Hayırlı Cumalar
Yüzüm yok ama yine de geldim.
Bu gelişi sevmek say.
Bu gelişi pişmanlık say.
Bu gelişi keffaret say.
Bana gelmeyi verdin,
Hevesim say.
Zaaflarımı sevmediğime say
Elimi kaldırıp getireceğim tekbirle,
Önümde, kalbimde ve tüm zihnimde olanları elimin tersiyle ittim say.
Huzuruna kapandım say.
Yüceliğin önünde eğiliyorum say.
Yalnız sana secde eden mümin yürekleri başkalarının önünde eğdirme.
Yanlışlarımızı sevmediğimize say.
Yüzüme sürünen ellerimi geriye indirmeden affıma say.
Bu gelişi,
Eğilişi,
Bükülüşü,
Secde ve duruşu.
Seni sevdiğime şahit say.

Selam ve duâ ile...

Dök içini satırlara, kalanlar benim olsun...
Kandırıldığını bilen biri buna ses çıkarmıyorsa,kandıran kişi sonunu rahatça hazırlasın diyedir.Kendi sonunu hazırlaman içindi bunca suskunluğum.Daha ilk yalanında anlamıştım seni ama...Ama aşkta söylenen yalanlara akıl inanmasa da kalp inanmak istiyor daima.Sonra bir itiraf bekliyor insan,bir özür içten içe.Bir elinde küsmeler saklıyor sevdiğine...Öbür elinde barış...Belki biraz da gözyaşı,sitem,birkaç bağırış çağırış...Ama affetmeye hep hazır...

Senden beklediğim dürüstlüğü bana hiç göstermedin.Karşındaki sana kanıyormuş gibi yaptıkça süslü yalanlarına daha özensiz olanları ekledin.İnsan kandırdığı insanın değerini,söylediği yalanların ucuzluğuyla bile düşürebiliyormuş anladım.Artık sen, bilmediğimi sandığın yalanlarını bilmeliydin ve ben gitmeliydim.İnsanı en çok bilmediği yerler çağırır ama insan en çok bildiği yeri özler .Bu ihtimali göze ala ala gitmeliydim.

İnsan bazen ayakta kalabilmek için unutmak zorunda olduğu yalanları, gerçekten unuttuğuna kendini inandırıp,o yalanların sahibiyle yaşamaya devam edebiliyormuş.Böylesi aslında ölümden daha zormuş.

Çok değil, derin benim özlemim...

Sımsıkı sarılmıştım sana en son,aramızdan rüzgarın bile geçmesine izin vermeden çünkü biliyordum gitmeliydim.Şimdi aramızdaki mesafeye bir ömür sığıyor bak!Geldiğim yer, olmak istediğim değil sürüklendiğim yer.En çok da sende ne kadar olduğumu değil, ne kadar olmadığımı merak ediyorum.Ne kadar yoktum sen de?Birazdan daha mı az, hiç'ten daha mı çok?

Aslında ben hüznü yaşamayı da taşımayı da çok iyi bilirdim.Ama ...Ama kim bilir bana doğruların arkasına sakladığın kaç yalan söyledin.Sana verdiklerime üzülmedim de benden çaldıkların içime oturuyor.Başkalarıyla yaşamayı seninle ölmeye yeğlemişken, bana en çok ta kalbime dokunmaman dokunuyor.

Üşüdüğünde dünyayı yakacak kadar çok seviyordum.Oysa cehennemde serin bir bulmaya çalışmakmış seni sevmek.Evet, sen vardın! Ama payıma hep yokluğun düşüyordu.Belki aklımdan silebilirim ama ben seni kalbimle sevmiştim.

