Murat Ç, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'yu inceledi.
 20 May 21:01 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Öncelikle kitabı Peyami Safa Etkinliğine istinaden okudum. Daha sonra mutlaka okuyacaktım fakat etkinlik bu durumu hızlandırdı ve de çok iyi oldu. Daha önce okumama sebep olan ve etkinliği düzenleyen Cerrah Asya ‘ya ve etkinlik için yardımlarını esirgemeyen Ebru Ince ve Haruni ‘ye teşekkürlerimi iletirim.

Şimdi İncelememize geçelim…

İlk satırdan itibaren hemen bir şey hayal etmem gerekiyordu. Aklıma ise Heybeliada'da ki hastane geldi. Çünkü hem eski bir hastane hem de ziyarette bulunduğum bir yerdi. Lanetli Tepe filminde ki hastaneyi hayal etmediğime bir nebze olsun sevindim. Çünkü o da aklıma gelmişti..

Başlangıcından sonuna kadar beni sıkmayan harika bir devamlılık arz ediyor bu eser. Kitapların uzun ya da kısalığı değil, içeriğinde ne kattığı önemlidir. Bu kısa eser bana bir şeyleri yeniden hatırlattı. İnsan canı yanıncaya kadar etrafta olan bitene pek kulak asmıyor, sahip olduklarına hiç şükretmiyor.

Olay örgüsü ile birlikte her şeyi zihnimde canlandırdım. Tabi ki 1900’lerin istanbulunu birebir gözümde canlandıramazdım ama zihnim daha önce izlemiş olduğum görüntüleri ve fotoğrafları anında önüme getirdi. Her detayı usta bir yönetmen gibi yönetip, harika oyunculuklarla kurguya uygun bir performans göstermeme yardımcı oldu. Her detay kesinlikle aklımda kalıcı oldu. Anlatımın sadeliği kesinlikle okumaya ayrı bir tat katmış. Peyami Safa’nın dili fazlasıyla keyifli bir okuma sunuyor.

Duyguları okurken hissediyor ve yaşıyorsunuz. İmkanları günümüz ile mukayese ediyor, halbuki şuan olsa daha basit çözümler ile müdahale edilebileceğini düşlüyorsunuz. Hastane’nin kokusundan tutun, odalar, koridorlar her şey zihninizde canlanıyor ve olay örgüsü bu şekilde genişleyerek zihninizde bir tiyatro oyununa dönüşüyor.

Edebiyatımızın ilklerinden olan bu eser, kesinlikle yüksek bit çıta belirliyor. Stefan Zweig’ın kısa öykülerini okurken, kendimi bir koşuşturmada hissederken, bu kısa eserde hiç öyle bir şey hissetmedim. Kıyas sebebi sadece az safa sayısına sahip olmasıdır. Konular ve yazış tarzı tabi ki farklı olduğu için bunu hissediyor da olmuş olabilirim. Bu da küçük bir fikirdi sadece.

Toplamam gerekirse; kesinlikle okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir eser. Sağlık bir insanın en temel ve en önemli ihtiyacıdır. Sağlığınız yerinde olmadığın da dünyanın sahibi olmuşsunuz nafiledir. Tüm uzuvlarınız yerinde ve sıhhatiniz yerinde ise, dünyevi basit şeyleri büyütmeden sadece çözülürse çözülür, çözülmese de sorun değil şekli ile bakınız. Dün izlediğim Veda filminde Salih Bozok ile Mustafa Kemal'in aklımda kalan bir repliğini size iletmek istedim. Çünkü aynı zaman diliminde geçiyor bu eser. İlk etapta birbirlerine nasıl olduklarını soruyorlar, ardından şu konuşmalar geçiyor;

S.B.: “Cephedesin diye duymuştum.”
M.K.: “Öyle. Ama hayattayım çok şükür. Bugünlerde bundan daha fazlasını aramamak lazım zaten.” der ve devam ederler konuşmalarına.

Son olarak diyeceğim o ki sıhhat önemlidir. Diğer küçük şeyleri kafanıza daha az takın ve olmayınca hayatınızı kaybetmişcesine muamele yapmayın. Kitap içeriğinde bolca eski Türkçe kelimeler var. Anlamları tabi ki verilmiş ve bizlerinde alışkanlık kazanmasına yardımcı olacağını düşündüğüm bir husus olmuş.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyor ve herkese iyi okumalar diliyorum.

Murat Ç, 19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da'yı inceledi.
 19 May 19:19 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tarihten ders almazsanız, Tarih size çok güzel dersler verir!! Dünü anlamayanların, Bugünü anlamasını beklemiyoruz. Bugün söylenen yalanlarla, Dünü bilirkişi seviyesinde yorumlayanlara da hiç şaşırmıyoruz!! Çünkü; onlar dün vardı, yarında olacaktır.. Ama bugün güzel dersler alacaklar!

Bugün 19 Mayıs 2018… Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Samsun’a çıkışının 99. Yılı.
99 Yıl geçmiş ama birileri tarihten ders almamış olacak ki Sayın ÖZAKMAN bizlere bir hatırlatma yapmış!!

Yapacağım inceleme SERT ve UZUN olacaktır.. Baştan uyarayım…!!! Haydi başlayalım!! (Kitap ile ilgili incelemem ve fikirlerim son kısımlarda olacaktır. İlk etap Samsun'a çıkış evresini kapsamaktadır.)

“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” Mustafa Kemal ATATÜRK - 1931 (Hasan Cemil Çambel, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 272)

Şöyle bir düşünelim, dünden bugüne neler oldu? 19 Mayıs nedir, ne değildir….!? Mustafa Kemal Hangi Şartlar çerçevesinde Samsun’a çıktı.. Ve sonrasında neler oldu..
Biraz geriye gidelim.. Anılarımızı tazeleyelim..

6 Mayıs 1919:
Harbiye Nezareti tarafından Atatürk'e müfettişlik vazifesiyle ilgili yetkilerini belirten talimat verilmiş ve acele hareketi istenmiştir. Atatürk'ün Harbiye Nezareti’ne “İtilaf Devletleri'yle yapılan antlaşma ve alınan kararların Hariciye Nezareti’nden, görev sahasına giren vilayetleri gösteren bir krokinin de Dahiliye Nezareti'nden alınarak kendisine verilmesi" ni istemiştir.

