İnsan kimi sevmezdi? Sevilmeyi hak etmeyecek kadar kötüleri mi, yoksa kendisini sevmeyenleri mi? Hem birini iyi ya da kötü yapan neydi? Fıtratı mı? Kaderi mi? Yoksa ona bakıp nasıl bir insan olduğuna karar verenler mi? Mutluluk öyle bir şeydi ki herkese yakışıyor, gülümserken pek az kişi kötü olabiliyordu.
Çünkü kafasındaki en feci cehennem tahayyülü, yaşarken sevemedikleriyle bir arada sonsuzluğa mahkûm edilmekti. Böyle bir cehenneme ateş bile gerekmezdi.
Cami avlusunda günaha girenlerin, merhumun ne mübarek bir insan olduğuna şahitlik edip Allah’ın evinde düpedüz yalan söyleyenler değil, onları bu yalana mecbur edenler olduğunu düşündü. Bu durumda az evvel işlediği günah, doğrudan soruyu yönelten imamın hanesine yazılmalıydı. Ona bu soruyu sordurana yazılamayacağına göre...
“Yaratıp dünyaya gönderdiği herkese, her şeye bir amaç, bir mana vermiş. Dünyadaki herkesin burada bulunmasının bir sebebi var. Hiç kimse boşuna burada değil.”