Hak ettiğin aşkı sunamadığım için değil,senin dünyanda hak ettiğim yerde olamadığım için gittim.Tek tesellim ne biliyor musun ?İyi ki benim sevdiğim gibi sevmedin beni ,yoksa hiç unutamazdım seni çunkü çok yalnızdım.Beraberken yaşadığım yalnızlık ,ayrılırken içine düştüğüm boş kalabalıktan daha kalabalık

O kadar farklıydık ki birbirimizden.Sen kendini kazanmak uğruna,ben,beni kaybetmek pahasına sevmiştim.Ben yolumu yolum yapmıştım, sen geçerken uğramıştın.Hak ettiğim aşkın sen olmadığını biliyorum artık.Ama sen olmasan bunu hiç anlamayacaktım... Teşekkürler

Beni attığın uçurum, hayat merdivenim oldu.Ben acılarıma sarılarak onları sarmayı öğrendim ve şimdi ayaktayım.Sen, yanlış hataları düzeltin, doğruları yanlışa çevirdin .Sana sitem etmiyorum.Sadece şunu istiyorum ;dön ve bende kalan günahını al.sonra git ve hak ettiğin gibi kal!

Evet içimdeki bir uçurumun daha sonuna geldim.Yazdım rahatladım.Yazdıklarımdan çok yazmak istediklerime bak sen.

Olduğun gibi göremedim ama bir gün gördüğüm gibi olman tek dileğim

Kübra, bir alıntı ekledi.
Dün 14:19

"Ben gidemiyorum şimdi.
Ben hiç gidemem ki senden, ben sana kalmaya geldim, seni yanıma almaya geldim."

Sabah Uykum, Ahmet BatmanSabah Uykum, Ahmet Batman

İnsanları anlayamazsınız,
'sana kol kanat olmaya geldim' derler,
kolunu, kanadını kırıp giderler.!

Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
 23 May 12:05 · Kitabı okumayı düşünüyor

BEZ ÇANTA
"Mahalle Mektebi uzak... Kış, soğuk, kar..
Paltom yok... Üşüyorum, ellerim donuyor.
Annem haki renkli kalın bezden bir çanta dikti bana.
Kitabımı, defterimi çantama koyuyorum.
Soğukta elim üşüdüğünden çantayı tutamazdım, kolumun altına
sıkıştırırdım; soğuktan korunmak için elimi de çantanın altına alırdım.

Okul dönüşü eve gelince ellerim sızım sızım sızlar...
Bir akşam, eve geldim yine, annem,
- Çantan nerde? dedi.
Eğilip kolumun altına baktım, çanta yok...
Yolda, soğuktan elim uyuşmuş, parmaklarım duyarlığını yitirmiş,
çantanın düştüğünden haberim bile olmamış.
Dönüp baktım, aradım geçtiğim yolları; çanta yok...

Babam bu olayı, sonraları çok başka türlü anlatırdı:
- Yepyeni bir çanta almıştım...
Çok pahalı bir çanta...
Çok güzel bir çanta... Sağlam çanta...
Üç gözü vardı çantanın.. Hem de kilidi vardı çantanın...

O güzelim çantayı taşıdığı ilk gün yolda düşürmemiş mi elleri üşüyüp de...
Vah benim oğlum... ''Çantan nerede?'' diye sorup da
kolunun altında göremeyince çantayı, başladı ağlamaya...
''Ağlama oğlum, ben sana daha iyisini alırım'' dedim.
"Daha güzel bir çanta aldım..."

Babam böyle anlatırdı; anlata anlata, bu anlattıklarına iyice inanmıştı.
Babam, içinden geçenleri, dileğini anlatıyordu.
Dileğini olmuş sanıp, inanarak anlatıyordu.
Hiçbir zaman,
- Baba öyle değildi... diyemedim.

O gülerek anlatırdı, ben de gülerek dinlerdim.
Çoğumuz kendi suçumuzmuş gibi yoksulluğumuzdan utanırız.
Ben de yıllarca yoksulluk ayıbımdan utandım, taa yazar olana dek...
Çoğunluğun yoksul olduğu ülkede, yoksulluğun değil,
varlıklılığın daha utanılası olduğunu yazarlığa başlayınca anladım."

(...)

"Bir karlı kış günü bez çantamı yolda düşürünce,
babam bana yeni bir çanta almamıştı ama, annem
hemen eski bir kalın kumaştan yeni bir bez çanta daha dikmişti."