9 Mayıs 1919:
İsmet İnönü’nün Süleymaniye’de ki evine ziyarete gitmiş ve ona “Ben yerleşinceye kadar sen de bana yardım edeceksin ve iş başladığı vakit yanıma geleceksin!” demiştir.

14 Mayıs 1919:
Atatürk, Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın Nişantaşı'ndaki evine, akşam yemeğine davet edilmiştir. Yemek sonrası Cevat Paşa ile aralarında şu konuşma geçmiştir.
- Bir şey mi yapacaksın, Kemal?
- Evet Paşam, bir şey yapacağım!
- Allah muvaffak etsin!
- Mutlak muvaffak olacağız!

15 Mayıs 1919:
Atatürk Yıldız Sarayında Padişah Vahdettin tarafından kabul edilmiş ve bir görüşme gerçekleşmiştir.
Bu tarihte ise Yunanlılar İzmir’e çıkmıştır…

16 Mayıs 1919 – Kalkış….
Atatürk'ün Yıldız'da Hamidiye Camii'ndeki Cuma selamlığından sonra mahfil-i hümayun'da Padişah Vahdettin tarafından kabul edilmiş ve veda etmiştir. Cuma selamlığını takiben Şişli'deki evine dönmüş, annesi Ve kız kardeşine veda etmiştir.

Atatürk Şöyle anlatacaktır: (16-17-18-19)

Artık Şişli’deki evi bırakmak üzereyiz. Bandırma vapuru Galata rıhtımında hazır, bildiğimiz bu! Karargâhımızdan Olanlar belirlenen saatte rıhtımda toplanmış olacaklardı. Otomobil kapımın önünde idi. Evdeki vedaları bitirmiştim. Tam o sırada gelerek beni büroma götüren bir dostum. Aldığı bir habere göre benim ya hareketime müsaade edilmeyeceğini, yahut vapurun Karadeniz’de batırılacağını söyledi. Yıldırımla vurulmuşa döndüm. Daha sonra vaktiyle uzun müddet yanımda çalışan bir kurmay subay da gelerek, maiyetinde çalıştığı bir Damat’tan aynı şeyleri öğrendiğini bildirdi. Bir an yalnız kaldım ve düşündüm. Bu dakikada düşmanların elinde idim. Bana her istediklerini yapamazlar mıydı?

Beynimden bir şimşek geçti: Tutabilirler, sürebilirler, fakat öldürmek! Bunun için beni Karadeniz’in coşkun dalgaları arasında yakalamak lazımdır. Bu ihtimal mantıkî idi. Ancak artık benim için yakalanmak, hapsolmak, sürülmek, düşündüklerimi yapmaktan men edilmek, hepsi ölmekle aynı idi. Hemen karar verdim, otomobile atlayarak Galata rıhtımına geldim. Baktım ki rıhtıma yanaşmış olacağını“ sandığım vapur, uzaklardadır. Sandallarla vapura gittik. Kaptana yola çıkmak için emir verdimse de Kızkulesi açıklarında kontrole tabi tutulduk. Birkaç yabancı subay ve asker bizi yoklayacaklardı. Kontrol uzayıp gitti. Gelip gidildiğine göre acaba bunlarla şehirdekiler arasında bir haberleşme mi vardı? Maksat beni tevkif etmekse, bütün bu şeylere lüzum yoktu, sıkılıyordum. Bir kararsızlık da olabilir, diye düşündüm. Bundan istifâde edebilmek için kaptana hareket hazırlıklarını çabuklaştırmasını söyledim.
Yirmi yedi yıllık ihtiyar kaptan demir aldırmaya başladı. Ben kaptan yerinde idim. Subay ve askerler dışarı çıktılar. Hareket ettik. Karadeniz boğazından çıkarken, kaptana tehlikeli ihtimalleri anlattım. Cevap verdi: “Ne aksi!” dedi, “Bu denizi pek iyi tanımam, pusulamız da biraz bozuk...” Mümkün olduğu kadar kıyıları takip etmesini tavsiye ettim. Çünkü bundan sonra benim tek istediğim, Anadolu’nun bir kara parçasına ayak basmaktan ibaretti.

Sahili takip ede ede evvela Sinop’a geldik. Kasabaya çıktım. Oradakilerle görüşerek, Samsun’a kolaylıkla gidebilecek yol olup olmadığını soruşturduın. Maalesef yokmuş! Çok zorluk çekecek ve günlerce yollarda kalacaktık. Bilmem nedendir, Samsun’a bir an evvel ayak basmak için o kadar acele ediyordum ki zaman kaybetmektense tehlike' ye göğüs germeyi tercih ettim.

Tekrar Bandırma vapuruna bindik. Aynı şekilde seyahat ederek, nihayet Samsun Limanı’na vardık!”

19 Mayıs 1919
Mustafa Kemal Atatürk sabah saatlerinde Samsun’a çıkmıştır..

Samsun’a çıkışını Nutuk’ta şöyle anlatacaktır;
1919 yılı Mayıs'ın 19. günü Samsun'a çıktım. Genel durum ve görünüm:
(...)Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin soysuzlaşmış, kendini ve yalnızca tahtını güvenceye alabileceği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet zavallı, beceriksiz, onursuz ve korkak; yalnızca padişahın buyruğuna bağlı ve onunla beraber kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma razı (...)

8 Dakikanızı ayırarak bu güzel anlatımla 19 Mayıs Ruhunu daha çok hissedebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=gml1Kj1-2EQ

"Ne saraya/sultana ne İngiliz veya Amerikan mandasına güveniyordu. Tek güven kaynağı milletti. Yalnızca milli iradeye güveniyordu.
Samsun'a çıkmasından üç gün sonra, sadrazama çektiği telgrafta ''Millet topluca 'Egemenlik esasını' benimsemiştir" demişti. Amasya Genelgesi'nde ''Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının'' kurtaracağından, ''milli bir heyetin'' kurulmasından, Sivas'ta ''halkın temsilcilerinden oluşan milli bir kongre'' toplanmasından söz etmişti." #28289686

Şimdi kasetimizi biraz ileri alacağız..

