Şahin Kaya

Şahin Kaya
@sahinkaya35
Bir insanı sevmek, onun gerçeklerini anlamaya çalışmayı da içerir. Engin Geçtan
Lisans
Konak, 1 Eylül
616 okur puanı
Haziran 2018 tarihinde katıldı
Arketipler, bir insanın geçmiş yaşantılarının ürünü olan bellek imgeleri gibi canlı görüntüler değildir. Örneğin, anne arketipi bir kadının ya da annenin fotoğrafı değildir. Bir benzetme yapmak gerekirse, banyo edilmesi gereken negatif filmleri andırırlar. Gerçek dünyada karşılığı bulunduğunda, bu belirsiz imgeler canlı ya da cansız varlıklara dönüşürler. Arketipler bağımsız yapılar oldukları gibi, bazen bir araya gelerek birleşimler oluşturabilirler. Örneğin, kahraman arketipi ile şeytan arketipi birleşerek "acımasız lider" imgesini yaratır.
Değersizlik duygularının insanı alıngan yaptığının sanırım hepimiz farkındayızdır, derece derece, zaman zaman hepimiz biraz yaşadığımız için. Özellikle katı korteks komutasındaki insanlar, adam yerine konup konmadıklarının verileriyle çok ilgilenirler. Durum böyle olunca da adam yerine konmuyor olmanın çoğu kez nesnel olmayan kanıtlarını bulmak zor olmaz ve zaten beklemede tutulan kızgınlık duygusu hızla bu fırsatı değerlendirir.
Bilirsiniz insanlar vardır, bazen sizden yapamayacağınız ya da yapmak istemeyeceğiniz bir şey isterler. Yapamayacağınızı gerekçesiyle açıkladığınızda, karşı karşıya iseniz yüzünden bir gölge geçer, telefondaysanız sesinin tonu burulur. Sonra arkanızdan konuştuğunu duyarsınız, "Beni reddetti," diye, sanki onu "bütünüyle" reddetmişsiniz gibi. Oysa yalnızca talep ettiği konuya karşılık verilememiştir. Zedelenme limbik sistemin arı bir duygusudur, adam yerine konulmadığını farzetmenin kızgınlığı da aynı bölgeden kaynaklanır, ama korteksin kışkırtması ve ısmarlamasıyla. Dikkatli bir gözlemle, neredeyse çocuksu olan bu tür kızgınlık tepkilerini ciddiye alabilmek, bizim de korteksimiz tarafından kışkırtılmış olmamızı gerektirir. Ya da karşı tarafa beklenti yüklemiş olmamızın yarattığı ve patlamaya hazır bekleyen bir volkanın, birikiminden kurtulmasının bir ifadesidir.
İnsanın ancak, ana-babasını kendi dünyaları olan ayrı varlıklar olarak görmeyi başarabildiğinde gerçek anlamda yetişkin sayılabileceğini düşünüyorum. Bunu başarabilmenin kolay olmadığını bilerek. Çünkü her insanın bir önceki kuşaktan bazı alacakları tahsil edilemeden kalıyor. Var da vermiyor diye direndikçe, olmadığı için verememiş olduklarını göremiyoruz. Ana-babaların da ana-babaları olduğunu düşünmek, ileri yaşlarda bile sürüp giden beklentilerimizin, onlarla ve dünyayla olan ilişkilerimizde yarattığı açmazların hafiflemesine bazen yardımcı olabiliyor. Hatta bazen bizim onlardan beklediğimiz şeyleri bazen onların da bizden beklediğini görebiliyoruz. Daha önce psikololoji ortamı için kullandığım sorunun bir benzerini sormamızı gerektiren: "Çocuk konumunda olan hangimiz?" Ama çoğu kez bu da yetmiyor tabii. benlik oluşmadıkça, geçmişin alacakları karşı cins ilişkilerinde, hatta dostluklarda tahsil edilmek isteniyor. Bazen kısır döngülerde sıkışıp kalmamıza neden olarak.
Tamaro'nun kitabının başlığına gelince, yüreğimizin götürdüğü yere gidebilmemiz için önce yüreğimizi dinlemeyi bilmek gerekiyor, üretilmiş sorunların narkotize eden etkisinden sıyrılıp yüreğimize ulaşabilirsek tabii. Sonra da, inişiyle, çıkışıyla, riskleriyle, "şikayet etmeden" çıkılacak yola koyulmak üzere. O zaman dünyaya daha az kızıyoruz.