• Salih Omurtak, telefon eden Salih Bozok'a "Sozu uzatma.." dedi, "Oldu mu ? Onu soyle!" Cevabı alinca odasinin kapisina cikip neseyle bagirdi:
    "M.Kemal Paşa Başkomutaaaaaaaan!!!"
    "Heeeeeeey!"
    Albay Asim Gunduz iki gundur Ankaradaydi. Daha M.Kemal Paşayi gormeyi basaramamisti. Coskuyla ayaga firladi. Kutahyaliydi. Hafif Kutahya şivesiyle soyleyerek oynamaya basladi:
    "Sarı Zeybek aman
    Şu daglara yaslanır..."
  • (M. Kemal'in uzun yıllar önce Salih Bozok'a söylediği bir söz.)
    "Bilirsin ben askerliğin her şeyinden ziyade sanatkârlığını severim."
  • Toz…
    Sadece toz…

    On dört gündür gece gündüz yollardaydı. Otomobilin gittiği istikamette
    batan güneş, mavi gözlerini kamaştırdı. Cebinden camları kömür karası
    gözlüğünü çıkardı. Üstüne yapışan mübarek vatan toprağının yorgun tozlarını
    beyaz gömleğiyle temizledi.

    “Şu kasabaya sür çocuk” dedi.

    Şoförüyle Turgutlu’yu şöyle bir turlayıp Armutlu’ya doğru yola koyuldu.
    Köyden dumanlar yükseliyordu.
    Güvenli bir sokakta otomobilden indi.
    Yanan ahşap evlerin çatırtısı ağustos böceklerinin sesleriyle karışmıştı.
    Tebdili kıyafet içindeydi…

    Karşıdan yetmiş seksen yaşlarında
    kırık bastonuyla seke seke ilerleyen
    bir amca yaklaştı. Bir otomobile bir kara gözlüklü adama baktı. Sonra koynundan bir fotoğraf çıkardı. Bir fotoğrafa bir adama baktı. Adam o sırada gözlüğünü hafifçe alnına
    doğru kaldırınca olanlar oldu!

    Yaşlı amcanın eli ayağına dolaştı.
    Rengi beyaza çaldı. O an yetmişlik
    dededen çıkan yirmilik ses tüm köyü inletti.

    “Sensin O, sensin! Kemalimiz geldi’”

    Tüm köy ahalisi koşa koşa Mustafa Kemal’in yanında bitti…

    Kimi elini, kimi ayağını, kimi otomobilinin tekerleğini öptü.

    Savaş olanca hızıyla sürmekteydi.

    Zafer mutlaktı ama netice nihai değildi.

    Tekrar otomobile bindiler;

    “Şu tepeye sür çocuk” dedi.

    9 Eylül 1922 öğle vaktiydi.

    Önce Fahrettin Paşa’nın İzmir’e girdiği
    haberi geldi, sonrasında da Alsancak, Karşıyaka ve Bornova’da yer yer
    çatışmaların devam ettiği haberi…

    Tekrar arabaya bindiler.
    Akşamüzeri Nif’e geldiler.
    Nif, Mustafa Kemal için baba ocağıydı.
    Çünkü Nifliler de babası Ali Rıza Bey gibi Makedonya Manastırlıydı. Beyaz eşarplı Nif kadınları Mustafa Kemal’in ayağına kapandı. Hüngür hüngür ağlıyorlardı.
    Kurak Anadolu toprağı balkan göçmeni bu kadınların gurur dolu gözyaşlarıyla sulanıyordu.

    Beyleri dağdaydı, efeydi, düşman peşindeydi…

    “Buradan İzmir’i görmenin imkânı var mıdır?” diye sordu…

    Dağdaki efelere haber uçuruldu;
    onların mahiyetinde akşamüzeri Belkahve’ye intikal olundu. Deniz’i gördükleri anda Yaveri Salih Bozok gözlerinden yaşlar süzüle süzüle:

    “Deniz! Deniz!” diye haykırmaya başladı…

    Başarmışlardı…
  • Mustafa Kemal Paşa, Salih Bozok'u çağırdı: "Salih.." dedi, "..kardeşimden mektup geldi. Paraları bitmiş. Şu notun gizlice anneme ulaşmasını sağla." "Başüstüne." Not çok kısaydı:"Bankadaki parayı harcayın.Yetişmezse evdeki halıları satın."
    Turgut Özakman
    Sayfa 245 - Bilgi Yayınevi
  • https://youtu.be/CX5QiuMIDhw

    1913 yılı Kasımı'nda Sofya'ya askeri ataşe olarak atanan Mustafa Kemal, Bulgar ordusunun ünlü generali, Savunma Bakanı Stylian Kovaçeva'nın 20 yaşındaki kızı Dimitrina Kovaçeva'yla (Miti) bir baloda karşılaşır.
    Yabancı diplomatlar, İsviçre'de eğitim görmüş, üç dil bilen, piyano çalan ve dans pistlerinde paylaşılamayan güzel Miti’ye ''Balkan Gülü'' adını takmıştır. Mustafa Kemal baloda Miti’yi dansa kaldırır.
    O gece Strauss’un ''Güzel Mavi Tuna'' valsi eşliğinde sabaha kadar dans ederler. Sofya'yı sarsacak aşk'ın ilk kıvılcımları başlamıştır.