Milli Mücadeleyi başlatacağız, Genelgeleri Yayınlayacak, Kongreleri yapacağız.. Ankara’da Meclis’i kuracak, Cumhuriyet’in ilk adımını atacağız, Meclis üzerinden kararlar alacak, Sevr’i imzalayanları lanetleyecek, vatan haini ilan edeceğiz.. I ve II. İnönü savaşlarından galip ayrılacak, Emperyalizme biz buradayız diyeceğiz.. Büyük Taarruz ile görülmemiş bir zafer kazanacağız.. 22 Gün 22 Gece düşmanla çarpışacak, Tarihe Türklüğün Unutulmuş vasfını hatırlatacağız. BİZ Hür doğduk, HÜR yaşarız diyeceğiz! Yunan ordusuna ağır kayıplar verdireceğiz ve komutanlarını esir alacağız..!! Yetinmeyeceğiz! İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR Emrini alacak, Düşmanı İZMİR’den DENİZE DÖKECEĞİZ! Yunanlılar kaçarken İZMİR’i ateşe verecek ama en büyük zararı yine kendi vatandaşlarına vereceklerdir. İzmir sadece duraktır.. Amaç İstanbul ve CUMHURİYET’tir.. Yaptıkları, yapacaklarının göstergesidir. İzmir alındıktan ve düşmandan temizlendikten sonra İSTANBUL Tek kurşun atılmadan 1923’te düşmandan temizlenecektir… Artık TAM BAĞIMSIZ bir Türkiye Dünya’ya merhaba diyecektir… Yeni Meclis seçilecek, Cumhuriyet İlan edilecek; ZAFER’in taçlandırılması için, İLKE ve INKILAPLAR, Demir Ağlarla örülen VATAN’ın her bir köşesine serpiştirilecek, ARTIK MODERN bir TÜRKİYE inşa edilecektir..

Bu kadar kısa bir anlatımla tanımlamak mümkün mü? Tabi ki değil.. Ama Mustafa Kemal ATATÜRK bunları ve daha fazlasını yapmış, bütün projelerini gerçekleştiremeden aramızdan ayrılarak, ebediyete göç edecektir.. Biz ise şunu diyecektik..

Biz Mustafa Kemal'iz efendim...! ve Mustafa Kemaller ÖLMEZ....! Fikrimiz’ de, Kalbimiz ‘de ve Ruhumuzdadır...! Hiç görmedik, gözünün içine canlı olarak dahi bakamadık ama FARK ETMEZ! Onu GÖRMEK demek mutlaka YÜZÜNÜ görmek değildir. ONUN fikirlerini, ONUN duygularını anlıyorsak ve hissediyorsak bu kafidir.....! #28815684

Demek ki, bugün de söylesek, yarın da söylesek bu kelimeler Mustafa Kemal’e yetmeyecektir. Çünkü ebedi istirahatinden dönecek; 19 Mayıs 1999’da tekrar Samsun’a çıkacaktır.. Uzunca yazdığımız kitabın incelemesini işte şimdi yapacağız..

ATATÜRK yeniden aramıza gelmiş ve SAMSUN’a ayak basmıştır… Ona eşlik eden kadro ise tam olarak şu şekildedir;
Salih Bozok, Albay Nazım, Yarbay Mahmut, Ali Kemal Efendi, Rifat Börekçi, Mahmut Edat Bozkurt, Mazhar Müfit Kansu, Ibrahim Ethem Akıncı, Asker Saime, Eribe, Türkan Baştuğ, Mustafa Necati,Vasıf Çınar, Dr. Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, Ruşen Eşref Ünaydın, Yunus Nadi ve Falih Rıfkı Atay.
Bu kadro ile neler yapılmaz ki… İnsan hayal edemiyor.. !!!

"Ah bir gelse!", "Ah Atatürk olsaydı!" diye özlediğimiz Atatürk tekrardan Samsun’a çıktı.. Bu kısımları okumaya başladığınız anda içinizde bir şeyler canlanıyor, bir elektriklenme yaşıyor vücudunuz… Kendinize gelemiyorsunuz… Gerçekten O’nun geldiğini hayal etmeye ve şu düzene neler neler yapacağını, her şeyi nasılda düzelteceğini düşünüyorsunuz. Okudukça daha çok okuyasınız geliyor..

Mustafa Kemal ATATÜRK ayağının tozu ile ardı ardına olmak üzere Televizyondan halka sesleniyor. Bir hayal edin şimdi. Gerçekten geldi ve Dünya çalkalanıyor, Ülkede yer yerinden oynamış, halk dışarıda ve sevinçten ne yapacaklarını şaşırıyor. Atatürk düşmanları saf değiştiriyor, yıllarca koltuk sevdasından başka sevdası olmayan Cumhuriyet düşmanları ortadan kayboluyor.

Yıllardır ülkemizde neler oluyor, biz neleri görüyor ve anlatıyorsak Sayın Özakman daha da ileri giderek bizim gözümüze soka soka her şeyi ortaya döküyor.
Yıllardır ne yazıldı, ne çizildi? Şuan ne yazılıyor, ne çiziliyor? Bir bakalım…

*Yalan ve alternatif tarihler üretilerek halk kandırılıyor,
*İktidarlar Din üzerinden siyaset yaparak din sömürüsü ile oy alıyor,
*Kapatılan tekke, zaviye gibi yerler hortlatılıyor ve cemaatler destekleniyor,
*Halka Milli Mücadele ve Kuva-yı Milliye ruhu gerçeklerle değil, yalanlar ile anlatılıyor,
*Hainlere hain denmiyor, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları tarafından tarihte olmadıkları yerlere yerleştiriyorlar,
*Vahidettin gibi korkak ve koltuğundan başka bir şeyi düşünmeyen, İstanbul düşerken dahi kılını kıpırdatmayan, Milli Mücadele karşıtı, İsyan teşvik eden, *Emperyalistlere bel bağlayan, Hainliğin son kademesine tırmanan kişileri yobaz takımı milli mücadeleye entegre etmeye çalışıyor ama hiçbir belge, argüman sunamıyor,
*Belgeler sunmayarak tarihi gerçekleri çarpıtıyor, iktidar partileri ile birlikte uyumlu bir şekilde çalışıyorlar,
*Kazanılmış bütün zaferler küçümsenerek “ONLARDA SAVAŞ MI” deniyor,
*Bütün İnkılapların yapılış ve sisteme ekleniş şekli çarpıtılıyor, yalan söyleniyor,
*İstiklal Mahkemeleri tarafından idama mahkum edilenlerin sayısı abartılıyor, (İki bin dolaylarında olan ve bir çoğu isyancı grup olan bu zatların sayısını 500 bine kadar çıkaranlar var. Yok 10 Milyon..)
*İşgal güçlerinin askeri kayıp sayıları bilerek azaltılıyor, zaferlerin masa başında uydurulduğunu söyleniyor ama hiçbir belge sunulamıyor,
*İşte normalde adını anmayacağımız belgelerlegercekler gibi yalan siteler, mısıroğlu şakşakçılar ve armağan gibi kişiler türüyor ve türetiliyor ve destekleniyor,
*Bunlara ek olarak din istismarcılarını hiç saymıyorum bile.. Kedicikleri falan olanlar üst seviyeler… Neyse!

