Zaman keskin bir kılıçtır. Ya sen onu kesersin ya da o seni keser. Nefsin senin en büyük düşmanındır. Ya sen onu hak ile meşgul edersin ya da o seni batıl ile meşgul eder. Y.P.
Fakat Mekke orada olduğu halde, Kâbe orada olduğu halde niçin Allah, tarih boyunca Arapça hiçbir kitap indirmedi? Niçin adeta Arapçayı özellikle bekletti? Bir dil düşünün ki Kur’an’dan evvel kendisiyle hüçbir kutsal kitap indirilmemiş ve Kur’an kendisiyle indirildikten sonra da bir daha kıyamete kadar başka hiçbir dilde, hiçbir kutsal kitap indirilmeyecek. Bu düşünce son ilahi kelamı önceki kutsal kitaplardan ayıran birtakım özelliklerin olduğunu ve yapısı itibariyle Arapçanın Kur’an’ın bu özelliklerini taşımaya elverişli bir dil olduğunu ortaya koymaktadır.
Yani peygamberlerin sadece kaderleri ve kederleri değil, aynı zamanda karakterleri, tepkileri, duygu, düşünce ve aksiyonları da birbirine benziyor. Çünkü kaynakları bir, dinleri bir, mücadele üslupları birdir; usulleri erkanları, hedefleri birdir. Çünkü onlar Allah’ın elçileridir. Çünkü onları terbiye eden ve görevlendiren Aziz ve Celil olan Allah’tır.
Tıpkı kainatın yöneticisinde olduğu gibi insanları idare edeb kişilerin de emri altındakilere beslediği merhamet duygusu ve onların menfaatini koruma gayreti, gazabının, öfkesinin, kızgınlığının önüne geçmelidir.
Rahmet Allah‘ın asli sıfatlarından biri olduğu gibi O, son peygamberini de alemlere rahmet olmak üzere göndermiş ve ona indirilen Kitap’ı insanlık için rahmet olarak nitelemiştir.