Patlama noktasına gelerek protestoya başlayan öğrencilerin duygularının derinlerindeki özün, devasa bir sistemde kendilerine isimsiz bir çarkın dişlisi gibi davranılması olduğuna dair başka kanıtlar da görüldü.
Karganın kendisini besleyenin gözünü oymasının "son derece rasyonel" olmadığını biliriz ama hastaların yaptığı da basitçe budur ve terapiye ihtiyaç duymaları da bu yüzdendir. Dahası, bu öfke, saldırganlık ve düşmanlık genelde hastanın özerklik kazanma gibi son derece kıymetli bir çabasının ifadesidir. Hayatı boyunca kendisine nefes aldırmamış, "nezaket" ve istismarla boğmuş otoritelere karşı duracağı bir zemin bulmaya çalışmaktadır.
İnsanın hem bağlı hem de özgür olduğunu bilme yeteneği bu fenomene gerçek bir ikilem özelliği kazandırır; insan bu ikilemde kararlar almak zorundadır ama bazen dünyaya açılmasını sağlayan hareket özgürlüğünün sorumluluğunu almayı reddeder.
"Salt özne" olarak hareket etmeye çalışırsam, trafik ışıklarının sınırlarından ve arabamın bir köşeyi en hızlı kaç kilometrede dönebileceğini söyleyen fizik kurallarından muaf ve özgür olduğuma inanırsam sonum elbette iyi olmaz üstelik İkarus gibi soylu ve teatral bi son da olmaz. Öte yandan kendimi "salt nesne" kabul edip kaderci, kolayca manipüle edilebilen biri gibi davranırsam, sürüklenir, kurur giderim, hiçbir şeye etkim olmaz, deneyimlerime yabancı kalırım.
...bir başkasının dilini anlamak için bile öznel empatiye girme yeteneği gerekir. (İşte bu yüzden nefret ettiğiniz kişileri anlayabilmeniz neredeyse imkansızdır.)