Bu liste daha da uzar…
Çünkü; söylenen yalanların haddi ve hesabı YOK!
Bunları yazanların gram yüreği YOK!
Zeka seviyeleri ise kendilerine dahi yetecek seviyede YOK!
Çanakkale’nin, İstiklal Harbi’nin Şehitlerine en ufak bir saygıları YOK!

Yalan yazıp türetenlerle bitiyor mu sadece, HAYIR!! 10 Kasım 1938’den bu yana neler yapıldı? Hızlı bir koltuk kavgası, yavaş yavaş yükselen irtica, sesi kısılmış ve yeraltına inmiş fırsat bekleyen Cumhuriyet düşmanları..

Neler yok edildi!!;
*Halkevleri kapatıldı,
*Köy Enstitüleri kapatıldı,
*Tam bağımsız ülke, bağımlı hale getirildi,
*Tarım programı terk edilip, Menderes zamanı tutsaklık anlaşmaları imzalandı,
*Çalışan ve üreten köylüyü alıp, sınırlı üretime mahkum edildi, fazla üretmesin diye ağaçları kesildi,
*İhtilaller yapıldı, Atatürk kullanıldı,
*Dış politika zaferleri, dış politika rezaletlerine,
*İç politika zaferleri de, iç politika rezilliklerine dönüştü.
*Başa gelmek için halk yeniden din ile sömürüldü,
*Milli mücadele ile ilgili Atatürk hayattayken yazılamayan, konusu dahi açılamayan yalanlar türetildi,
*Eğitim sistemi her gelen hükümetle birlikte daha rezil bir hale getirildi,
*Cumhuriyetin ilk zamanlarında yurt dışına gönderilen öğrenciler önemli yerlere gelirken, yeni eğitim istemi ile birlikte bu oran iyice düştü,
*Açılan fabrikalar bir bir kapatıldı,
*Yerli ve milli sermaye ile kurulmuş birçok işletme devredilip özelleştirildi,
*Ülkenin haberleşme alt yapısı yabancı devletlere verildi,
*Yap, işlet ve devret gibi mantığa sığmayan işlerle halk kullanmadığı şeylerin vergisini ödemeye başladı,
*Hak edenin değil torpili olanların kamusal alanda iş bulması sağlandı,
*İç ve dış borç arttı,
*Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllarda onca imkansızlığa rağmen millileştirilen kurumlar, hiç pahasına satıldı ya da kapatıldı,
*Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi parası ile satın alıp devlete bıraktığı çiftlikler kapatıldı, parçalara bölünüp satıldı,
*Yeşil alan her yıl azaldı,
*İhracat azaldı, ithalat yükseldi,
*Üreten değil tüketen toplum türedi….

O kadar çoklar ki hangi birini yazalım değil mi? İncelemeyi toparlayacak olursak;
Turgut Özakman bizlere, ders niteliğinde harika bir kitap bırakmış. Bu kitap tiyatro oyunu haline getirilip oynatılmalı, sinema filmi yapılmalıdır.. Neden?

Verilen örnekler gerçeğin ötesindedir, Özakman’ın Atatürk’ün ağzından bugünü sorgulaması her hattıyla doğrudur. Bundan daha azını yapacağını ya da söyleyeceğini sanmıyorum Mustafa Kemal’in. Daha fazlası olur ama azı asla olmaz.
Cumhuriyet’e düşman kesim sessiz sedasız, cemaat ve benzeri uzantılar sayesinde yavaş yavaş beslenmiş ve devlet kurumlarının her yerine sızmışlardır.
Anlatmak istediğim tam olarak budur:-->>>> https://www.youtube.com/watch?v=b9_ELvN5izM

Mustafa Kemal Atatürk “Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.” Der. Evet kesinlikle öyledir ve devam eder; “Ölülerden medet ummak uygar bir toplum için lekedir.” der. Ne bu kitap ne de biz Atatürk’ün ebediyete kavuşmuş Yüce ölüsünden medet ummuyoruz. Tam tersi bizim için önemli olan onun BİLİMİ, EĞİTİMİ, ÇAĞDAŞ bir yaşamı hedefleyen FİKİRLERİDİR!

Yalanlara itibar etmemek için OKUYUN!
Cumhuriyeti Anlamak için OKUYUN!
Milli mücadele ve Kuvayı Milliye Ruhunu anlamak için OKUYUN!
Tarihi safsataları tarihin tozlu raflarına hiç çıkmamak üzere gömmek için OKUYUN!
En basiti Mustafa Kemal ATATÜRK’ü biraz daha anlamak için OKUYUN!!!!!

Kolay Kazanılmadı! Kolayca bırakmayız!!!! İftiracı ve Yalan tarih anlatanlara da asla GÖZ yummayız!! Onlar sanıyor ki, biz naif insanlarız… Naifiz, naifiz de...Hele bir gelin bakalım.. Geçmişte yaptığınız ayaklanmaların ve isyanların neticesinde aldığınız yaşamların bedelleri nasıl ödetiliyor!
Yolun Yolumuzdur PAŞAM!

