakun (2011)

    Ş. Yüksel Yılmaz
    M4Y4: Tehlike Yaklaşıyor (2016)

    M4Y4: Nesil (2017)

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Şükran Tunç
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Şükrü Soydaş
    Gerçek 1.0: Geçmişe Dönüş (2017)

    Taner Güler
    Supra: Bir Parçacık Sonsuzluk (2015)

    Tevfik Uyar
    İz Odası (2011)

    GİO Ödülleri Seçilmiş Öyküler (2013)*

    Galaktik Tiyatro (2014)

    CCLXXX (2015)*

    Dünyalılar (2016)*

    Tek Kişilik Firar (2016)

    Yeryüzü Müzesi (2018)*

    Tolga RA
    İsyankâr (2016)

    Diktatör (2017)

    Ufuk Ata Bora
    Zaman Kaptanı (2012)

    Umut Altın
    Metal Fırtına 5-Tengri (2015)*

    Yüksek Doz Gelecek (2017)*

    Ümit Yaşar Özkan
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Vedii Bilgin Hataylı
    Rüya mı Hakikat mi? (1943)

    Yeşim Demir
    GriTopya (2017)

    Yiğit Kulabaş
    Zamanya (2006)

    Yusuf Eradam
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Zübeyir Tokgöz
    Küre (2006)

    Ongay (2007)

    Jüpiter’den Kaçış (2018)

    Zühtü Bayar
    Filler Mezarlığı (1991)

    Geyşa Android Şirketi (1999)

    Sahte Uygarlık (1999)

    Bilimkurgu ve Gerçeklik (2001)

    Kıyametten Sonra (Jack London çevirisi)


    Derleyen: Emrecan Doğan
  • 408 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    "Kitap yakılan bir yerde sonunda insanları yakarlar."
    ~Heinrich Heine, Almansor, 1821 #39266561

    Damarlarımda hissettim, düşlerimde hayal ettim, gözlerimle gördüm, yüreğimle yaşadım, yürürken düşündüm, okurken doyamadım, bir yandan hızlıca sayfaları çevirmek, bir yandan sayfalar bitmesin istedim. Vücuda verilmiş özel bir karışım almışım gibi kendimden geçtim, sonsuz öykülerde kaybolmak, o dünyadan ayrılmak istemedim. Bir yazar, milyonlarca insanı bu ruh haline bir kitapla sokabilir, evet bunu yapabilir. Kitapların gücü o kadar fazla ki, işte bu yüzden korkuyorlar! İşte bu yüzden yok etmek istiyor, yasaklıyorlar!

    Fahrenheit 451 ile Ray Bradbury dünyasına adım attım. O kadar zevk aldım ki, o kitabı da bitirmek istememiştim. Ana kahramanız Guy Montag ile bağ kurdum, o bağ kopmasın istedim. 451 severler, bunu hep dilemiştir muhtemelen. Yakma Zevki ile 451’in daha öncesine gidiyoruz.

    İncelemeyi tamamlamaya yakın, Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi ‘ne başladım. Fernando Baez ‘in 18 sayfalık sunuş bölümü, buraya bir şeyler eklemem gerektiğini hatırlattı. İncelemem eksik gibiydi, tam olmasa bile daha iyi hale getirdiğimi düşünüyorum.

    *

    Sistemin eleştirisini doruklara taşıyan anlar vardır. Bu anları iyi anlamak ve kavramak gerekir.

    1984 ‘ün üçüncü bölüm sonrasında ki Winston ve O’Brien,
    Cesur Yeni Dünya ‘nın on altıncı bölümden itibaren Vahşi, Helmholtz ve Mustafa Mond,
    Yakma Zevki ‘nin ise Montag ve Leahy ile olan yüzleşme diyaloglarını dikkatlice ve anlayarak okuyunuz, gerekirse birkaç kez okuyup, notlar alınız. Güçlü ile güçsüzün diyalogları ve aktarılan bilgiler o kadar önemli ki, nefesiniz tutulurcasına okursunuz. Vurucudur, hakikattir, gizlenmiş tüm sözcüklerin ortaya çıkması, akla karanın yüzleşmesidir. Bilgidir, birikimdir, PATLAMADIR! HAYKIRIŞTIR!

    Her diyalog beyninize inmiş bir balyoz gibidir. Sizi kör eden her şeyin ilacı gibidir. Oradadır, çekip almak size kalmıştır. Bir kitap o kadar çok şeydir ki, neleri başarıp başaramayacağı, okuyucusunda gizlidir.


    YAKMA ZEVKİ!

    İnsanın Yıkıcılığı arttı ve artmaya devam ediyor. İnsanın içinde yok etme içgüdüsü olduğunu savunmuş Sigmund Freud . İnsan eyleme geçmek için bir kıvılcım bekler, her zaman içinde var olanın dışarıya çıkmasını bekler. En masum görünümlü insan, ne yaptığına anlam veremediğimiz ve zihnimizin kabul etmek istemeyeceği suçlar işleyebilir. Bunun önceden kestirilmesi güçtür. İnsan bir şey yapmak isterse yapar, onu ne yasa ne de başka şey durdurabilir.

    Kitapta on üç ana öykü bulunmakta. Sonda ki diğer üç öykü ise, kısa olduğu için diğerlerine nazaran biraz daha hafif. İncelemeyi biraz öykü öykü, birazda doğaçlama yolu ile yapacağım.

