Zaman keskin bir kılıçtır. Ya sen onu kesersin ya da o seni keser. Nefsin senin en büyük düşmanındır. Ya sen onu hak ile meşgul edersin ya da o seni batıl ile meşgul eder. Y.P.
"Yalnızca bakma, hem de gör. Zira bakmak ve görmek aynı şey değildir. Bakmak göz ile olur görmek gönül ile. Her şeyi yalnızca gözlerinle görüyor olsaydın eğer, tek gördüklerin gözüne aksedenler olsaydı nasıl rüya görür nasıl hayal ederdin? Ve hatta nasıl dua ederdin? Bakmak ve görmek aynı şey değil, bilmek ve anlamanın aynı şey olmadığı gibi. Akıl ve kalbin aynı şey olmadığı gibi... Zira akıl bildirir, gönül oldurur. Gönlü ile bilmeyen olmamıştır desem acep değil ki. Gönlünle bakabilir misin? Görebilir misin gözlerin kapalıyken dahi. İşte orada taşlar var. Bakma, gör onları.."
Tuhaf şeydi bu ölüm, ölüm tuhaf şeydi. Dünya aynı dün-yaydı, aynı yerdeydi, öylece duruyordu işte. Lakin insanlar yoktu, bir var oluyordu bir yok oluyordu. Gece ile gündüz gibi. Gündüzleri güneşi görüp çıkıyordu insanlar meyda-na, geceleri yok oluyorlardı ve ertesi sabaha başka insanlarla açıyordu gözlerini dünya. Ne şaşılacak şey ki; bu tek gece kaldıkları hanı kendilerinin sanıyordu insanlar. Bu dünya mı insanlarındı yoksa insanlar mı bu dünyanın?
Biz ayetlere, hakikatlere, ibretlere yüzeysel ve basiretsiz bir nazarla bakamayız. Baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak, anladığımızı yaşamak mecburiyetindeyiz. Bizim için bilgi bilincin, bilinç amelin, amel ahlakın, ahlak şahsiyetin, şahsiyet ise cennetin ve rıdvân-ı ekberin vesilesi-dir. Başka bir deyişle cehalet gafletin, gaflet dalaletin, dalalet ahlaksızlığın, ahlaksızlık şahsiyetsizliğin, şahsiyetsizlik de cehennemin, Allah'ın gazabının sebebidir.