— Rabia yataktan kalktığı gün ikinizi de davet ediyorum. Karı koca size konser vereceğiz. Rabia’ya Tılsımlı Kuyu’dan define havasını söyleteceğim.
— O da hangisi? Arada sırada çıkardığı kuyu çıkrığına benzer sesler mi?
— Evet. Dün akşam onu fırtına orkestrasıyla söyledi.
Rabia’nın güzel yüzüne geçen korku ve ıstırap maskesini bir daha unutmayacaktı. Ölüm darbesinden kendini korumak için sinen, kaçamayıp da donmuş gibi kalan zavallı bir hayvan gibi tortop olmuştu. Yüzü takallûs etmiş,1941 şişmiş, rengi mosmor. Gözleri açık. Biri küçülmüş, öteki kenarına kaçmış. Biri ölü gibi, öteki renkli bir cam parçası gibi ışıldıyor.
— Rabia, Rabia, Rabia!
Osman onu sarstı, sarstı. Fakat duymadı. Uyanmadı.
Ağrı ile beraber doktorun tahmin ettiği ıspazmoz da gelmişti. Aşağıya koştu. Rakım’ı iki omzundan yakaladı, silkti, silkti. Ye Rakım, Tevfik’in kızıyla oynadığı mesut maymun rüyasından uyandı.
Evde şimdi baştan başa lâmbalar yanıyor, sağa sola seğirten ayak sesleri var. Rabia’nın bileklerini kolonya ile ovan Osman’ın kulakları dışarısını dinliyor. Araba sesi bekliyor. Fakat zaman artık durmuş, fırtına azıyor... Zaman durmuş... Rabia’nın güzel yüzünü örten bu kâbus maskesiyle ebediyen karşı karşıya kalmak...