    Öykülerin ana teması yakılan ve yasaklanan kitaplar, sansür edilen fikirler, yok edilen özgür düşünceler ve yaratılan otomat kafalı insanlar.
    Dünyayı daha iyi bir yer haline getirme hayalleri içinde, ruhsuz bir dünya yaratılması, ruhsuz dünyanın hiçbir şey hissetmemesi.

    İnsanın doğası mümkün olabilecek her şeye gebedir. En önemlisi, insan dediğimiz varlık, mutluluktan mutsuzluk, mutsuzluktan da mutluluk çıkarabilecek bir yapıya sahiptir. Yeter ki kendi özgür hür iradesi ile yaşasın ve düşünsün. İnsan ilk önce kendisine hükmetmelidir. Kendi kontrolünü başkasına vermek gibi bir ahmaklığa düşmemelidir. Yönetilmesi normal olabilir fakat, kendisini yöneteni de denetlemekle görevlidir. Sustukça balyozu kafana yersin, sonra bir bakmışsın, öyle bir susmuşsun ki, son balyoz darbesi ile toprağa gömülmüş, boğulmuşsun. İpler hiçbir zaman bir başka varlığın eline ya da devlete veya sisteme bırakılamaz. Bilimkurgu, distopya ve ütopya eserler bunlar üzerine kuruludur çoğu zaman. Var olanın tam tersini ya da daha ilerisini gören, düşünüp; kurgulayan ve yazan insanlara ayrıca minnet duymalıyız.

    Öykülerin adlarını büyük harfle yazıp birkaç tanesini az ve öz size aktarmaya çalışacağım. Çünkü bu kitabın adını arattığınızda öykülerin ne anlattığı hakkında bilgi edinemezsiniz. Ben biraz katkı sağlamak istedim.

    *ÖLDÜKTEN SONRA DOĞMAK, yaşamın bittiği, ölümün hüküm sürdüğü mezardan taşan bir yaşama konuk ediyor sizi. Mezardan kalktınız ve hayatınızı geçirmek istediğiniz, yarım kaldığını düşündüğünüz yere koşuyorsunuz, aşkınızın evine gidiyorsunuz. Sizi gördüğünde verdiği cevap ise "Biz artık düşmanız, Paul. Artık birbirimizi sevemeyiz. Ben canlıyım, sen ölü. (...) Doğal düşmanlarız biz." #38930571 burada ki düşmanlık, yaşamın ölüm karşısında ki zıtlığıdır.

    *ATEŞ SÜTUNU, mezardan ölüm doğurmaya devam ediyor. William Lantry 2349 yılında ölüm uykusunda uyanıyor ve beyaz pudra şekeri kıvamındaki bedeni ile uyumsuzluğa adım atıyor. Bu yüzyıl ona çok yabancı. Kitaplar yok edilmiş, insanlar düşünemeyen tek tip halini almıştır. Kendisi gibi ölüler yok edilmiş, mezarların içinde ki ölüler yakılmıştır. Kendisi son kalandır. Yok edilmeden önce uyanmış ve ölümü bu dünyaya getirmeye yemin etmiştir. Bu öyküden başlayarak edebiyat ve kitaplar karşımıza çıkıyor ve bize müthiş bir şölen yaratıyor aslında. Kütüphaneye gider Lantry ve Edgar Allan Poe var mıdır diye sorar…

    "Kim demiştiniz?”
    “Edgar Allan Poe.”
    "Dosyalarımızda bu isimde bir yazar yok.”
    "Bir kez daha bakar mısınız lütfen?”
    Bir kez daha baktı. “Ah, evet. Endeks kartına kırmızı bir işaret konmuş. 2265 yılındaki Büyük Yakma’dan önceki yazarlardan biri olsa gerek.”
    (…) Bu arada, hiç Lovecraft var mı elinizde?”
    “Seksle ilgili bir kitap mı?"
    Lantry kahkahayı bastı. “Hayır, hayır. Adamın adı o!”
    Kadın dosyaları karıştırdı. “O da yakılmış. Poe’yla birlikte.”

    *PARLAK ANKA KUŞU, 2022 yılında geçiyor, Kütüphane ile başlıyor hikâye. Kitapları yakmak için Kütüphanenin kapısını çalıyor Barnes. İnsanlık için yakmak istiyor, onun görevi bu. Kitapların kime ne faydası vardır ki? Kitaplar yakılırken, insanlar toplanmıyor bile, karşı bile çıkmıyor, unutmuşlar onları. “Kitaplar gibi insanları da yakmayacağım ne malum?” diyor ve doğru bir soru soruyor. Kitap yakan, insanı da yakar. Ki yakmadı mı zaten?

    *MARS’IN ÇILGIN BÜYÜCÜLERİ, 2100 Yılı Mars’ta bir sorun var ve oradaki sorunu kökten halletmek için bir roket fırlatıyor, dünyada ki kitaplar yakılmış, yazarlar da yakılmış. Geriye sadece Mars kalmış, çünkü Mars’a kaçmışlar. Bu hikaye de Edgar Allan Poe , Bram Stoker , Mary Shelley , Henry James , Lewis Carroll , H. P. Lovecraft , H. G. Wells , Aldous Huxley , Stendhal , William Shakespeare ve niceleri eşlik ediyor. Okurken bu dünyadan ayrılmak istemeyeceksiniz.
    "Çok acımasız bir adamsın, Poe."
    "Korkmuş ve öfkeli bir adamım. Ben bir tanrıyım, Hawthorne, tıpkı senin gibi, hepimiz gibi tanrıyım." #38983584

    *ÇILGINLIK KARNAVALI, Ray Bradbury Stendhal ‘ın önderliğinde bizi alıp götürüyor. Kendimizi Stendhal’ın kollarına bırakıp, gözümüzü kapatıyor ve karnavalın tadını çıkıyoruz! Edebiyatın en ürkünç karnavallarından bir tanesi ile karanlığın hüküm sürdüğü kalede, kötü ile daha kötünün karşılaşmasına konuk oluyoruz.
    "Cehalet, Bay Garrett, ölüm getirir." #36691790

    Kısa kısa ve bilerek yarım bırakarak anlattım. Her detay size spoiler olarak dönebilir o yüzden okuma zevkinizi almak istemedim. İncelemelerimde spoiler’a yer vermiyorum.

