Âdetâ kızın ruhunun iç perdesi sallanıyor gibi, ucunu kaldırıp içini görmek istiyor. Osman Garb’ın çocuğu. Ulemasının (1717) canlı mahlûkatın (1718) içini yarıp hayat sırlarını öğrenmeye çalıştıkları toprakların mahsulü. Osman, bir insan ruhunun sırlarını öğrenebilmek için diri bir göğsü yarıp açmaya razı olacak kadar fikrî tecessüsün esiri.
İyi kızlardı. Fakat onlar da babaları gibi yerli olan her şeye dudak büküyorlar, anneleri alaturka bir şarkı söylese kulaklarını tıkayıp gülerek kaçıyorlardı. Hayatlarının serbest ve mesut olmasına rağmen Behire’nin içinde bu birdertti. Belki de biraz aksülamel olarak onda yerli an’anelere, güzelliklere karşı mübalağalı bir temayül uyanmıştı. Seneler geçtikçe dayısını daha sık ziyaret ediyor, daha uzun kalıyordu. Bilhassa mevlidleri, alaturka sazları hiç kaçırmazdı. Kökleri ana toprağının en derin mâzisinde olan Rabia dimağında gayri ihtiyari ona biraz sun’i, biraz mukallit kızlarını hatırlattı. İçini çekti.