Sana nasıl sarılmak, elinden tutup o gri topraklardan seni nasıl çekip çıkarmak istedim bir bilsen Fini...
Dimitris Mamaloukas’ın Özgür Ruh Fini kitabını bitirdiğimden beri içimdeki o kasvetli fabrika dumanı dağılmadı. Yazarı dinlerken, senin anlatımınla o köle gibi çalıştırıldığın fabrikanın koridorlarında yürüdüm, o ağır yaşam koşullarını, o midesi hassas olanları sarsacak kadar sert ve gerçekçi sahneleri resmen bir film gibi kafamda izledim. Fabrikada ve o morgda yaşadıklarına şahit olurken içim çekildi, seninle beraber saklandım, seninle beraber nefesimi tuttum.
Tüm kalbimle o fabrikadan kurtulmanı, o gri toprakları aşıp özgürlüğe kaçmanı istedim Fini. Senin yaptığın fedakarlıkları gördükçe özgürlüğün değerini iliklerime kadar hissettim. İnsanlığın zalimliğini yüzüme çarpan bu hikayede bana Jerzy Kosiński’nin Boyalı Kuş’unu, o klostrofobik esaretiyle John Fowles’un Koleksiyoncu’sunu hatırlattın.
Ama o son 10 sayfa... Ah Fini, yazarın gerçeği yüzüme kocaman bir taş gibi fırlattığı o an... "Olamaz, böyle olmamalıydı" diye isyan ettim, kabullenmek istemedim ama yazar kalemini böyle uygun görmüş işte. O kaçış hikayesinin arkasından çıkan o bambaşka hikaye beni tamamen ters köşe yaptı.
Eğer siz de alışılmışın dışında, gizemli bir kaçış hikayesi okumak ve özgürlük tutkusunun bu çarpıcı, distopik anlatımıyla sarsılmak istiyorsanız Fini ile mutlaka tanışmalısınız. Ama uyarayım; gerçekler yüzünüze bir taş gibi çarpabilir.