Ah şu ana babalar. “Onu iyileştirin,” derlerdi hep, “onu, sofra adabını bilen ve bizim kararlaştırdığımız geleceği kabullenen biri olacak biçiminde iyileştirin!” Dr. Fried içini çekti. Zeki, dürüst, iyi yürekli ana-babalara bile çocuklarını aldatmak kolay geliyordu. Kendilerinin hiçbir zaman tenezzül etmeyeceği aldatmacaları, gösterişçiliği, kibirliliği, rahatlıkla çocuklarına uygulayabiliyorlardı. Ah! Farkında olmadan içini çekmişti gene. Çünkü kendisi hiç çocuk doğurmamış ya da bakmamıştı ve birden, Deborah kendi çocuğu olsaydı, birçok şeye göz yumarak ya da tutkulara kapılarak, erişilmez düşler satın alıp bunları gerçekleştirmesi olanaksız bir Deborah’ın üzerine yükler miydi acaba, diye düşünmüştü
Dr. Fried, yaşamı boyunca gerçek ruh sağlığını hiç tanımamış olan bir insanın duygularını betimlemeye çalıştı.Bu hastalığı hiç doğrudan çekmemiş kişiler olarak, bizler "Onun nasıl bir yalnızlık ve dehşet içinde olduğunu ancak tahmin edebiliriz. Biliyorsunuz, şimdi gerçek olarak bildiği bütün geçmiş yıllarını iptal edip başka bir dünya biçimine inanması isteniyor ondan. Şu anda Deborah’ın hastalığı, sağlıklı olabilmek için verilen umutsuz bir savaş niteliğinde"