“Mustafa Kemal bir temeldir. Bir yöndür. Yapılmış, her şeyi bitmiş bir bina değildir. Onu ancak devam ettirerek, sürdürerek sevebiliriz. Kendisine yeni şeyler, yeni değerler ekleyerek sevebiliriz. Yalnız yüreğimizle değil, aklımızla da sevelim. Mustafa Kemal en büyük zaferini o zaman kazanmış olacak.”
Cemal Süreya
OKUYUNUZ!!! OKUTUNUZ!!! Tarihi yalanlarla dolduranlara 100 MEGATONLUK bir TOKAT gibi CEVAP niteliğinde!!!
19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!!!
Ruhun Şad Olsun Başkomutan Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK!

Ey Türk Gençliği! Birinci Vazifen!!! -->> https://www.youtube.com/watch?v=oz3I4oq07Zo

Unutma!

İyi Okumalar….!

Murat Ç, bir alıntı ekledi.
12 May 23:52 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Kadroya Bak...
"Üçüncü katın bir kanadındaki bütün odaları, geçici olarak tutmuşlar, çay ve kahve içiyorlarmış."

"Kaç kişi bunlar?"

"On Sekiz. Atatürk'e benzeyen kişiyle birlikte on dokuz kişi.

"...Ben gelene kadar harekete geçmeyin. Yanındakiler Kimmiş?"

"Otele verdikleri bilgiye göre adları şöyle: Salih Bozok, Albay Nazım, Yarbay Mahmut, Ali Kemal Efendi, Rifat Börekçi, Mahmut Edat Bozkurt, Mazhar Müfit Kansu, Ibrahim Ethem Akıncı, Asker Saime, Eribe, Türkan Baştuğ, Mustafa Necati,Vasıf Çınar, Dr. Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, Ruşen Eşref Ünaydın, Yunus Nadi ve Falih Rıfkı Atay."

Vali Vekilinin zihni iyice karıştı. (...) Hay Allah! Kimdi bunlar yahu? (...) Ne Osmanlı Tarihini iyi bilirdi, ne Cumhuriyet Tarihini...

19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da, Turgut Özakman (Sayfa 8 - Bilgi Yayınevi, 10.Basım)19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da, Turgut Özakman (Sayfa 8 - Bilgi Yayınevi, 10.Basım)
Murat Ç, Mustafa Kemal'in Ağzından Vahidettin'i inceledi.
 11 Nis 22:07 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir Tarafta Tarihi yazan ve günümüzü şekillendiren Mustafa Kemal, bir diğer tarafta ise Devlet’i yönetmek yerine, ülkeyi beceriksizce işgal ettiren ve tüm ciddi uyarılara rağmen susup, yabancı devletlerin emri altına girenler var… Hatta ve hatta işgal devletleri ile aynı çizgi de yürüyenler var...

Tarihe bakışınız nasıldır ya da ne yöndedir bilemem ama Tarih tekerrür eden bir mekanizmadır. Geçmişte olanı bilmez, bugün ne yaşadığınızı anlamazsanız, yarın olacaklardan bi haber olursunuz. Bu sağlıklı olduğunuz halde kör olmak, topal olmaktır. Geçmişte yaşananlar tam olarak budur ve bunu anlamak için araştırmak hepimizin görevidir.

Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu her fırsatta Atatürk ile röportaj yapma ve onun ağzından hatıralar yayınlamak istemişlerdir. Bu zemini özellikle Falih Rıfkı çok zorlamıştır. Bu kitapta anlatılanlar, Mustafa Kemal’in birebir ağzından yazılmıştır. Normalde bu hatıralar üç kısımdan oluşacakmış, Dünya Harbi’ne ait olanlar, Mütareke sırasında İstanbul’daki faaliyetlerine ait olanlar ve nihayet Kuvâyı Milliye devrine ait olanlar. Hatıralarda geçen isimlerin çokluğu ve yabancı devletlerin olması nedeni ile, hükümetin ricası üzerine Mustafa Kemal birinci kısmın sonunda hatıraları kesiyor. Kitapta Samsun’a çıkıncaya kadar olan kısım mevcut. Normalde 32 parça düşünülen bu yazı dizisi yarıda kalıyor. Biz ise Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önceki kısma tanıklık ediyoruz.. Bildiğiniz üzere Nutuk Atatürk’ün Samsun’a ayak basması ile başlar. Bu kitapta ki hatıralar ise öncesini anlatmaktadır.

Şimdi ısınma turunu attık.. Haydi başlayalım…!

Mustafa Kemal’in çocukluğunu bildiğinizi varsayıyorum ve onun ne kadar dik başlı ve dikta edilenleri kabul etmeyen bir çocuk olduğunu bilirsiniz. Mahalle’de arkadaşı Salih BOZOK ile birdirbir oynarken bile altta yatan olmamış, bunu kabul etmemiştir. Oyunu bile sorgulamış, mantık aramıştır. Bunun yerine kendi kurgusu ile türettiği savaş oyununu oynatmış ve arkadaşları çok beğenmiştir.

Mustafa Kemal 7. Ordu Kumandanlığına atandığında, başında komutan olarak Alman General Erich von Falkenhayn vardır. Mustafa Kemal, asla Alman komutanlara güvenmez ve onları kabul etmez. Bir de bunun üzerine Devlet tarafından, bizzat Almanların ayaklarına kadar gidilip, orduyu yönetmeleri istenmiştir. Aksi halde, Almanya Osmanlı’nın yanında savaşmayacaktır. Burada ki amaç; Osmanlı araç olarak kullanılacaktır. Almanlar Türk askerlerini kendi çıkarlarına göre kullanacak ve hiçbir başarı elde edemeyecektir.

Bu durumu önceden gören Mustafa Kemal, raporlar hazırlayarak, emir-komuta zincirini bile hiçe sayarak devletin tüm ilgili birimlerine ulaşacaktır. Yazdığı raporlar, sonun başlangıcını öngördüğü halde dikkate alınmayacaktır. Bir görüşme esnasında;
"Kemal, Kemal, bizi rahat bırak! Sonra vicdanen sorumlu olursun” denecek. “Biz öyle şeyler yapacağız ki, neticesinde sen de memnun olacaksın, dünya da hayretler içinde kalacaktır." diye gerçek olmayan beyanatlar verilerek, Mustafa Kemal savuşturulacaktır.
Bunu söyleyen kişiler öyle şeyler yaptılar ki bugünden bakınca biz, o günden bakınca da dünya hayretler içinde kaldı, bir tek bunu önceden gören Mustafa Kemal hayretler içinde kalmadı.... Zaten öngördüğü oldu.