    *

    Kitapta, Fahrenheit 451 ‘in çok iyi bildiğimiz İTFAİYECİ hikayesi de mevcut. Ben bu hikâyeyi ezbere yakın biliyorum. İtfaiyeci yazılmadan önce, GECEYARISINDAN EPEY SONRA ‘yı yazıyor Ray Bradbury’i. İkisinin birbirinden farkları var ama bütünlük olarak aynı hikayeler. Öykücülüğünün iyi olmasının sebebi defalarca defalarca yazması ve edebiyata hakim olmasıdır. Geceyarısından Epey Sonra’yı okuduğumda farkları hemen hissettim. Guy Montag ile yeniden buluşmak fazlasıyla keyiflendirdi beni.

    Kitabın başlangıç konuları, birbirinden farklı. Hatta HBO’nun yeniden çevirdiği ve hiç sevmediğim 451 filmine de bu giriş hayat vermiş. Filmi 20 dakika zor izledim o yüzden geri kalanını pek bilmiyorum. İlk hikâyeyi yani Geceyarısından Epey Sonra’yı baz almışlar. İki hikâyeyi de okuyup kendiniz bu farkları bulabilirsiniz. Ben size iki örnek vereceğim.

    GECEYARISINDAN EPEY SONRA
    Hepsi Bay Montag’a baktı.
    “Dün gece yakaladığımız o yaşlı adama ne yapacaklar şimdi?” diye sordu Montag.
    “En az otuz yıl tımarhaneye atacaklar.” Sy.186

    İTFAİYECİ
    Hepsi Bay Montag’a baktılar.
    Bay Montag yutkundu. “Dün gece kitaplarla yakaladığımız o yaşlı adama ne olacak şimdi? diye sordu.
    “Tımarhaneye atılacak.” sy.274

    GECEYARISINDAN EPEY SONRA
    “Bir kız için ne çok şey düşünüyorsun,” demişti Bay Montag ona bakarak.
    “Düşünmek zorundayım. Düşünmek için o kadar çok vaktim var ki. Hiç televizyon izlemem ya da yarışlara veya lunaparklara ve onun gibi yerlere gitmem.” Sy.196

    İTFAİYECİ
    “Bir kız için ne çok şey düşünüyorsun,” demişti Bay Montag, huzursuz bir edayla.
    “Çünkü düşünmek için vaktim var. Ben hiç televizyon izlemem ya da oyunlara, yarışlara veya lunaparklara gitmem.” Sy.284

    Bu iki örnek birçok yerde önümüze çıkıyor. Sevgili Ray Bradbury tekrar tekrar okudukça daha iyisini yazabileceğini düşünmüş olsa gerek. Benim düşünceme göre de İtfaiyeci öyküsü daha derli toplu, daha usta işi olmuş. Kelimeler, diyaloglar daha iyi kotarılmış. Kitabın sonunda da farklılar var tabi ki. Okuyunca bütün farkları kendiniz analiz edersiniz. Unutmadan, 451 kitabında ki öykü İtfaiyecidir, gece yarısından epey sonra değil. Yakma Zevkinde ikisinin de olması çok isabetli bir karar. Zaten 451 öyküleri diye geçiyor.

    Bu kısa incelememi toparlamam gerekiyor artık. Kısa oldu bence… : )

    Öykülerini yazdığı yılları düşündüğümüzde bol bol “Gotik” edebiyattan alıntılar yapmış Ray Bradbury. Özellikle Poe’yu tanımayan okurlar, bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle Poe’nun kitaplarına hücum edecektir. O kadar güzel detaylandırmış ve konu etmiş ki öykülere doyamıyorsunuz. Neredeyse, İthaki’nin “Karanlık Kitaplar Serisi” Yakma Zevki içinde geçen yazarlarla dizayn edilmiş diyeceğim. Kim mi onlar?
    Washington Irving , Stephen Graham Jones, Bram Stoker, Edgar Allan Poe, H.P. Lovecraft, Mary Shelley …

    Listeye buradan ulaşabilirsiniz: https://forum.kayiprihtim.com/...kitaplik-serisi/2874

    Kitapları yakanların “cahiller” olduğu düşüncesini aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. Tam tersi, akıllı ve donanımlı insanların kitapları yaktığını ve yok ettiğini düşünebiliriz. Bilgiden, düşüncelerden, kitlelerin bu fikirlerden etkilenmesinden korkuyorlar. Korudukları tahtlarından olmamak için, kitlesel kitap kıyımları gerçekleştiriyorlar. 1984’ün yazıldığı döneme bakın. Araştırma yaptığınızda Sovyet Düşmanı yazar olan çıkıyor karşımıza Orwell. Hedef tahtasıdır. Kendisi de kitapları da yasaklıdır. Zaten kitabının basılması da kolay olmamıştır.

