José Saramago’nun Körlük romanı, okuduğum en sarsıcı kitaplardan biri oldu. Konusu basit gibi görünse de, insan doğasını çok derinden sorgulayan bir hikâye anlatıyor. Bir şehirde insanlar aniden kör olmaya başlıyor. Bu körlük bulaşıcı gibi yayılıyor ve toplum kısa sürede çöküyor. Yiyecek kalmıyor, düzen bozuluyor, herkes sadece kendi derdine düşüyor.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, insanların çok hızlı bir şekilde bencilleşmesi oldu. Normalde medeni, kibar görünen insanlar, körlükten sonra hayatta kalmak için birbirine acımasız davranıyor. Yine de arada insanca davranan birkaç kişi var, bu da umudun tamamen bitmediğini hissettiriyor. Özellikle doktorun karısının hâlâ görebiliyor olması ve diğerlerine yardım etmeye çalışması beni çok etkiledi.
Saramago’nun yazım tarzı biraz farklı; uzun cümleler, az noktalama işareti var ama bir süre sonra bu tarzına alışıyorsun. O zaman hikâye daha akıcı geliyor. Kurgu çok iyi işliyor, olaylar mantıklı bir şekilde ilerliyor ve kitabın temposu hiç düşmüyor.
Körlük bana şunu düşündürdü: Aslında hepimiz, görmemize rağmen birçok şeye körüz. İnsanlığın en karanlık tarafını göstermek için “körlük” çok güçlü bir sembol olmuş. KörlükJosé Saramago
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,8bin okunma