Mustafa Kemal Alman komutandan tüm yetkilerin alınmasını, tüm ordunun kendi idaresine verilmesini, yoksa devletin çok kötü bir duruma düşeceğini ve harbin kaybedileceğini defalarca dile getirmiştir. Bu istek her seferinde geri çevrilmiş ve Mustafa Kemal kendi yerine Ali Rıza Paşa’yı atayarak görevden alınmasını talep etmiştir. Bu durumu kullanmak isteyen yetkililer, Mustafa Kemal’i ikinci ordu kumandanlığına tayin etmiştir. Mustafa Kemal, mazeret göstererek bu tayini kabul etmemiştir. Bunun üzerine bir ay izinli olduğu kendisine tebliğ edilmiştir.

Daha sonra Veliahd Vahdettin’in Almanya seyahatine eşlik etmesi teklif olunmuş, ona farklı gelen bu durumu ikiletmeden kabul etmiştir. Teklif kabul olunduktan sonra, vahdettin ile tanışması için Yıldız Sarayı’nda görüşme tertip edilmiştir. Mustafa Kemal ilk tanışma safhasını şu şekilde anlatmaktadır;

"(...)İçeri girdi, bizim bulunduğumuz tarafa yöneldi. Kanapenin sağ köşesine oturdu. Ben karşısındaki koltuğa oturdum. Benim karşımdaki koltuğu Necip Paşa işgal etti. Bu zat bir defa gözlerini kapadı, derin bir şekilde daldı, neden sonra tekrar gözlerini açtı, bize lütfen iltifat etti:

—Sizinle müşerref oldum, memnunum.

Tekrar gözlerini kapadı, bu nazikane sözlere cevap vermeye hazırlanırken, şaşkın bir şahsiyetin huzurunda bulunduğumu fark ettim; cevap vermek mi, yoksa vermemek mi gerektiğinde tereddüt ettim. Naci Paşa'nın yüzüne baktım, o da çok durgundu. Onda bir defa daha konuşma kudreti olup olmadığını anlamak için beklemeyi tercih ettim. Biraz sonra gözlerini açtı.

—Seyehat edeceğiz değil mi?
Ben çok sıkıntılı bir halde:
—Evet, Seyehat edeceğiz! dedim.

İtiraf edeyim ki, bir mecnunla karşı karşıya bulunduğumuzu hemen hissetmiş, fakat mantıki konuşmaya girişmekten kendimi men etmiştim. Hemen ayağa kalkıp dedim ki:

—Efendi Hazretleri, beraber seyahat edeceğiz. Seyahat iki gün sonra başlayacaktır. Perşembe akşamı garda hazır bulunacaksınız, oradan hareket edeceğiz.

Veda ettik ve çıktık. Süslü bir saray arabasına binmiştik. Naci Paşa ile aramızda takriben şöyle bir konuşma oldu:

—Zavallı, bedbaht, acınacak adam!... Bunlarla ne olabilir?
—Öyledir.
—Bu zavallı yarın padişah olacaktır, kendisinden ne beklenebilir?
—Hiç!..
—Biz ki aklımız, mantıkımız vardır, biz ki memleketin mukadderatını, halini ve geleceğini anlamış insanlarız, ne yapabiliriz?

Naci Paşa:
—Güç!...dedi.

Bu ilk tanışmada Vahdettin ile olan düşünceleri netleşmiş, daha sonrada değişmemiştir.
Mustafa Kemal, Vahdettin ile olan bu seyahati kendi lehine kullanmak için gerekli bütün çabaları sarf etmiştir. Osmanlı Devleti’nin bekası için, veliahd’a neler yapması gerekliliğinden bahsetmiş, tepki alamamıştır. İlk başlarda biraz umut beslese de daha sonra hiçbir şey olmayacağını anlamıştır. Atatürk Samsun’a gitmeden önce defalarca Vahdettin ve Devlet’in ileri gelenleri ile görüşmüş, bir şeyler yapılması çabasında olsa da her zaman ki gibi geri çevrilmiştir. Buna rağmen vazgeçmemiştir.

İngilizlerin baskısı ile, tarafına verilen maaş kesilmiş, ne ordudan emekli edilmiş ne de resmi bir görev verilmiştir. Birkaç ay bu şekilde devam etmiştir. Mustafa Kemal İstanbul’da geçirdiği zaman içinde arkadaşları ile görüşmeler yapmış, neler yapabileceklerini düşünmüştür. Mustafa Kemal hatırasında en çok güvendiği ismin “İsmet İNÖNÜ” olduğunu belirtmektedir.

Geçen zaman içinde, Anadolu’ya geçme ve direnişi başlatma görüşü üzerine kafa yoracak ve arkadaşları ile bunun olabilirliği üzerine çok kez buluşacaktır… Yalnız öyle bir zaman gelmiştir ki, kendisi dahi bu şansın gelmiş olmasına zor inanacaktır..

İmza edilen, Mondros Ateşkes antlaşması gereği, Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye yani Osmanlı Devleti harbi kaybetmiş ve itilaf devletlerinin dayattığı antlaşmayı boyun eğerek imzalamıştır. Daha sonra İstanbul İşgal olunmuş ve saltanat sadece isimden bir varlık olmuştur. Fiili olarak bir varlığı artık yoktur. İngilizlerin himayesi altında küçük bir sömürge hükümetine dönüşmüştür. Ne derlerse yapılıyor, mütareke şartları bahane edilerek, yurda giren düşman birliklere müdahale edilmemesi söyleniyordu… Tam bu esnada İngilizler, Mustafa Kemal’in imdadına yetiştiler.. Anadolu’da Türklerin, Ermeni köylerini bastığı yalanları üzerine, o bölgeye bir ordu gönderilmesi ve bu durumun kontrol altına alınması istenmişlerdir. Mustafa Kemal’i İstanbul’dan uzaklaştırmak isteyen bir grup, onun adını önermiş ve bu kabul edilmiştir. O esnada Mustafa Kemal’in gizliden bir şeyler planlandığı duyulmuş ve bu durumu bahane ederek İstanbul’dan gönderilme planı yapılmıştır. Aslında talih, bu şekilde Mustafa Kemal’in yanında olmuştur. Bu hususta Fevzi ÇAKMAK paşa çok yardımcı olmuş, arkadaşları ise onun yanında olmuştur.

