Her gün şiddet haberleri içine gömülerek,... bomba patlar diye AVM'lere girmekten korkarak, sinemaya bile gitmekten çekinerek yaşanan bir hayata hayat demek mümkün mü? İbn Haldun ne kadar haklıymış diye düşündüm, coğrafya kaderdir derken ne kadar haklıymış. Amerika'da doğanlar mutlu ve zengin bir hayat sürerken bizim kaderimize Fuat Amca'nın anlattığı harese düşmüş, diken yedikçe kanayan, kanadıkça yemeye devam eden, kendi kanında boğulan develer gibiyiz.!
Farkettim ki en büyük hatayı sürekli mutluluğu aramakla yapıyormuşuz. Doğru olan huzuru aramak. Çünkü mutluluk güzeldir ama sonu sürekli bizden bir parça koparıp giden acılarla biter oysa huzur öyle değil. Huzur yaşamak; herşeyin farkında olarak, ölümü de acıyı da hissederek yaşamak ve herşeye rağmen hayatın hala devam ettiğini farkedip biteceği güne kadar yapılabilecek herşeyi en güzel şekilde yapıp pişmanlıktan uzak kalabilmekmiş. Huzur bu dünyayı yaşayabilmeyi sağlayacak olan tek olanaktır. Huzur bizi kurtaracak olandır..
Tüm insanlar mutluluğun peşinde. Hiç kimse yaşamın tadını acı çekerek alabileceğinin farkında değil. Mutluluk sarhoşluk gibi sizi tüm gerçeklerden uzaklaştırıp etkisi geçince de ortada bırakan bir duygu. Oysa acı öyle değil, tamamıyla saf ve gerçek. Size hayatın ne olduğunu tüm gerçekliğiyle gösterebilecek olan tek duygu.. Acı çekmeli ki bu hayattan zevk almayı öğrenmeli. Acıdan kaçmaya çalışmayınız çünkü mümkün değildir. Ne kadar uzaklaşsanız da o sizi bulacaktır ve ne kadar erken kabul ederseniz, yaşam o kadar kolaylaşacaktır.
İnsanları kaybetmekten korkarken kendimizi kaybettiğimizin farkında değiliz. Öyle ki birisi bize ne yaparsa yapsın tamam diyecek kadar korkağız. Peki böylesine değersiz hissettiren duyguları kaybetmekten neden korkar insan? Çünkü korktuğu umududur. Öyle bir umutla bakar ki bir gün bir şekilde o değersisliği hissettirenin mutluluklar kaynağı olacağına inanır. Ne acı değil mi.. Oysa bilse ki insanlar bencildir ve senin tüm mutluluğunu alıp, seni öylece bırakıp kaçar giderler.