    Miti ve Mustafa Kemal sık sık görüşür, birlikte buz pateni yaparlar. Ancak, ilişkileri 1914 Sofyası’na esrarengiz, mutlu ve umutsuz bir aşk çıkmazı olarak damgasını vuracak, Bulgar sarayından gelen baskılar ve general baba Kovaçeva’nın ''kızının Osmanlı'daki yaşama uyum sağlayamayacağı'' gerekçesi yüzünden görüşmeleri sona erecektir. Mustafa Kemal İstanbul'a döner. Babası Miti’yi derhal bir mühendisle nişanlar. Fakat Sofya’nın en güzel kızı Dimitrina, son nefesine kadar Mustafa Kemal’i sevecektir.


    Dimitrina’nın kızı Anna Deyanova, yıllar sonra yapılan bir röportajda yaşam boyu sıkıntı çektiklerini, sürgüne gönderildiklerini ifade etmiş, "Şimdi Dolmabahçe Sarayı'nda olmak vardı," diyerek sonu hüsranla biten aşk hikâyesini esprilerle yumuşattıklarını söylemiştir.

    Sofya’ya yeni taşındığı günlerde henüz çevresi olmayan, Bulgaria Pastanesi'nde tek başına oturup etrafı tanımaya çalışan, mektuplar yazan, akşamları da operaya giden Mustafa Kemal, bir gün yine pastanede otururken, Türkçeye bizzat tercüme ettiği Fransız şair Leon Montenaeken'ın La vie est bréve adlı şiirini yaveri Salih Bozok'a yazdığı mektuba ekler:

    La vie est bréve - Hayat kısacık.
    Un pen de reve - Azıcık hayal,
    Un oen d'amour – Azıcık aşk.
    Et puis bonjour - Derken merhaba...
    La vie est vaine - Hayat anlamsız.
    Un pen de peine - Biraz ızdırap
    Un pen d'espair - Ve umut yalnız
    Et puis bonsoir - Derken Allahaısmarladık...

    ''Sofya'da hayat güzel geçiyordu.
    Fransızcamı geliştirmiştim.
    Ne de olsa davetli sürgün hayatı,
    Diplomatik misyonların davetleri, ziyafetler, açılışlar, akşam yemekleri.

    Memleketim için ne gerekiyorsa, buradan yapmaya çalışıyordum.
    Arkadaşlarımla yazışmayı hiç aksatmadım.
    Zaman, bizim zamanımızı bekliyordu.

    Bir gün, Sofya'nın müzikli bir çay bahçesinde,
    Birden yanı başıma bir Bulgar köylüsü geldi.
    Garson, onunla ilgilenmekten hoşlanmadı.
    Köylü: "Bulgaristan, benim çalışmamla yaşatılıyor,
    Bulgaristan benim tüfeğimle korunuyor.
    Verin çayımı pastamı, alın parasını," dedi.
    Ben de köylüden yana çıktım.
    "Benim de köylüm böyle olmalı," dedim.
    "İşte böyle olmalı!"
    Dimitrina, General Ratçov Patrov'un kızıydı.
    Onunla sık sık beraber olmak durumundaydık.
    Babası Bulgar müdafaa vekiliydi.
    Davet eder, her seferinde gelirdim.
    Kızıyla dans ederdik.
    Ondan çok hoşlanırdım.
    Konu dönüp dolaşıp siyasete gelince.
    "Kadın erkek eşitliği" derdim, ''Dimitrina,
    Seçim hakkı, seçilme hakkı, kadınların her türlü özgürlüğü olmalı."

    Dimitrina da "Bu Avrupa'da bile yok ki Mustafa?
    Türkiye'de ne zaman olur?"

    "Çok yakında," derdim, "Dimitrina,
    Hem de çok yakında...
    Kadınlar, yeniden doğuracaklar kendilerini."
  • “Muzaffer’im, Çanakkale’deki başarısından sonra Mustafa Kemal Paşa, Suriye Cephesi’ne gönderildi.
    Paşamın nasıl bir lider olduğunu daha iyi anlaman için burada tuttuğu defterinden birkaç satırı seninle paylaşmak isterim.
    Bu satırlarda ileride hayalini kurduğu toplum için yapılması gerekenler yazıyordu.

    1. Egemen ve güçlü analar yetiştirmek.
    2. Kadınlara özgürce yaşama hakkı sağlamak.
    3. Karşılıklı sevginin gereği olarak, kadınlarla bir arada, ortak yaşamak...

    Sen de ileride büyüyüp bir eş ve bir baba olduğunda, bu ilkelerden hiç sapma.”

    -Salih Bozok