Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabı, okurken beni en çok zorlayan ama aynı zamanda en çok etkileyen kitaplardan biri oldu. Açıkçası başta ne okuduğumu tam anlayamadım. Hikâye çok net ilerlemiyor, olaylar bazen karışıyor, gerçek ile hayal birbirine giriyor. Ama biraz sabredince kitabın asıl gücünün burada olduğunu fark ettim.
Kitapta anlatıcı sürekli bir iç hesaplaşma halinde. Yalnızlık, karamsarlık ve hayata karşı bir yabancılaşma hissi çok yoğun. Okurken sanki birinin zihninin içine girip onun en karanlık düşüncelerini dinliyormuşum gibi hissettim. Bu da kitabı hem ilginç hem de biraz rahatsız edici yapıyor.
En çok hoşuma giden şey, kitabın atmosferi oldu. Sürekli bir sıkıntı, bir huzursuzluk var. Ama bu bilinçli yapılmış gibi. Yazar, okuru rahat ettirmek istemiyor zaten. Tam tersine, o karanlık duyguyu hissettirmek istiyor. Bence bunu çok iyi başarmış.
Kör Baykuş klasik bir roman gibi değil. Başı, ortası, sonu net olan bir hikâye bekleyenler için zorlayıcı olabilir. Ama daha çok insanın iç dünyasına odaklanan, duygular üzerinden ilerleyen bir kitap. Bu yüzden herkesin seveceği bir kitap olmayabilir ama farklı bir şey okumak isteyenler için kesinlikle değerli.
Sonuç olarak, Kör Baykuş anlaşılması kolay bir kitap değil ama hissettirdikleri çok güçlü. Okuduktan sonra aklımda net bir hikâyeden çok bir duygu kaldı: karanlık ve yalnızlık. Bu yönüyle bence unutulmayacak bir kitap.
José Saramago’nun Körlük romanı, okuduğum en sarsıcı kitaplardan biri oldu. Konusu basit gibi görünse de, insan doğasını çok derinden sorgulayan bir hikâye anlatıyor. Bir şehirde insanlar aniden kör olmaya başlıyor. Bu körlük bulaşıcı gibi yayılıyor ve toplum kısa sürede çöküyor. Yiyecek kalmıyor, düzen bozuluyor, herkes sadece kendi derdine düşüyor.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, insanların çok hızlı bir şekilde bencilleşmesi oldu. Normalde medeni, kibar görünen insanlar, körlükten sonra hayatta kalmak için birbirine acımasız davranıyor. Yine de arada insanca davranan birkaç kişi var, bu da umudun tamamen bitmediğini hissettiriyor. Özellikle doktorun karısının hâlâ görebiliyor olması ve diğerlerine yardım etmeye çalışması beni çok etkiledi.
Saramago’nun yazım tarzı biraz farklı; uzun cümleler, az noktalama işareti var ama bir süre sonra bu tarzına alışıyorsun. O zaman hikâye daha akıcı geliyor. Kurgu çok iyi işliyor, olaylar mantıklı bir şekilde ilerliyor ve kitabın temposu hiç düşmüyor.
Körlük bana şunu düşündürdü: Aslında hepimiz, görmemize rağmen birçok şeye körüz. İnsanlığın en karanlık tarafını göstermek için “körlük” çok güçlü bir sembol olmuş.