Hayatta hep şanssız oldum zaten...
En yakınımdan gelmişken şanssızlık,
Kimseden beklemedim şanslı olmayı...
Prenses de değildim hiç bir zaman, pembe toz bulutundan hayallerim de yoktu kırılacak... Kendimi kıra kıra öğrendim, hayallerin kırılması daha iyi olurdu, olsaydı pembe hayaller. Ama hiç bir zaman sevmedim pembe rengini, hayallerim yok benim, prensesi olduğum ilk kahramanım da... O yüzdendir kimseden bir şey beklemeyişim, o yüzdendir yalnızlığım...

Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
21 May 01:03 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Arkadaşların sana idealist diyorlardı ve haksız da değillerdi. Daha şimdiden bu çocukların sana ihtiyaçları olup olmadığını, işlerine karışmanın gerçekten gerekli olup olmadığını sormaya başladın. Aslında onlar için ne yapabileceksin ki? Onları kendi yoluna sokup hayatlarını mı değiştirebilirsin? Sen kendini yeyip bitirirken, onlar, içleri rahat, belli bir amaca doğru gidiyor ve ne istediklerini biliyorlar. Hiç olmazsa, onları yalnız uyuşturucu ve paranın mutlu edeceğine inanmışlar. Onları bunun aksine nasıl inandıracak, doğru yolu nasıl göstereceksin? Araya girmezsen er-geç yakalanıp ceza kamplarına gönderilecekler. Ama kendilerini o kadar suçlu görmeyecek, bunu sadece şanssızlık sayacaklar. Ah onları kötü yoldan bir döndürebilseydin! Pişmanlık ruhlarını temizlerdi, suç işlemekten gönüllü olarak vazgeçer ve gerçek sevinci yaşarlardı. Harika bir şey olurdu bu! Ama, mutluluk olarak onlara başka ne verebilirdin?

Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz AytmatovDişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov
Berkay, bir alıntı ekledi.
20 May 12:32 · Puan vermedi

Kendimi teselli için çok defa şöyle derim; Pekala, Pekala, ihtiyar gönül! Başına bir şanssızlık geldi, bunu sanki bir mutlulukmuş gibi al ve tadını çıkar.

Böyle Buyurdu Zerdüşt, Friedrich NietzscheBöyle Buyurdu Zerdüşt, Friedrich Nietzsche
Küçük Hans., bir alıntı ekledi.
14 May 19:33 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

-Kız olmak, daha doğuştan bir şanssızlık mı? Sen erkek olduğun için, doğuştan şanslı sayılırsın.
-Tarihte biçok büyük önemli kadınlar var. Acaba onlara "Erkek olmak ister misiniz?" diye sorulsaydı, erkek olmak isterler miydi? Hiç sanmıyorum. İster kadın, ister erkek olalım, kendi kendimizden memnunsak, şanslıyız demektir.

Şimdiki Çocuklar Harika, Aziz Nesin (Epub)Şimdiki Çocuklar Harika, Aziz Nesin (Epub)
bhmflzf ( Mehmet ), bir alıntı ekledi.
 13 May 02:36 · Kitabı okudu

Gezi Asla Sona Ermez
Efendim köyde yaşlı, çok fakir bir adam varmış. Ama kral bile onu kıskanırmış. Çünkü dillere destan bir beyaz atı varmış. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. İhtiyar demiş ki:
– Bu at, sadece bir at değil bir dost benim için. İnsan dostunu satar mı? 
Dermiş. Bir sabah bakmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: 
– Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın.
 İhtiyar demiş ki:
– Karar vermek için acele etmeyin, sadece ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek olan sadece bu, ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi. yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç, arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, kendi kendine dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.
– İhtiyar, sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün oldu.
İhtiyar demiş ki:
– Karar vermek için gene acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu, ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç, birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında fikir yürütebilirsiniz? 
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemiş açıktan ama içlerinden bu herif sahiden gerzek diye geçirmişler.
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara demişler ki:
– Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın demişler.
İhtiyar cevap vermiş:
 – Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu… Ötesi sizin verdiğiniz karar… 
Ama acaba ne kadar doğru… Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir neler olacağı size asla bildirilmez…
Birkaç hafta sonra, düşmanlar çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp kölediye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler:
– Gene haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…
İhtiyar:
– Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Tanrı biliyor.

 Lao Tzu, etrafına anlattığında öyküsünü şu nasihatle tamamlarmış:
“Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durmasıhalidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.Karar vermek, bilgelik gerektirir, unutmayın…”

Sen, Erol Anar (Sayfa 72 - Chiviyazıları, 1. Basım, 2003)Sen, Erol Anar (Sayfa 72 - Chiviyazıları, 1. Basım, 2003)

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “ Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. İnsan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü, ihtiyarın başına toplanmış: “ Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler.

İhtiyar: “ Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “ Sadece at kayıp” deyin, “ Çünkü gerçek bu, ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. çünkü bu olay henüz bir başlangıç. arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. “babalık” demişler, “sen haklı çıktın. atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “sadece atın geri döndüğünü söyleyin. bilinen gerçek sadece bu. ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.”

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden “bu ihtiyar sahiden saf” diye geçirmişler. bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. köylüler gene gelmişler ihtiyara. “bir kez daha haklı çıktın” demişler. “bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. oysa sana bakacak başkası da yok. şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. ihtiyar “siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.

“ O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı, gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz”

Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış, çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş. Giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, yine ihtiyara gelmişler. “ Yine haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “ Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…”

“ Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
“ Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

Serkan Mutlu, bir alıntı ekledi.
26 Nis 13:02 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

53
(…) Beş şey bilmek, ve nazik bir biçimde, başka şeylerin bilgisini geri çevirmek. «Doğruluk», bu sözcüğün, her peygamberin, her mezhepçinin, her özgür tinlinin, her sosyalistin, her kilise adamının anladığı anlamıyla, küçük, en küçük bir doğrunun bulunması için bile gerekli tinsel yetişme ve kendini aşmanın daha başlangıcında olunmadığının tam bir kanıtıdır. —Şehit olarak ölmek, arada söyleyelim, tarih için büyük bir şanssızlık olmuştur: bu, baştan çıkarmıştır. Bütün ahmakların, bu arada kadınların ve halkın da çıkardığı sonuç; birisi onun uğruna öldü diye (ya da, hatta, ilk Hristiyanlıktaki gibi ölüme susamışlık-salgınları yarattı diye), bir konunun öneminin ortaya çıktığı sonucu, —bu sonuç, incelenmeye, inceleyici ve dikkatli tine, ölçülmez derecede ket vurmuştur. Şehitler, doğruluğa zarar vermişlerdir. Bugün bile, en sıradan tarikatçılığın saygın bir san elde etmesi için tek bir kaba kovuşturmaya uğraması yetiyor. —Ne yani? birisi onun için yaşamı terkediyor diye, bir şeyin değerinde bir değişiklik mi meydana geliyor? (…)

Deccal, Friedrich NietzscheDeccal, Friedrich Nietzsche

Sözlerin, değerinin yaşanmadığı zamanlarda olmak ne şanssızlık!