“Zamanın düzeni bozulmuş…
Ah, ne talihsizlik ki onu düzeltmek bana kaldı.
İnsan, kendi aklıyla kurduğu bu dünyada
yine kendi yarattığı çürümüşlükle sınanıyor.
Görünen ile gerçek arasındaki o ince çizgide herkes bir rol oynuyor,
ve hiç kimse gerçekten olduğu kişi değil.."
Bir düşünsene ama işte bu düşüncede uzun yaşamayı cehennem eden.
yoksa kim dayanabilir ki zamanın kamçısına, zorbanın kahrına, gururun çiğnenmesine,
sevginin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş, yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine.
kim dayanabilir kötülere kulluk etmesine iyi insanın,
bir göğsüne bıçak saplamak varken kim dayanabilir.
Kim ister ki tüm bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inim inim inleyip ter dökmek
Ölümden sonraki bir şeyden bu kadar korkmasa,
bu kimsenin gidip de dönmediği
o bilinmez dünya ürkütmese bu kadar yüreğini kim dayanabilir?
Bilinç .. bilinç böyle korkak ediyor hepimizi.
Düşüncenin o soluk ışığı bulandırıyor gönülden gelen o doğal rengini
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar..
Hamnet, bir çocuğun ölümünden yola çıkıp yasın en derin hâlini anlatan sarsıcı ve ağır bir roman. Çoğunlukla William Shakespeare’in hayatına değinse de, asıl merkezde bir annenin acısı ve sessiz çöküşü var. Kitap boyu kendinizi yasta hissedebilirsiniz.
Kitabın en etkileyici yönlerinden biri, yasın farklı biçimlerini göstermesi. Bir annenin, bir babanın ve bir ailenin kayıpla baş etme biçimleri birbirinden çok farklı ama bir o kadar da gerçek. Bu yüzden Hamnet, sadece tarihi bir roman değil; aynı zamanda evrensel bir insanlık hikâyesi.
Maggie O’Farrell’in şiirsel diliyle anlatılan hikâye, yavaş ilerliyor ama duygusal etkisi giderek büyüyor. O acı ince ince işleniyor diyebiliriz.
Gürültüsüz ama derin bir kitap; bitince geriye bir hikâyeden çok bir his bırakıyor. Dram severler için ideal bir roman.