Samet Ayaz

Cehalet de hep aynı şekilde benim dediklerimi der. Bir şeyi bilmediğinde bilmediği o şeyin aptalca olduğunu söyler.
Reklam
Arzuları olan bir varlık olarak ben kimim?
Hayatım durmuştu. Nefes alabiliyor, yiyip içebiliyor, uyuyabiliyordum; nefes almamak, yememek, içmemek, uyumamak elimden gelmiyordu fakat hayat değildi bu çünkü beni zihnen tatmin edecek bir arzum yoktu. Bir arzum olduğunda onu gerçekleştirsem de gerçekleştirmesem de bir şey çıkacağını önceden biliyordum. Bir peri çıkagelse de bana: Dile benden ne dilersen dese, ona ne yanıt vereceğimi bilemezdim. Gerçi sarhoş anlarımda arzularım olmuyor değildi ama ayıkken bunun bir yanılgıdan başka bir şey olmadığını, arzulanacak bir şey bulunmadığını görüyordum. Gerçeği öğrenmeyi bile arzulamıyordum çünkü onun neden ibaret olduğunu bildiğimi sanıyordum. Gerçek şuydu: Hayal, anlamsız bir şeydir. Böylece yaşayıp gidiyordum. Ve yolma devam ediyordum, bir uçurumun başına gelmiştim ve önümde yok oluştan başka bir şey olmadığının farkındaydım. Hareketsiz durmak imkansızdı. Önümde yalnızca acı ve gerçek durduğunu görmemek için gözlerimi kapamam da imkansızdı. Tam bir perişanlıktı bu!
Bizim çevrenin dindarlarının bütün hayatı, inançlarıyla çelişkideydi.
Çok fazla insanın benzer deneyimlere sahip olduğuna inanıyorum. Bütün ruhumla iyi olmak istedim fakat gençtim, tutkularım vardı. Ne zaman iyi olanı arasam yalnızdım, tamamen yalnızdım. Ne zaman kalben hissettiğim ahlaken iyi olma isteğimi dile getirmeye çalışsam aşağılama ve alayla karşılaştım. Ne zaman alçak tutkularıma yenik düşsem takdir, teşvik edildim. İhtiras, güç sevgisi, bencillik, zamparalık, gurur, öfke, intikam, bunların tamamı saygın addediliyordu. Kendimi bu tutkulara kaptırdıkça büyüklerim gibi olmaya, onların da benden memnun olduklarını hissetmeye başladım.