Aziz Nesin'in Anıları: Böyle Gelmiş Böyle Gitmez, Aziz Nesin (Nesin Yayınevi)Aziz Nesin'in Anıları: Böyle Gelmiş Böyle Gitmez, Aziz Nesin (Nesin Yayınevi)
Pınar Yiğitcan, bir alıntı ekledi.
22 May 15:05 · Kitabı okuyor

“Merhaba beyaz gemi, ben geldim, ben!
Her zaman yolunu gözleyen, sana dürbünle bakan ben idim!”

Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov (Sayfa 40 - Ötüken Yayınları)Beyaz Gemi, Cengiz Aytmatov (Sayfa 40 - Ötüken Yayınları)

Bu hazan mevsimi koştum sana geldim. Gönül ikliminden bir parça bahar umdum. Cümlelerinin vardığı yerde çiçekler açar bilirim. Konuş, girsin sözcüklerin yüreğime. Bahar çiçekleri sarsın yüreğimi. İlk defa yaşama dair bir umut yeşersin gönlümde. İlk defa erken uyumak isteyeyim.
A.Ak

Sadettin Olgun, bir alıntı ekledi.
22 May 00:13 · İnceledi

KÖR KADININ SÖYLEŞİSİ
YABANCI:
Korku vermiyor mu olanlardan söz etmek?

KÖR KADIN:
Hayır.
Çok uzak kaldı şimdi. Bir başkasıydı.
O zamanlar görebilen, bakarak ve bağırarak yaşayan,
sonra ölen.

YABANCI:
Güç bir ölüm müydü onunkisi?

KÖR KADIN:
Bir acımasızlıktır ölüm, bilmeyenlere karşı.
Güçlü olmak zorundadır insan, ölse bile bir yabancı.

YABANCI:
Yabancı mıydı o kadın sana?

KÖR KADIN:
Diyelim: Öyle oldu sonra.
Ölüm, anayı bile yabancılaştırır çocuğuna.-
Ama korkunçtur elbet ilk günler.
Tek bir yaraydı sanki bütün bedenim.
Her şeyde filizlenip olgunlaşan dünya,
kökleriyle koparıp alınmıştı içimden,
yüreğimle birlikte (öyle geliyordu bana),
tersyüz edilmiş toprak gibi öylece, yatmış,
kendi gözyaşlarımın, ölü gözlerden
sürekli ve sessiz, Tanrı öldüğünde bomboş göklerden
bulutlar dökülmesi gibi yağan
soğuk yağmurlar içiyordum.
İşitme duyum ise engin ve açıktı her şeye.
Duyulamayacak şeyleri duyuyordum:
Saçlarımın üzerinden akıp giden zamanı,
incecik kadehlerle yankılanan sessizliği,-
ve hissediyordum: Ellerimin hemen yakınında,
büyük ve beyaz bir gül solumaktaydı.
Ve hep düşünüyordum: Gece ve gece diye
düşündüğümde, bir gün kadar büyüyecek
bir ışık çizgisi gördüğüme inanıyordum ve yine
inanıyordum ki, çoktandır avuçlarımda tuttuğum
bir sabaha doğru yol almaktayım.
Annemi uyandırıyordum, uyku bütün ağırlığıyla
düşüp gittiğinde yüzümden,
anneme sesleniyordum: “ Anne, gel buraya!
Işığı yak!”
Ve dinliyordum. Uzun, ama çok uzun bir sessizlik,
ve taşlaştığını hissediyordum yastıklarımın,-
bir şeylerin parladığını görüyordum sanki ardından:
Bu, annemin acı acı ağlamasıydı, şimdi
çekip gitsin istiyordum bu olay anılarımdan.
Işığı yak! Işığı yak! Rüyamda bağırıyordum çoğu zaman:
Oda çöktü üzerime. Kaldır onu
yüzümden ve göğüslerimden.
Kaldırmalısın, yukarılara kaldırmalısın,
onu yine yıldızlara yollamalısın;
böyle yaşayamam, gökyüzü üstümdeyken.
Ama, konuştuğum sen misin anneciğim?
Başkası mı yoksa? Kimdir gizlenen?

