"Allah, insan nefsine fücûrunu da takvasını da ilham etmiş." Yani ona iyilik ve kötülüğün kaynakları olan kabiliyetleri birlikte vermiştir. Dolayısıyla "Nefsini temiz tutan kurtuluşa ermiş, onu kirletense hüsrana uğramıştır.”
Kur'an-ı Kerim'de nazar konusuna doğrudan olmasa da dolaylı olarak işaret eden ayetler vardır. Kalem Suresi'nin 51. ayetinde Kur'an'ı işiten inkârcıların onun derin anlamını, belâgatını ve Hz. Peygamber'in bu şerefe nail oluşunu kıskandıkları haber verilerek, "Nerdeyse gözleriyle seni yere yıkıp öldürecekler." denilir. Elmalılı Muhammed Hamdi gözlerin karşısındakine bakışına göre iyi veya kötü bir etkisinin olacağını, bazısının elektrik gibi dokunup çarpacağını, manyetize edeceğini; bir kısmının ise hasedinden tuzak kurmaya kalkışacağını ve hedefine ulaştığında göz değmesinin gerçekleşeceğini söyler. Nazarın varlığına dolaylı şekilde temas ettiği kabul edilen ikinci beyan, Hz. Yakub'un çocuklarını Mısır'a gönderirken şehre aynı kapıdan değil ayrı ayrı kapılardan girmelerini tavsiye ettiğini anlatan ayettir. (Yusuf, 67)
Hz. Yakub'un "Rüyanı kardeşlerine anlatma." öğüdünden çıkartabileceğimiz ders, Müslümanların fitneci ve din konusunda gevşeklik gösteren insanların yanında dikkatli olması ve Müslümanlarla ilgili olabilecek güzel gelişmelerin böyle kişilere anlatılmaması gerektiğidir. Batılılar tarafından yazılmış kişisel gelişim kitaplarında da bu tavsiyeyi görürüz. "Eğer ciddi bir planınız varsa bunu herkese anlatmayın." derler. Bu öğüt tasavvufi metinlerde de yer alır. Niçin anlatmayalım? Temelde bunun iki sebebi vardır. Birincisi; kendimizde hissettiğimiz bazı kabiliyetlere güvenerek bir hayal kurduğumuzda, bir plan yaptığımızda bunu önümüze gelenle paylaşmak bu hayalden caydırabilecek tepkilerle karşılaşmamıza sebep olabilir. İkinci sebep ise kıssada da yer yer telmihte bulunulan nazar değme ihtimalidir.
Hz. Peygamber görülen bir rüyanın, kişi onu anlatmadıkça bir kuşun ayağında asılı gibi olduğunu, ne zaman tabir edilirse o zaman konacağını bildirmiş; rüyalarımızı anlatacağımız kişinin akıllı, bilgili, bizi sevdiğini bildiğimiz ve güzel nasihatlerde bulunacak yani hayra yoracak kişiler olması gerektiğini söylemiştir.