Evin yolunu yitirdim Emir. Ne olurdu şu kalabalıkta karşıma çıkıversen... Seni ararken bütün yüzler aynı. Hepsi kırmızı yanaklı, tombul. Hepsi sağlıklı, güneş yanığı köylü suratları. Şimdi yüzün, senin olmaktan öte, “yüz” denilen şeyi anlatıyor bana. İnsanlara bakarken sağda solda, suratlarındaki koca boşluk, koca yokluk, bir “yüz”e sahip olmamaları
Küçük bir eğlence alanına vardım. Çocuklar bir köşede ellerindeki cam parçalarını ateşe tutmuş, isliyor. Güneş tutulacakmış bugün. “Hem de halkalı!” Öyle söyledi güzel gözlü esmer bir çocuk. İleride birkaç tanesi çember çeviriyor, kahkahaları buraya kadar geliyor. Onlara kendi gülüşümle eşlik etmek istiyorum. İçimde, nemli duvarların ardından açık havaya çıkarılmış o hüzün, derin bir kedere dönüşüyor giderek. Gülmek isterken kimin sesini bağırıyorum böyle?
Bedenimi sanki dışarıdan izliyorum. Bedenimde olmaktan ölesiye korkuyorum çünkü. Bir hançer daha var Emir, bu hançerin yıllarca özlediği kan, benim etim. Bu hançer yıllarca bana doğru yürüdü. Bense onun getireceği yaraya hazırlandım. Yastığımın altında kendi hançerim, ancak öyle uyuyabildim. Sırtım bütün giysilere, bütün duvarlara, ardımda bıraktığım tüm o yollara, kentlere ve onları çevreleyen dağlara karşın çıplaktı. Gövdem korkusunun o hançerde artık son bulmasını istiyor belki de. Bu yüzden ona soyundu. Bunca zaman neden gölgelerde, karanlıklarda yaşadığımı bir bilseydin…
Keşke yanımda olsaydın şimdi. Onca zaman sonra günışığında dışarı çıktığımda bana eşlik etsen ne güzel olurdu. Hem birlikte bakıp eğleneceğimiz çok şey var burada