Yüzyıllardır cevaplanamayan ve kadın ruhu üzerinde yaptığım otuz yıllık tüm çalışmalarıma rağmen benim de henüz cevaplayamadığım o büyük soru şudur "Kadınlar ne ister?"
***
Herkes gibi başkalarıyla kolayca kaynaşabilecek bir çocuk değildim ki. Daha ilk günlerimden başlayarak hemen hemen tümünden nefret ettim ve örselenmiş, ürkmüş, hastalıklı bir çocuğun ölçü tanımayan gururuyla doldum. Onların kabalıklarını hoş göremiyor, bağışlayamıyordum.
...
Ben daha yeni on altı yaşıma geldiğim halde iyice içime kapanmıştım ve şaşkınlıkla onları izliyordum. Daha o zamanlarda bile görüş ufuklarının darlığı, uğraştıkları şeylerin anlamsızlığı, oyunlarının, konuşmalarının saçmalığı beni şaşırtıyordu. Öylesine önemli konuları bile algılamıyor, İnsanı etkileyen şaşırtan olaylara karşı öylesine ilgisiz kalıyorlardı ki, doğal olarak onları kendimden aşağı görmeye başladım. Ayrıca bu karara varmamda, incitilmiş gururumun kışkırtmasının hiç mi hiç etkisi yoktu. Hele, ne olur, artık iyice usanç veren, “sen düşler dünyasında yaşarken onlar gerçek yaşamı anlamışlardı…” gibi beylik sözleri söylemeyin bana. Onların gerçek yaşamdan anladıkları falan kesinlikle yoktu. Zaten, beni en çok kızdıran da buydu işte. Hatta öyle söyleyebilirim ki, tam tersine onlar, en sıradan, en doğal gerçekleri bile şaşılası bir aptallıkla karşılıyorlardı. Ta o yaşlarda yalnızca güce ve başarıya tapınmaya alışmışlardı.