    Okunan kitap sayısı, çoğalmak yerine her yıl azalırsa, bu öngörüler rahatça gerçekleşecektir. İnsanların önem vermediği kitaplar yakıldığında, sabah işlerine gitmeye, yemeklerini yemeye devam edeceklerdir emin olabilirsiniz. Bir grup azınlık direnir ve onlarda susturulur zaten. Her kitap değerli midir sorusu başka bir konudur. Buna kesinlikle evet diyemeyiz. Safsataların dolu olduğu, sırf propaganda yapmak için ısmarlama şekilde yazılmış kitaplar değerli kitaplar değillerdir. Genellikle, tarihi; gerçeklerden saptırmak için uydurulmuş yazılardır. Dünyanın her yerinde bu kitaplara rastlamak mümkündür.

    "On yıldır dünyanın beynini öldürüyor, üstüne gazyağı döküyorum. Tanrım, Millie, bir kitap bir beyin demek.
    Biz tüm bu yıllar boyunca sadece o kadını ya da onun gibi bir sürü başka insanı öldürmedik.
    DÜŞÜNCELERİ YAKTIM BEN, PERVASIZCA, CAYIR CAYIR" #39087426

    Birisi korkutucu kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi sistemi eleştiren kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi geçmişin gerçeklerinden bahseden kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi 2+2=4’tür diyen kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    BURN IT MR. MONTAG, BURN IT!!!

    Jorge Luis Borges şöyle der:
    "İnsanın araçları içinde hiç şüphesiz en şaşırtıcısı kitaptır. (...) kitap bambaşka bir şeydir: Kitap belleğin ve hayal gücünün uzantısıdır." #39269501

    *

    Her Şeyi YAK GİTSİN - I --:>> #30692194

    Bilimkurgu - Çizgiroman - Manga Etkinliğimiz: #28996895

    Ray Bradbury Etkinliğimiz: #38068128

    *

    İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.
    Kitaplarla kalın!
    Onlara birisi el uzatırsa, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz!
    Montag ne yaptıysa, sizde onu yapın! 10/10
  • 136 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Dünya bir çarpışma alanıdır. Yaratıcı kuvvet dünyayı bu temel üzerine yaratmıştır. Dini inancı olmayan arkadaşlar için de "Doğanın Kanunu" diye nitelendirebilir. Sonuç olarak dünya, savaşlara daima tanıklık etmiştir.

    İnsanların bir araya gelerek oluşturdukları insan topluluklarına millet denir. Milletler bu çarpışma alanında amansız boğuşmalar sonucunda yok olmuşlar veya varlığını devam ettirmişlerdir. Ancak savaşlar daima varlığını sürdürmüştür.

    Savaş iyi bir şey mi? İyi bir şey diyen varsa muhtemelen ruh hastası falandır. Ancak şunu da idrak etmek gerekir ki, savaş bir tercih değil bir gerekliliktir. Çünkü milletlerin çıkar çatışmalarını engelleyebilmek için savaştan başka bir çare bulunamamıştır.

    Tüm dünya insanları kardeş olsa ne kadar güzel olurdu. Milletler birbirleriyle savaşmaz ve kanlı kıyımlar ortaya çıkmazdı. Maalesef ki güzel bir ütopya bu. Milliyetçilik, milliyetine bağlılık, vatan sevgisi insanın doğasında var. Hayvanlardan da bir farkımız olmalı değil mi? Hayvanların da milliyetleri yoktur.

    Sanayi inkılabı ile doğan, Marx'ın 1848 yılında yayımladığı Komünist Manifesto ile birlikte dünyaya yepyeni bir öğreti atılmış oldu. Tüm insanları birleştirip yeni bir düzen kurma öğretisi... Bu yeni düzenle birlikte herkes çalışacak, sigortalı olacak, kimse kimseyi sömüremeyecek, savaş ortadan kalkacak ve yepyeni güzel bir dünya kurulacaktı. Hatta hükümet de ortadan kaldırılıp insanlar kooperatifler eli ile yönetilecekti.

    Komünist Manifesto'yu okurken es geçemeyeceğim ibarelerle karşılaştım. Örneğin Tanrı'yı genel anlamda yok sayması idi. Hadi bunu bir kenara atalım. Peki aile kavramının reddedilmesi? Maddi açıdan bakacak olursak paranın kaldırılmasını da kapsıyordu Komünizm. En reddettiğim görüş ise ülkeyi sadece insanların üzerinde yaşadığı bir alan olarak görmesi idi. Bana göre ülke, ruhsuz bir coğrafya parçası olamaz. Ülke, görklü atalarımız tarafından her türlü fedakarlıkta bulunarak bize emanet edilen ve bizim de torunlarımıza emanet etmekle yükümlü olduğumuz kutsal bir değerdir. Görevimiz, bu cennet vatanı korumak kollamak ve gerektiğinde canımızı hediye edebilmektir. Şairin belirttiği gibi: "Toprak, uğrunda ölen varsa vatandır."
    Yani Komünizm bu maddi ve manevi unsurları reddederken aslında yıkılacağını teyit etmiştir.

    Komünizm, Lenin'in 1917 Ekim Devrimi ile birlikte Çarlık tarafından halkı sefil duruma düşmüş olan Rusya'da tutunabilirdi. Ancak komünizm dünyada bu dönem içerisinde pek yaygınlaşamadı. Yani komünizm Rusya'nın bir anlamda milli öğretisi durumunda teasür etti. Komünizmin en güçlü olduğu Demokrat ülkelerde, komünist partiler oyların sadece üçte birini alabildi.

