Mesela ben, biraz ince hisli olmasam, bugün bu beğenmediğim hanımlar gibi olacağım. Nigar ve benzerleri gibi hayatımı kapıdan gelip geçenlerle meşgul edebilerek kendimi ve hayatımı beğenecektim! Halbuki aldığım terbiye, okuduğum eserler bana şaşaalı hayatlar vaat ettiler; şimdi nasıl olur ki bu miskin, bu donuk, bu düşkün hayatı severek kabul ederim?
Ah, ben niçin böyleyim? Ne olurdu ben de onlar ve herkes gibi bu hayattan zevk alacak his ve kabiliyette olsaydım da onlar gibi bu sefalet içinde kayıtsız ve gönül rahatlığıyla yaşayabilseydim...
demek böyle, bu boş hayat içinde, rüzgârın, güneşin sert etkilerine karşı muhtaç olduğu ilgiden mahrum kalarak solup, kuruyup mahvolan fidanlar gibi yok olmaya mahkum bir hayatım var; bunu biliyorum ve işte beni bu harap ediyor.
Halbuki bilseler ki bu şımarık, bu müşkülpesent, bu bencil zannedilen Pervincik ne kadar alçakgönüllü, ne kadar mahcup, ne derece kendinden memnun olmayan birisidir. Bunu bilseler...