Verilen görev yetkilerini, kendi istediği tarzda genişletmiş, Fevzi Çakmak ile beraber güzelce bir, oyun oynayarak bu geniş yetkileri kabul ettirmiş ve 9 . Ordu Müfettişliği Unvanı ile Anadolu’ya İSYAN’ı BASTIRMAK üzere görevlendirilmiştir. Hangi isyanı peki? İngilizlere karşı direnen halkın isyanını.. Sözde Türklerin, Ermenilere uyguladığı zulmün isyanını… Ama Mustafa Kemal bastırmak bir kenara körüklemek ve tüm vatanda milli seferberliği yaymak için gün saymaktadır. Belgeler imza edildikten sonrasını şu şekilde anlatmaktadır Paşa;

“Talih bana öyle müsait şartlar hazırlamış ki, kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum, tarif edemem. Bakanlıktan çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önünde geniş bir âlem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim.”

Bu eserde Mustafa Kemal’in anlatım tarzının sadeliği ve akıcılığına hayran kalacaksınız. Sabaha kadar anlatsa oturduğunuz yerden kalkmak istemeyeceğiniz türden bir anlatımı vardır. Ben keyifle, bir o kadar da üzüntü ile okudum.

Mustafa Kemal’in Almanya yolculuğunda Vahdettin ve Alman Generaller ile yaptığı konuşmalarda nasıl fark yarattığını, ileri görüşlülüğün onu nasıl ön plana çıkardığına şahit olacaksınız. Samsun’a neden ve nasıl gönderildiğini, Milli mücadele fikrinin nasıl doğduğunu, Atatürk’ün nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu öğreneceksiniz..

Bu eser Mustafa Kemal Samsun’a gitmeden önceki evreleri çok iyi şekilde anlatmaktadır. Zaten anlatılan bizzat Atatürk’ün anlatımıdır. Bu yazı dizisi 1926 Mart Ayı’nın 13’ünde yayınlanmıştır. İncelemenin başında da anlattığım gibi, hükümet ricası ile yazı dizisinin geri kalanı Atatürk tarafından sonlandırılmıştır.
"Zaman sürekli akar, insan gelişir ve değişir; gelişen ve değişen insan, dünyayı değiştirir. "Bugün", gökten zembille inmemiştir; "bugünün" temelinde "dün" vardır. Dün "önceki günün" sonucudur. İşte bu nedensellik zincirinin adı tarihtir.
Bugünü doğru anlamanın biricik yolu düne, tarihe bakmaktır. Ancak "düne" şaşı bakanların "bugünü" net görmeleri mümkün değildir." – Sinan MEYDAN

Mustafa Kemal’i tanıdıkça halkının ona neden ATATÜRK ismini verdiğini daha iyi anlayacaksınız..

Biz Mustafa Kemal'iz efendim...! ve Mustafa Kemaller ÖLMEZ....! Fikrimiz’ de, Kalbimiz ‘de ve Ruhumuzdadır...! Hiç görmedik, gözünün içine canlı olarak dahi bakamadık ama FARK ETMEZ! Onu GÖRMEK demek mutlaka YÜZÜNÜ görmek değildir. ONUN fikirlerini, ONUN duygularını anlıyorsak ve hissediyorsak bu kafidir.....! #28815684

Falih Rıfkı Atay’a sevgi ve saygılarımı sunuyorum...

Herkese iyi okumalar…

--------------------------------------------------------------------
20 Temmuz 2018’de yapacağımız Falih Rıfkı Atay etkinliğimize katılmayı unutmayınız.. 20 Temmuz – 30 Ağustos 2018 Katılım Linki: #27899814
--------------------------------------------------------------------
Kesinlikle okunmasını tavsiye ettiğim bu eseri şu kitaplarla harmanlayarak harika bir bilgi kaynağı ortaya çıkarabilir siniz. Atatürk + Yüzyılın Kitabı-Yüzyılın Lideri + Nutuk - Gençler İçin Fotoğraflarla
--------------------------------------------------------------------

Ayten Ernaz Tiryaki, Arkadaşıma Veda'yı inceledi.
19 Mar 00:43 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Oğlum için aldığım, herzamanki gibi içimdeki çocuğu durduramayıp ondan önce okuduğum kitaplardan biriydi!;))
Konu Atatürk, yazarı da Zülfü Livaneli olunca ayrı bir zevkle okudum!
Kendi hayat hikayemden daha iyi bildiğim hayat hikayesini tekrar okumak hiç sıkmadı tâbi ki! Ancak çocuklara özel yazıldığı için olsa gerek, kısaltılmış ve sadeleştirilmiş buldum o kadar! ;)
Bu okumadan da eli boş dönmedim; Atatürk'ün dahiliğini, Salih Bozok'un dostluğunu tekrar tekrar gözyaşları eşliğinde keşfettim yeniden!!!.. Çocuklarınıza okutun lütfen! Atatürk ve Atatürk aşkını anlatan güzel bir kitap!

Hatice 〽️, bir alıntı ekledi.
18 Mar 15:44 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir gün Atatürk'ün doktorlarından biri bana, "Arkadaşınızı hiç kıskanmadınız mı?" diye sordu. Bir süre samimiyetle düşündüm ve ona şöyle cevap verdim: "Belki ilk zamanlar ben niye onun kadar önemli olamıyorum diye düşünmüşümdür. Ama sonra emin olun böyle bir duyguya kapılmadım. Bu duygu şuna benziyor: Ağrı Dağı'nı kıskanabilir misiniz? Ya da gökten geçen bir bulutu? Ya da denizi? Mustafa Kemal'i kıskanmak, işte o kadar akıldışı bir şey benim için."
Salih Bozok

Arkadaşıma Veda, Zülfü LivaneliArkadaşıma Veda, Zülfü Livaneli

II. Abdülhamit & Atatürk
Sultan II. Abdulhamid’in, Beylerbeyi günlerinde M. Kemal Atatürk’e olan sevgisi ve duasını kendi hatıratından aktarıyorum:

11 Nisan 1333 (1917) Beylerbeyi İki Alman gemisinin (Goben-Breslav) Boğaz’dan süzülüp Karadeniz’e çıktığı gece, sabaha kadar uyuyamadım. Bu maceranın devletime ne getireceği belliydi…
Olan oldu, muharebeye girdik. İngiliz ve Fransız donanması da Çanakkale’ye dayandı…
Harp başladı. Dünyanın en büyük iki deniz devletinin donanması Çanakkale önüne geldi ve çıkartmayı kolayca başardılar. Artık benim için her şey bitmişti. Kahır ve ümitsizlik içindeydim.
İşte bu günlerde Zât-ı Şahane’nin iradesini tebliğ etmek üzere, Talat Paşa’nın beni ziyaret edeceğini bildirdiler. Geldi. İlk defa görüyordum. Hürmette kusur etmedi. Tombulcaydı…
Önce Biraderim Hazretlerinin Selam-ı Şahane’lerini tebliğ etti, Çanakkale’de kanlı harplerin devam ettiğini söyledikten sonra ma’kûs bir netice çıktığı taktirde payitahtın belki de Konya’ya taşınabileceğini, benim de Bursa’da Hünkâr köşkünde ikamet etmek zorunda kalabileceğimi söyleyerek, buna göre hazırlıklarımın yapılmasını Zât-ı Şahane’nin irade buyurduklarını tebliğ etti.
Hayatımın en büyük öfkesi içine düştüm. Payitah düşecek biz gideceğiz!.. Kostantin’in elde kılıç bir nefer gibi burçlarda dövüşe dövüşe can verdiği İstanbul’dan, biz vapurlarla trenlerle ayrılacağız!
- Hayır, dedim, ben Bizans imparatoru Kostantin’den daha az haysiyetli değilim. Biraderim hazretlerine ubudiyetlerimi arz ediniz. İrade-i şahanesi ile Selanik’ten çıktım ama İstanbul’dan çıkmam! Kendisinin de çıkmamasını, ecdadımızın şerefi namına istirham ederim...
Hayatımın en karanlık günlerini bu devrede yaşadım.
Gazeteler, Çanakkale’de düşmanın durdurulduğunu, büyük zayiata uğratıldığını yazıyorlardı; ben, bir türlü bu haberlere inanamıyordum… Her vasıta ile cepheden haber almaya çalışıyordum. Muhafız Kumandanı Asım beyi sık sık Saray’a göndererek sahih malumat almak için çırpınıyordum.
İşte bu sırada, Rabbime şükürler olsun ki, ummayı bile cesaret edemediğim zafer haberi ulaştı.
Düşman tasını-tarağını toplamış; askerlerinin yarısını denize, yarısını gemilerine dökerek Çanakkale önünden çekilip gitmişti.
Bu büyük zaferi, Mustafa Kemal bey adında bir miralay (albay) kazanmış. Allah devletime hizmeti geçenlerden razı olsun.
Uzun bir süre sonra oğlum Âbit efendi, benimle konuşurken, bu Mustafa Kemal beyle tanıştığını söyledi. Sonradan Paşa olmuş… Hem de burada, beylerbeyi sarayında tanışmışlar! Taaccüp ettim, burada ne arıyormuş, dedim.
Yüzbaşı Salih (Bozok) arkadaşı, cevabını verdi.
Ara sıra arkadaşını görmeye geliyormuş, oğlum Âbit efendi ile de bu münasebetle dost olmuşlar.
Hatta Mustafa Kemal Paşa kendisine iki ceylan yavrusu hediye etmiş… Bundan memnun oldum. Devletin yüzünü ağartmış bir Paşa’nın Âbit efendiye yakınlık göstermesi, bir şahsiyeti olduğunu anlatıyordu. Oğluma münasip bir mukabelede bulunmasını hatırlattım. Biraz vakti hâlim olsa “Bir Altın Saat” diyecektim ama, hem dedikodusundan çekindiğim, hem oldukça muzayeka (geçim darlığı) içinde olduğum için bir şey söylemedim.
- Bir daha arkadaşın gelecek olursa, haber ver, ben de göreyim, demekle iktifa ettim. Gerçekten bir defa daha gelmiş, bana haber verdiler. Sırtında bir pelerin vardı ve arkadaşına veda ediyordu. Uzaktan yüzünü iyice seçemedim ama sıradan askerlere benzemiyordu. Tehlikeli bir sükûneti vardı. Enver Paşa’nın kendisinden niçin çekindiğini o zaman anladım. Bunu Talat Paşa tutuyormuş… Bunlar küçük şeyler!
Çanakkale’de İngiltere ve Fransa gibi iki büyük devletin ordusunu ve donanmasını durdurdu, yüzgeri ettirdi ya, bana lâzım olan odur. Muvaffakiyeti için dua ettim.

(Abdulhamid’in Hatıra Defteri (Belgeler ve Resimlerle), Haz.: İ. Bozdağ, s. 165-170, Kervan Yay., İstanbul 1975).

Atatürk' ün en yakını, çocukluk ve silah arkadaşı, başyaveri olan Salih Bozok' un gözünden paylaşılan anılar. Atatürk' ün özel hayatından , hiçbir yerde yayınlanmamış kesitler.
Atatürk' e aşık iki kadın ; Fikriye ve Latife Hanımlar. Fikriye Hanım akraba aracılığıyla aileye katılmış, uzun zamandır Atatürk' ün yakını. Latife Hanım ; Izmir yangınında Atatürk ile tanışmış ve aşık olmuş. Iki kadının Atatürk' ün hayatındaki yerleri.
Latife Hanımla evliliği. Kadının evlilikle değişen mizacı. Hayatının bilinmeyen yönleri .
Sade anlatımıyla, Ilgi çekici ve akıcı bir kitap . Okumanızı öneririm.

Filiz Taşcı, bir alıntı ekledi.
 28 Oca 00:41 · İnceledi

"Kıskançlık makasına düşen Fikriye, bütün çalışmalarımı bir anda yok ediveriyordu .Durmadan anlatıyordum: "Bu kız kendini beğenmişin biri...."
Salih Bozok

Latife ve Fikriye, İsmet Bozdağ (Sayfa 110)Latife ve Fikriye, İsmet Bozdağ (Sayfa 110)