    Komünizm İkinci Dünya Savaşı sonunda Roosvelt ve Churcill'in ahmaklıkları neticesinde dünyada yayılmaya başladı. Geri kalmış olan ülkelerde komünizm kıpırdanmaları oldu ve sonunda da Çin kızıla büründü.

    Komünizm beynelmilel ve uluslararası bir öğreti olduğu için kesinlikle millilik kabul etmez. Ancak Sovyet Rusya ile Çin arasında Çarlık Rusya'dan kalan bir toprak parçası sebebiyle ilginç bir olay oldu. Çin, Çarlık Rusya tarafından işgal edilen toprağını Sovyet Rusya'dan istedi. Sonuçta ikisi de kardeş rejimli devletlerdi. Yani iki devlet de komünist idi. Ancak Rusya bu toprakları vermedi ve aksine silahlarını da Çin sınırına konuşlandırdı. Binlerce kişinin öldüğü sınır çatışmaları meydana geldi. Sonra ise bu iki ülkede de yönetim değişiklikleri oldu derken büyük bir çatışma yaşanmamış oldu.

    Diğer örneklerden biri de Afganistan'ın Rus ordusu tarafından zorla işgal altına alınmış olmasıdır. Afganistan zamanında bağımsız bir ülke idi. Hiçbir bloka üye de değildi. Sovyetlere karşı da dostane bir politika izlemişlerdi. Böyle olmasına rağmen komünizm burada da cereyan etti. Birtakım zavallı insanların beyinleri yıkandı ve bunlar satın alınarak iktidar yıkıldı. Orada komünist rejim kuruldu. Bunun arkasından da "Aman biz kendi halkımızın bize karşı muhalefetini bastıramıyoruz" diye Sovyetlerden yardım dilediler. Bu yardımı bahane ederek Kızıl Ordu Afganistan'ı işgal etti ve dökülen kanların haddi hesabı olmadı.

    Sosyalist sistem de mantıken insan tabiatına aykırıdır. İnsanı çalışmaya ve yaratmaya sevkeden şey bir şeylere sahip olma duygusudur. Oysa sosyalist sistem, özel mülkiyeti kaldırıp bu duyguyu reddetmekte, insanları birer makine haline getirmektedir. Bunun neticesinde, kişinin çalışma isteği azalmakta ve üretim kapasitesi düşmektedir. Üretim düşüşü de kalkınmayı engellediği için sermaye birikimi yavaşlayıp gecikmektedir. İnsanın mutluluğunun kişiliğinin ve hürriyetinin garantisi mülktür. O hâlde yapılacak iş mülkiyeti devletleştirmek değil sömürü aracı olmasını önlemektir. Bu da mülkiyet hakkının dağılışını ve kullanılışını denetlemekle mümkündür. Sizin düşünceniz nedir bilemem ama bana göre kapitalist sistemdeki patronlar neyse komünist sistemdeki komünist parti de odur. Yani kapitalistten alınan milliyet patrona, yeni bir kapitaliste yani komünist devlete verilmiştir. 17 bin liralık çalışmada bulunan işçiye 10 bin liralık bir mebla ödeniyorsa 7 bin lirasını devlet sömürüyor demektir.

    Yine Komünist Partisi Genel Sekreteri Gorbaçov; Amerika ve Kanada'dan buğday almak için büyük bir çaba sarf etmişti. Dolayısıyla Sovyet halkı açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Yani Cennet vadeden komünizm, açlık ve kıtlık getirmişti. Bunun farkına varan Sovyet idarecileri, işçi olarak çalıştırılan özel nitelikteki köylülere 1-2 dönüm özel işletme hakkı tanımak zorunda kalmıştır. Bu özel bahçelerin oranı %17'dir. Geriye kalan %83'lük toprak devletleştirilmiştir. Ayrıca her köylünün bir iki koyun veya keçi, beş on tavuk besleme hakkı vardır. Sovyet tarım ekonomisinde bu %17 topraktan tüm Sovyet patatesinin %60'ı, sebzesinin %39'u, meyvesinin %45'i üretilmekte, birkaç tavuk ve koyundan ise yumurtanın %73'ü, et ve sütün %45'i, yünün %22'i elde edilmekteydi. 1983 yılında bu özel toprak ve hayvanlardan Sovyet tarım ürünlerinin yarısı elde edilmiş, diğer yarısı da %83 tarım topraklarını kapsayan kolhozlardan elde edilmiştir. Sosyalist ekonominin ve hür ekonominin mukayesesi budur.

    Yine komünist partisi üyelerinin villaları, lüks arabaları, yazlık evleri, özel sekreterleri, yabancı bankalarda paraları, hizmetçi ve uşakları varken zavallı işçi ise karın tokluğuna çalıştırılmakta, komünist partisi üyelerine hizmet etmekteydiler. Sömürüyü ortadan kaldırmak, sınıfsız bir toplum kurmak, eşitliği getirmek için ortaya çıkan sosyalizm; tarihte eşi görülmemiş bir eşitsizlik, sömürü düzeni kurmuş, yeni sosyal sınıflar meydana getirmiştir.

    Sovyetlerde Rus olmayan millet ve bölgelerde hızlı bir Ruslaştırma politikası da uygulanmıştır. Keza Özbekistan'da 1933 yılında nüfusunun %66'sı Özbek, %5'i Rus iken, 1983'te Özbek nüfus %58'e düşürülmüş, Rus nüfusu ise %19'a çıkarılmıştır. Bu sadece küçük bir örnektir. Şuanda Türkistan'daki Türklerin dilinde çokça Rus çekimi vardır. Daha üzücüsü ise Türklük kimliklerini kaybedip Rus kimliğine bürünmüş Türkler de mevcuttur. Bu Türk dünyasını, Türkçülük ve Turancılık gibi ülküleri derin bir şekilde sarsmıştır.

