Hı?
Bilimsel Araştırmalara göre çocuklarına düzenli kitap okuyan ebeveynlerin çocuklarında dil gelişimi daha hızlı oluyor. Neden daha hızlı oluyor: Kelime dağarcığı genişliyor Günde 20 dk kitap okunan çocuk, 5 yaşına kadar yaklaşık 1.4 milyon kelime daha fazla duyuyor. Konuşmada “gel, git” derken kitap dinleyen çocuk “koş, zıpla, tırman” gibi 3-4 kat fazla fiil öğreniyor. Beyin bağlantıları güçleniyor 2019’da Cincinnati Çocuk Hastanesi’nin fMRI çalışması: Kitap okunan çocukların beyninde dil ve görsel anlama bölgeleri arasında bağlantı daha kuvvetli. Yani hikayeyi hem dinliyor hem zihninde canlandırıyor. Cümle yapısı oturuyor Anne-baba günlük konuşurken genelde 4-5 kelimelik cümle kurar. Kitapta ise “Nasreddin hoca, eşeğe ters binerek okuduğu kitaplarla çocukları hem şaşırttı hem mutlu etti” gibi karmaşık yapılar var. Çocuk farkında olmadan gramer öğreniyor. Cümle yapısını anlıyor. Dikkat süresi uzuyor Ekran yerine kitap = 10 dk bile olsa odaklanma antrenmanı. Bu da sonra okulda ders dinlemeyi kolaylaştırıyor. Ama püf nokta şu: “Düzenli” ve “etkileşimli” okuma. Sadece okuyup geçmek değil, “Sence kurt neden böyle yaptı?” diye sormak fark oluşturuyor. Peki siz çocuklarınıza kitap okuyor musunuz?
Alıntı
HAZİRAN AYI OKUDUKLARIIM VE TBR
merhabalaarrr geçen gün bi iletimde bana kitap önermenizi istemiştim biraz yoksulluktaydım daa😭😊💗ve hepinizin önerdiiği kitapların çoğunu okumaya çalıştım bugüne kadaarr ve haziran ayı tbrsini ve okuduklarımı paylaşmak istediim 🐽💝 ayın ortasına geldik bile, ben de hem haziran başından beri büyük bir merakla bitirdiğim kitapları hem de ayın kalan günlerinde okumak istediğim o listeyi (yani şu tbr olayını) sizinle paylaşmak istedim. hadi gelin biraz konuşalım, dertleşelim! 👇✨ 📚 haziran başından beri bitirdiklerimm Ölüm Beni Bulana Dek : ismini ilk gördüğüm andan itibaren beni çok hüzünlü ve duygusal bir hikayenin beklediğini biliyordum aslında ama bu kadarını ben de tahmin etmemiştim. okurken gerçekten içimin burkulduğu, karakterlerin hislerini resmen kalbimde hissettiğim bir süreç oldu. duygusal dozu o kadar yüksek ve o kadar naif işlenmişti ki, hüzünlü kitapları sevenlerin kesinlikle şans vermesi gereken, insanı kendi içine döndüren çok etkileyici bir kurguydu. 🥺💔 Akhilleus’un Şarkısı : mitolojik hikayelere ve o evrenlerin büyüleyici atmosferine zaten çocukluğumdan beri apayrı bir ilgim var ama bu kitap benim için apayrı bir yerde duruyor artık. o kadar zarif, o kadar ince ince işlenmiş bir anlatımı vardı ki, her sayfasında o antik dünyanın havasını soludum resmen. ama o son sayfalar... canımı o kadar çok yaktı ve beni o kadar derin bir çaresizlikle baş başa bıraktı ki, kitabı kapattığımda gözyaşlarımı tutamadığımı itiraf etmeliyim. tam anlamıyla yürek burkan bir şaheserdi. 😭🏛️ Kargalar Meclisi : işte bu ayın benim için en büyük bombası ve heyecan kaynağı kesinlikle buydu! Kaz Brekker ve onun o her biri birbirinden yaralı, tekinsiz ama bir o kadar da sadık çetesiyle tanışmak harika bir deneyimdi. Ketterdam’ın o dumanlı, tehlikeli ve karanlık sokaklarında onlarla birlikte o imkansız, tam bir
İleti
Reklam
Sahte şikayetler değil gerçekler dikkate alınmalı !
