Başta insan hayatı olmak üzere bitki ve hayvan her türlü hayatın kıymetini takdir etmekte ciddi sorunlarımız var. Yeryüzünde masumların kanlarının dökülmesine duyarsızlaşan bîçare insanoğlu karıncanın hukukunu da takdir edemiyor. Oysa yeryüzünün halifesi haksız yere kan döker mi? Aksine bundan olabildiğince uzak kalır ve çevresindeki en küçük bir tahribata karşı oldukça hassas davranır. İnsanlığını koruyabilen bir insan canlıların ve tabiatın kıymetini takdir eder ve etrafına her daim can verir
Karıncalar ile her karşılaşma ânımda Neml suresinin onsekizinci ayetindeki kraliçe karıncanın seslenişi kulağımda çınlar. Kraliçe karıncanın “Ey karıncalar, yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesin” ikazı Kur’anî bir nefesle vicdanımın derinliklerinde yankılanır.
İnsanı hiçten yaratan bir Yaratıcıya nankörlük göstermenin ne manaya
geldiğini en iyi vefasızlık elemini tadanlar bilebilir.
Cüz’i bir arkadaşlık hukukunun bozulmasına tahammül edemeyen bir insanın Yaratıcısına vefasızlıktan kaçınması elzem bir vazifedir.
Kendimizi ve varlığı tanıma yolculuğumuzun başlangıcı, yani merkezimiz
kendimiz, nefsimiz, benliğimiz değil. Nefis ve benlik, bu yolculuğun
rotasını doğru bir şekilde belirleme bakımından son derece aciz ve yetersiz.