    Komünizmin yıkılacağını önceden tahmin eden Türkeş, Atsız ve nice kişiler düşüncelerinde haklı çıkmışlardır. Komünizm yıkılmıştır. Sonuç olarak komünizme Türk düşmanı bir fikir diyebiliriz. Tabi emperyalizm kavramının içerisine de alabilir. Her ne kadar bugün tam anlamıyla Çin; komünist olmasa da Uygur Türkleri'ne yaptıkları ortadadır. Rusya ve Çin Türkistan'ı pençelerine almış iki büyük düşmandır. Bağrından Mete Han çıkaran millet yine bir Mete daha çıkaracak kabiliyete muktedirdir. Yeter ki dışarıya karşı bir hayranlık unsuru olmasın.

    Türkler tarihte gaflet uykusuna dalmışlar ancak sıçrayıp tekrar şahlanmışlardır. Bugünkü vaziyet biraz daha kötü gözüküyor. İçerimizde yabancı unsurlara hayranlık var. Batı'nın bilenen hıncı ve Doğu'nun ortaya çıkan canavarlığı karşısında Türk ülküsüne her zamankinden daha sıkı bağlanmak zorundayız.

    UNUTMAYIN. BU ÇAĞIN KÖLELERİ ELLERİNDE VE AYAKLARINDA ZİNCİR OLANLAR DEĞİL ZİHİNLERİ KARARTILANLARDIR. ZİHİNLERİNİZİ KOMÜNİZM İLE KARARTMAYIN. TÜRK'ün YASASI İLE AYDINLIĞA ÇIKALIM!
  • 226 syf.
    ·7 günde
    KENDİ OKUMA SÜRECİM VE
    ÇOCUKLARA YÖNELİK ÖNERİLER


    Goethe der ki : "Okumayı öğrenmek sanatların en gücüdür. Ben bu işe yaşamımın seksen yılını verdim yine de tam olarak öğrendiğimi söyleyemem."

    Peki nedir okuma eylemini bu kadar güç kılan?
    Oysa bu eylem bizim toplum için çok kolay...
    Elimize bir kitap alırız, sayfalarda gözlerimizi gelişigüzel gezdiririz. Düşünsel bir çaba harcamadan bitireceğimiz kitapları severiz daima. O kitaplar iyidir, anlayamadığımız, anlamak için çabalamadığımız, kitaplar ise kötüdür, onlardan da kaçarız hep.
    Bazı kitapları anlayabilmek için öncesinde yüzlerce kitap okumak gerekir. O anki okuma düzeyimiz yetmeyebilir o kitabı anlamaya. Bu durumda neden yazarı ve kitabını suçlarız ki okuma sürecimize daha çok emek vermek yerine? Çoğumuzun kitaba yönelik tavrı budur. Kolaycı okur diyorum ben bunlara. Bir de kör okur vardır. İşte ben lise yıllarında bu kategorideydim. Deli gibi kitap okurdum oradan buradan. Ama kör okurdum. Alt metnini kazımadan okurdum. Yüzeydekini görürdüm sadece, derine inmezdim. Sanki kitaplar salt yalnızlığımı gidermek için vardı. Kitap okurken nasıl körsem, o kitapları alırken de bir o kadar bilinçsizdim. Sahafa gider yıpratılan bütün kitapları toplardım. Salt duygularımla seçerdim kitapları. Bu yüzden bilinçsiz bir okurdum. Ama kitapları yürekten severdim. Bu sevginin bir getirisi olsa gerek: nitelikli kitaplarla da tanıştım. İlk Sabahattin Ali'nin "İçimizdeki Şeytan" kitabıydı beni sarsan. (İlkokul yıllarına gidersek: Kral Çıplak) Ben Sabahattin Ali'nin sayesinde ilk kez bana benzeyen insanlarla karşılaştım kitaplarda. Sonra bana benzeyen insanları bulmak için okumaya devam ettim. Bu süreçte yanımda birinin olmasını ve daha nitelikli adımlar atmayı nasıl isterdim. Kişisel okuma sürecimi neden paylaşıyorum? Çünkü söyleyeceklerim var: Eğer okuma sürecinde tek başınıza iseniz hemen adrese ulaşamazsınız. Benim gibi on iki yaşında Victor Hugo'nun "Sefiller" adlı yapıtını da okursunuz sefil sefil. :) Canan Tan da okursunuz Türk dizisi izler modunda. :) Peki okuma süreci nasıl şekillenmeli? Bunun bir reçetesi yok elbette. Herkesin ilgi alanı, yaşam deneyimi, dünyaya bakışı, beğenisi farklı. Haliyle bütün bunlar okuma sürecimizi de etkiliyor. O yüzden reçete yazar gibi kitap listesi yazanlara aldırış etmemek gerekiyor. Yetişkinler de çocuklar da okuyacağı kitabı özgürce kendi seçmeli. Kendi seçmeli ki okuma sorumluluğunu gönülden üstlenebilsin. Seçimlerin nitelikli yapıtlar arasından olması için çocukların desteğe ihtiyacı var. (Bunu söylemek için kendi okuma sürecimi paylaştım.) Evet çocukların desteğe gereksinimi var!
    Çocukların yanında olmalıyız. Onları erken dönemde gelişim düzeylerine uygun olan nitelikli çocuk kitapları ile tanışmalarını sağlamalıyız. Eğer çocuklar kendi edebiyatları ile tanışmaz ise çocuk okur hepimiz için bir ütopya olarak kalacak. Okuyan toplumun olması için okuyan çocukların var olması gerekiyor. Her konuda olduğu gibi okuma konusunda da yetişkinliğimizi çocuklara dayatıyoruz. Çocuğun doğasını, bakış açısını yok sayarak içerisinde cinsellik, şiddet gibi olumsuz unsurların yer aldığı niteliksiz kitapları önüne koyuyoruz. Çocuk kendini bulamayınca da haklı olarak okumuyor. Ona ne ki ona ait olmayan dünyanın sorunları. Çocuğun salt midesini, giyimini kuşamını düşünen anneler babalar, belleğini de düşünmeli. Öğretmenler çocukları kendi edebiyatları ile tanıştırmalı. Severek okuyacağı kitabı bulduktan sonra hiçbir çocuk özet gibi kandırmaca yoluna gitmez. Okumadığı halde okuyormuş gibi gözükmez. Bu konuda çok duyarlı olduğum için uzattım burayı. Şimdi kitap hakkında bilgi vereyim.