Kim var pencerenin arkasında? – Kış mı?
Anne: Fırtına mı? Anne: Gece mi? Söyle!
Yoksa: Gündüz mü?…Gündüz mü?
Bensiz mi? Gün nasıl doğar bensiz?
Eksikliğimi duymuyor musunuz hiçbiriniz?
Beni hiç soran olmuyor mu?
Hiç hatırlanmamacasına unutulduk mu?
Biz mi? … Ama sen, oradasın;
henüz her şeyin var, değil mi?
Yüzünün çevresindeki her şeyin amacı
rahatlatmak o yüzü.
Gözlerin dinlendiğinde,
istedikleri kadar yorgun olsunlar,
açılabilirler yeni bir zamana.
Benimkiler ise yargılı susmaya.
Renklerini yitirecek benim çiçeklerim.
Aynalarım donup kalacak.
Kitaplarımda satırlar silinecek.
Kuşlarım kanat çırparken sokaklarda,
yabancı pencerelere çarpıp yaralanacak.
Artık hiçbir şey kalmadı benimle ilintili.
Bütünüyle bırakıldım.-
Ben, bir adayım.

YABANCI:
Ben de denizden geldim.

KÖR KADIN:
Nasıl? Adaya mı? … Dışarıdan mı?

YABANCI:
Sandaldayım daha.
Sessizce yanaştırdım.-
sana. Sallanıyor:
Kıyıya doğru dalgalanıyor bayrağı.

KÖR KADIN:
Bir adayım ben ve yalnızım.
Zenginim.-
Bir zamanlar, o kullanılmaktan
aşınmış eski yollar
varken hâlâ:
Bende acı çekerdim.
Her şey çıkıp gitti yüreğimden,
bilemedim nereye, başlangıçta;
ama sonra hepsini orada buldum,
bütün duygular, ne varsa beni ben yapan,
toplanmıştı, birbirini itip bağırmaktaydı
kıpırdamayan, duvarlaşmış gözlerin önünde.
O aldatılmış duygularım, hep birlikte..
Bilmiyorum yıllar mı sürdü öyle durmaları,
ama ben, hepsinin kırgın, geri döndükleri
ve artık kimseleri tanımadıkları
haftaları biliyorum.

Sonra kapandı gözlere uzanan yol.
Artık onu hiç bilmiyorum.
Şimdi her şey içimde,
Kendinden emin ve tasasız gezinmekte,
iyileşen hastalar gibi dolaşmakta duygular,
dolaşmanın tadını çıkarmaktalar,
bedenim karanlık evinde.
Kimileri oyalanmaktalar
eski anıları okuyarak;
gençler ise
hepsi dışarıya bakmaktalar.
Çünkü sınırlarıma vardıkları yerde
üstümdeki giysi camlaşmakta.
Alnım görüyor şimdi, elim
şiirler okuyor başkalarının ellerinde.
Bastığı taşlarla konuşuyor ayağım,
sesimi her günün duvarlarının arasından
kuşlar alıp götürüyor.
Hiçbir şeyin eksikliğini duymuyorum artık,
Bütün renkler gürültülerin
ve kokuların diline çevrilmiş.
Ve sonsuz bir güzellikte hepsi de,
seslere dönüştüklerinde.
Ne yapayım artık kitapları?
Rüzgâr, tek tek sayfalarını çevirmekte ağaçlarda;
ve biliyorum hangi sözcüklerin yazılı olduğunu,
hafiften yeniliyorum kimi zamanlar.
Ve gözleri çiçekler gb solduran ölüme gelince,
ulaşamıyor benim gözlerime…

YABANCI alçak sesle:
Biliyorum.

Bütün Şiirlerinden Seçmeler, Rainer Maria Rilke (Sayfa 81 - Kültür)Bütün Şiirlerinden Seçmeler, Rainer Maria Rilke (Sayfa 81 - Kültür)