• ...sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N'olcak ki bırak patronlar seni kovsun!
  • Yine hareketli bir olay örgüsü, sağlam yan karakterler - ki bazıları bence esas çiftten daha iyiydi-, lakin berbat bir üslup, aşk hikayesini geçiremeyen bir esas çift var. Ana karakterler bir sürü muhteşem özellikle donatılmış. Ölümsüzlük, süper güçler, ışınlanma, artı şahane güzellikler. Sorsan çok da zekiler ama kitapta zekanın z'si yok. Mal mal hareketler, ergen çiftin garip tripleri, gereksiz duygusallıklar.. Kadın 5000 yaşında. Aşırı güçlü. Düşünün dünyayı kıyamete sürükleyebilir ama kendisine takılan bir bekaret kemeri yüzünden bunca zamandır seks yapmamış. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Bu ufak bir örnekti. Daha da dolu kitap böyle saçmalıklarla. Serilerin ilk kitapları genelde en vasat olandır. Yazar sonradan açılır ama bu seride ilk kitabı aradım. Ki onu da beğenmemiştim. Şimdi üçüncü atlının hikayesini merak ettiğimden onu da okuyacağım. Böyle de garip bir seri. Neler olacağını merak ediyorsunuz ama okurken bir nevi ızdırap çekiyorsunuz
  • "Hayır" olanın da olmayanın da İçinde..
  • Bazen bir espri üretiyorum.Vay be bana,ne şahane biriyim falan.Aynı espriye 1 saat sonra bakınca sanki biraz basit mi kaçtı falan :)
  • "Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için bu diyarın çocukları için bir ışık, bir ana olacağım ve hicbirseyden korkmayacağım; vallahi ve billahi! " Aliye'nin bu yeminini yerine getirirken yine tarihte milleti için ölen, ıstırap çeken kadınlar, ezeli gözlerinde mukaddes bir ışık ile şahane dudaklarında asırların silemediği zafer tebessümü ile Aliye'ye bakıyorlardı.
    Halide Edib Adıvar
    Sayfa 200 - Can yayınları
  • Ve “BAŞKA DİLDE AŞK” bitti. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve bayıldım :) Şahane bir kurgu, harika akıcı bir dil ve farklı bir aşk :) o alıştığımız ilişkilerden çok başka bir pencereden bakmamızı sağlıyor :)
    Ana karakterlerimizden Bree Prescott:
    Annesini çok küçükken kaybetmiş, duyma engelli olan Babası ile kendi Lokantalarında çalışan mutlu bir kız.
    Bir akşam Lokantaya eli silahlı, bolca uyuşturucu almış bir Adam tarafından Babası gözlerinin önünde vurulur. Bree ise Polislerin siren sesleri sonucu şans eseri hayatta kalır. Ancak Babasını kurtaramadığı ve hiçbir şey yapamadığı için vicdanen dağılmış, yüreği derin yara almış durumda.

    Daha fazla o Şehirde kalmaya dayanamadığı için her şeyi bırakıp, Ailesi ile küçükken çok mutlu günler geçirdiği küçük bir Kasaba olan Pelion’a doğru yola çıkar.

    Diğer ana karakterimiz Archer Hale:
    9 yaşındayken gözlerinin önünde Annesi ve Babası öldürülmüş, kendisi ise bir kaza nedeniyle konuşma yetisini kaybetmiştir.
    17 Yaşında ise onu büyüten Amcasını da kaybedince, kendi dünyasında yaşamaya başlayan, herkes den uzak yaralı bir Adam. Hayatta dair pek bir şey bilmeyen, asosyal, duygulardan bi haber, Kasabadakilerin önü görmezden gelmesine, alay etmesine ve aklı gitmiş deli demesine aldırmayan yapayalnız biri.

    Olaylar bundan sonra başlıyor. Archer ve Bree’nin karşılaşmaları. Bree’nin Babasından dolayı işaret dilini bilmesi sonucu aralarında yaşanan o sessiz ama bir o kadar sesli duygular :)
    Breenin ona öğretecekleri olduğu kadar aslında o da Archer sayesinde çok şeyi öğreniyor.
    Kasaba da ki dostluklar, bir o kadar düşmanlıklar ile harika bir romandı. Ben çok sevdim.
    Güzel mesajları vardı, konuşamamak engelli olmak bazı şeylere engel değil :) Pes etmeden biri için emek vermenin, bir insanın hayatına nasıl olumlu yönde dokunabileceğimizi güzel anlatmış Yazarımız.

    Finale doğru bir ara sinir tepeme sıçradı :) hayır böyle bitemez bu kitabın sonu bu olamaz dedim, çünkü Yazar çok güzel bir ters köşe yapmış. Final ise muhteşemdi.

    Kesinlikle tavsiye ediyorum. :)
  • Locke Lamora asla unutulmayacak bir karakter. Yalanları da zekası kadar kendisini unutulmayacak kılan en büyük etken. Olağanüstü bir kurguya sahip, oldukça zengin karakter tasvirleri ve bolluğunun yanında dahice kurgulanmış bir olay örgüsü var karşımızda. Olaylar o kadar dozunda yazılmış ki üzerinde çok ince çalışıldığı belli. Kitaptaki bir sonraki sayfa asla tahmin edilemiyor, bunun için de her satırı korkarak ve heyecanla okutturuyor.

    Okurken neye şok olup sevineceğim, neye kahkaha atacağım, neye haykırarak üzüleceğim beklentisiyle çevirdiğim her sayfa beklentimi iki kat fazlasıyla karşıladı. Bu da beni katbekat tatmin ederken tahminimce çoğu okuyucuyu da tatmin etmiştir. O kadar zevk alarak okudum ki kendimi kaybettim okurken.

    Kitabın belirli can alıcı noktaları var, malum sahneler. Üzüntüyü, mutluluğu ya da şoku öyle yansıtıyor ki bu duyguları okurken hissettiren çok az yazara ya da kitaba rastladım. Keşke hepsi bu kadar muntazam olsaydı. Bir de kitabın ikinci yarısında yaklaşık on sayfa kadar bir bölümde kıyafet sahnesi var. Sanırım benim için kitabın zirvesiydi. Art arda gelen entrikalar, "tamam buna inandım" dedikten sonraki "yok artıklar", sonra "e hani böyleydi, daha da yok artıklar" ve en sondaki "AMA YOK ARTIKLAR" beni delirtti. Bu çakallığın arka planından bize kahkahalar atan yazarın keyfinden istiyorum.

    Ek olarak kitap hep kendini haklı çıkarttı. Özellikle son iki bölümde hiçbir soru işareti bırakmaması, sonunun aslında normal bir kitabın bitmesi gibi pürüzsüz kalması da şahane olmuş. İsteyen tam o anda seriyi bırakıp devamını okumamayı tercih edebilir. (ASLA BÖYLE BİR DÜŞÜNCEM YOK.) Bu da yazarın geçtiği güzel bir kıyak olmuş. Ancak ikinci kitap hakkında yine bu kitap gibi zerre fikrim yok. Tamamen sürpriz olacak. Okuduklarıma dayanarak her serinin ilk kitabı diğerlerine kıyasla daha basit kalıyordu ancak bu kitap ne kadar basit kalabilir acaba diğerlerinin yanında? İkinci kitabın baskısı da tükenmiş gerçi, umarım İthaki Yayınları en kısa sürede yeniden baskı yapar da bu maceradan nasibimizi almaya devam ederiz.

    Harika bir detaysın Centilmen Piç serisi.