    KİTABA DAİR

    Emin Özdemir bu kitabında, okurun eleştirel okuma düzeyine gelene kadar hangi süreçlerden geçeceğine ve nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğine değinmiştir.
    "Temel okuma yazma becerisi" kazanıldıktan sonra " okuma ve yazma alışkanlığının" sonraki süreçte ise "eleştirel okuma" becerisinin edinileceğini vurgulamıştır. (Kitapta çocuk edebiyatından söz edilmemiştir. Buna rağmen ben yukarıda özellikle üzerinde durdum. Çünkü eleştirel okuma sürecine giden yolda çocuğun yanında çocuk gerçekliğini yok saymayan yapıtların olması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa çocuk haklı olarak okumaktan vazgeçiyor, temel okuma yazma becesini kazanıp hep o düzeyde kalıyor. Okumayı salt ders kitabı okuması olarak algılayıp yıl sonunda da o kitapları parça parça ediyor. ) Emin Özdemir'in bu kitabı beş bölümden oluşur. Birinci bölümde okumanın işlevine, bireysel ve toplumsal yaşamımızdaki yerine, ikinci bölümde okumanın iletişimsel boyutlarına, üçüncü bölümde öğretici metinlere, dördüncü bölümde yazınsal metinlere yer ayırmıştır. Okur ve yazar ilişkisi üzerinde durduğu gibi, okurun öğretici ve yazınsal metinlere yönelik tavrının nasıl olması gerektiğini de vurgulamıştır.

    Bu kitap sayesinde okuma sürecime öz eleştiri getirdim. Ayrıca mesleğime yönelik de katkıları oldu. Bu yüzden "Eleştirel Okuma" kitabını hem bütün okurlara hem de Türkçe Öğretmenlerine özellikle öneririm.

    Soran, sorgulayan, araştıran, düşünen, düşleyen ve ortaya özgün ürünler koyan insanların var olması için eleştirel okuma becerisini kazanmamız şart.

    Keyifli Okumalar!
  • 196 syf.
    ·7 günde·10/10
    “Son Ada”, okuduğum dördüncü Livaneli kitabı oldu. Hiçbir sıralamaya uymadan, sadece kalbimi dinleyerek seçtiğim Livaneli kitaplarının her birinde farklı konulara denk gelmekten, farklı tatlar almaktan, bir okuyucu olarak gayet memnunum. Her seferinde okuyucusunu şaşırtan bu değerli yazarla belki geç tanıştım ama biliyorum ki, ne okusam diye düşündüğümde Zülfü Livaneli'nin eserlerinden herhangi bir kitaba elimi uzatabilir, gönül rahatlığıyla okumaya başlayabilirim.
    “Son Ada” ütopya olarak başlayan ve distopyaya geçen bir Z. Livaneli romanıdır. Kahramanların yaşadığı ada hakkında anlatıcının ağzından bilgi ediniyoruz. “Giderek deliren dünyadan” uzakta, “en iyi korunan sır” olan bu adada yaşamını sürdüren kahramanların isimleri dahi yok. Ve sonra bir gün, “O”, “Başkan”, “Başkan Köpekbalığı” isimleri ile anılan bir kahraman Ada’ya yerleşiyor, Ada’daki hayat altüst oluyor; anlatıcının da dediği gibi Ada’nın “tarihi ve talihi sonsuza kadar değişmiş” oluyor. Devamında; Ada’nın gerçek sahipleri martıların, Ada’da “kendisine ve ailesine ait bir evi olmayan” Yazar’ın, bakkalın “kambur, konuşamayan, kimsenin dikkat etmediği, insandan bile sayılmayan, varlığı fark edilmeyen sakat” oğlunun Ada için verdikleri savaşıma şahit oluyoruz. Ada halkının başına da neler neler geliyor… Kitabı okuyunca anlarsınız. Sonuç olarak, “Son Ada”yı çok beğendim ve Zülfü Livaneli’nin 2009 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı kazanmış bu eserini kesinlikle tavsiye ediyorum.
  • 250 syf.
    ·223 günde·Beğendi·10/10
    Dinsel reforma karşı çıktığı halde; Rönesans’ın öncüsü, vaktinden önce yaşamış bir Elizabeth Çağı adamı ve sözcüğün tam anlamıyla tam bir hümanist olan Thomas More, bu başyapıtı yazmasaydı unutulup giderdi. Bu konuda gerçekçi olmalıyız. Günümüzde onu; inançları uğruna can veren, erdemli ve idealist bir devlet adamı olarak anardık. Ancak bu başyapıt onu ölümsüz kılmıştır.