Buradan yönetime 1000Kitap seslenmek istiyorum. Ben gerçek bir okurum; paylaştığım alıntılar ve incelemeler tamamen gerçektir. Üstelik alıntılarımı kitabın sayfa numarasını da belirterek paylaşıyorum. Paylaştığım bir alıntının “sahte alıntı” gerekçesiyle kaldırılması beni şaşırttı. Merak ediyorum: Bu şikayetler gerçekten kitabı okumuş kişiler tarafından mı yapılıyor, yoksa insanların paylaşımlarında kusur arayan sahte veya amacı dışında kullanılan hesaplar tarafından mı? Bir paylaşımın, doğruluğu yeterince incelenmeden birkaç şikayet üzerine kaldırılmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Gerçekten kontrol ve doğrulama yapılmadan alıntıların kaldırılması, emek veren okurları mağdur ediyor. Paylaşımlarımın yeniden incelenmesini ve bu konuda daha sağlıklı bir denetim mekanizmasının uygulanmasını rica ediyorum. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim 1000Kitap Destek
Vurulacağımı biliyordum ama vuran şaşırttı.
Alıntı
Eski yaşadığım yerin yolları değişmiş misafirliğe gideceğiz öyle bi dolanıyoruz ki yer yön algım hiç bir şey kalmadı labirent gibi. Köy kasaba olan bu yere yüksek standartlı yolların yapılması da ayrıca şaşırttı beni
Huzurlarınızda Kore yapımı Start-up
Platformun doğasından biraz çıkarak dizi analizi yapmak istiyorum. Start-Up’ı sadece romantik drama olarak görmek eksik kalıyor. Bence dizi aslında hayattaki zor seçimleri anlatıyor. En başta anne-baba boşanması gibi sahnelerde kimin yanında kalınacağına dair yapılan seçimlerin temelleri var. Çocukken verilen bu tür kararların, ileride insanın içinde yıllarca süren “doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım?” sorgusuna dönüşmesini çok iyi temsil ediyor. Dal-mi ve In-jae ayrımı da sadece kardeş çatışması değil; güvenli hayat ile sevgi/bağlılık arasında sıkışmış iki farklı yön gibi. İnsan farklı hayat ihtimalleri arasında sürekli tereddüt ediyor ve dizinin ana hissi de bu: seçtiğin hayatın diğer versiyonunu hep merak etmek. Nam Do-san ve Ji-pyeong seçimine gelirsek… Diziyi izlerken başta kendimi net şekilde Ji-pyeong’a endekslemişken, ilerleyen bölümlerde kendi fikrimin Do-san’a kayması beni şaşırttı. Ji-pyeong’u romantik partner olarak düşündüğümde dizinin yorumlarında söylendiği kadar “safe” görmüyorum aslında. 15 sene boyunca tek bir adım atmaması bir yana, Dal-mi’nin Amerika’ya gidişinden sonraki 3 yılda da, daha önce hoşlandığını bilmesine rağmen yine adım atmaması bunu benim gözümde olumlu bir yere koymayı zorlaştırıyor. Güçlü ve olgun bir karakter gibi dursa da romantik anlamda pasifliği ciddi bir risk. Nam Do-san tarafında ise başlangıçta Dal-mi’yi gerçekten sevmediğini, daha çok olayın büyüsüne kapıldığını düşünüyorum. O “o hayatın içine çekilme” hali vardı. Ama sonra yavaş yavaş kendi benliğini ele almaya başladığını görüyoruz. Bunu en iyi, takım elbise yerine günlük kıyafetlerini giyip “ben buyum” dediği sahnede hissediyoruz. O noktadan sonra artık performans yapan biri olmaktan çıkıp kendi kimliğini kurmaya başlıyor. Ve belki de en önemlisi: Dal-mi’den bağımsız
Reklam
Reklam