“Seni bu kadar erken evlendirmesini diyorum. Çünkü al yanaklı genç kızların, ellerini tutmak için yarışan lordlara istekle bakmaları gerekir, lordun güzel atlarına değil.”
Üçlü içeri girerken beraberinde kuzey rüzgarının kıvrımlı nefesi esmişti sanki. İki nefes arasında geçen boşlukta, rüzgar ona bir masal anlatmıştı: Ölüm ve yaşamın birlikteliğine, hüzünlü bir yılda doğan bir çocuğa dair masal.
“Bütün yaratıkları Tanrı yaratmadı mı? Neden O’nu övmek için sadece bizim ses çıkarabilmemize izin verilsin? Cırcır böcekleri de şarkıyla en az bizim kadar ibadet ediyor.”
“Yolumuz oraya kadar uzanacak olursa, beni dünyanın öbür ucuna bile götürür müsün?” Konuşurken ağlıyordu ama at, burnuyla kızın gözyaşlarını sildi.
Atın burun delikleri akşam rüzgarını içine çekmek için açıldı. “Nereye istersen, Vasya. Dünya büyük, yol da bizi her yere götürür.”