    Kitabın birinci bölümü, More’u ileride ölüme götürecek olan kralın adıyla başlar; “Eşine az rastlanır üstün zekâsıyla tanınmış, yenilmez İngiltere Kralı Sekizinci Henry”* ve devam eder…

    Kral Henry ile Kastilya Prensi’nin arası açılınca More bu durumu düzeltmek için Antwerp’e gönderilir. Orada dostluk kurduğu ve kitapta övgüler yağdırdığı Peter Giles’in yanında gemici olduğu güneşten yanmış teni ve uzun sakalından anlaşılan Raphael Hytloday ile tanışır. Raphael pek çok yolculuk yapmış ve neticesinde çok çeşitli anılara sahip bir gemicidir. More bu anıların canavarlar, ejderhalar ve çeşitli fantastik öğeler barındıran kısmı ile hiç mi hiç ilgilenmez. Onun ilgilendiği, Raphael’in doğrulukla ve akılcılıkla düzenlenmiş bir topluma rastlayıp rastlamadığıdır. Raphael ise Utopia Adası’nda tam da bu tarz bir düzene rastladığını belirtir.

    Aslında açıkça biliniyor ki Ütopya’dan bahseden Raphael Hytloday değil, Thomas More’un ta kendisidir. More bu kitabı ve hayalindeki toplumu yazabilmek için kendisinin açıkça söylemeyi göze alamayacaklarını Antwerp’te tanıştığını varsaydığı Raphael’e söyletir. Raphael ile More arasındaki konuşmalar More’un kendi kendisiyle yaptığı eristikten başka birşey değildir.

    Kitabın ikinci bölümünde, Raphael Hytloday -daha doğrusu Thomas More- sanki gerçek bir yermiş gibi ve orasını kendi gözleriyle görmüş gibi Ütopya’yı anlatmaya başlar.

    More’un Ütopya’sı, o dönem yani Ortaçağ Dönemi dünyasından tamamiyle farklıdır. O dönemde kralların baskısından yılmış bir dünya varken; Utopia’da kralsız bir özgürlük vardır. Dünyada yönetimlerde kargaşa varken; Utopia’da kusursuz bir düzen vardır. O dönemin zorba dinsel yapısına karşın Utopia’da inançta hoşgörü vardır. O dönemde insanlar mal ve mülk kazanma çabasındayken Utopialılar ruh dinginliği ve bilgi peşindedirler. Utopia’da çalışan herkes ulusal servetten eşitçe yararlanabilmektedirler. Herkes çalışır, herkes üretir ve herkes tüketir. Utopia’nın bu ve bunun gibi pek çok özelliğinden görüldüğü üzere aslında tam bir sosyalist düzen hakimdir. Ve bu sosyalist düzenin Tanilli’nin Marksist-Leninist Sovyet Rusya toplumsal düzenine aşırı derecede benzerlik göstermesi de dikkatleri çeken bir diğer konu!

    More’un Ütopya’sı tabii ki çoğumuzun hayallerine çok ama çok yakın ancak, bu eserde içime sindiremediğim konular da yok değil!

    Örneğin;

    Sayfa 74’te belirgin olarak örneklendirilen kölelik, Ütopya’da çok yaygın. Genelde ağır suçlar işleyenler kölelik ile cezalandırılır ancak köleliğin tamamen kaldırılmalması daha temelleri sağlam bir düzen sağlayacaktır. Ağır suçlar işleyenler kişisel kölelik yerine toplumsal hizmet ile görevlendirilebilirler. -Bu sadece bir çözüm önerisi, üzerinde tartışılabilir –

    Sayfa 76’da belirtilen Ütopya’nın evlilik yasalarının da pek iç açıcı olduğu söylenemez açıkçası. More evliliği sadece ölümün bitirebileceğinden bahsediyor. Bu durum özellikle günümüz düzeninde pek normal gelmiyor. Bir evlilik ölüm dışında epeyce çok olumsuz etkiden dolayı bitebilmelidir pek tabii ki! Evlenmeden önce cinselliğin yasak olması da sorgulanması gereken bir başka konu.

    Tabi bu tarz konuları sorgularken, More’un Ortaçağ’da yaşamış ve Katolik inancına bağlı olduğunu da hafızaların bir köşesinde barındırmalıyız daima.

    Bu nadir -ama önemli- konular dışında More’un Utopia’sı için “hayalleri süsleyen toplum yapısı” diyebiliriz gönül rahatlığıyla.

    Toplumsal düzen, eğitim, iktisadi düzen, aile ve dostluk bağları, toplum psikolojisi, dinsel hoşgörü, temel özgürlük ilkeleri vb. gibi pek çok konuda herkesi aydınlatacak ve ufkunu genişletecek bu başyapıtı herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.

    Sanatla kalın…

    Selçuk Korkmaz
  • Başı toprağa gömülü yaşamanın birden fazla. yolu olduğunu ve kendisini sadece kadınlara mahsus özel bir dünyaya kapatarak bir ütopya yaratabileceğini sanıyorsa, fena halde aldandığını söylerdim Moira'ya. Erkekler öylesine çekip gitmezler, derdim. Onlara kayıtsız kalamazsın.
    Git frengiye yakalan çünkü frengi diye bir şey var demeye benzedi bu, derdi Moira.
    Luke'a sosyal bir salgın mı demek istiyorsun? diye sorardım.